Edebiyat dünyasının en üretken simalarından Georges Simenon, polisiye edebiyatını kökten değiştiren Belçikalı bir yazardır. Eserlerini ana dili olan Fransızca ile kaleme alan usta yazar, kurguladığı derinlikli polisiye öyküler sayesinde türün en büyük isimleri olan Agatha Christie ve Sir Arthur Conan Doyle ile aynı prestijli zirveyi paylaşmaktadır. Hayatı boyunca 450’den fazla eser üreten Simenon, 550 milyona ulaşan inanılmaz kitap satış rakamıyla adını tarihe altın harflerle yazdırmıştır. Sıra dışı yazma hızı ve gözlem yeteneği sayesinde dünya çapında başarılar kazanan edebiyatçı, 3 Eylül 1989 tarihinde yaşamını yitirmiştir. Ünlü yazarın doğumunun yüzüncü yıldönümü olan 2003 yılı, dünya genelinde düzenlenen özel etkinliklerle kutlanmıştır.
Liege Sokaklarında Başlayan Zorlu Hayat Mücadelesi
Desire ve Henriette çiftinin ilk çocukları olarak dünyaya gözlerini açan Georges Simenon, çocukluk ve ilk gençlik yıllarının neredeyse tamamını Liege sokaklarında, farklı insan manzaralarını gözlemleyerek geçirmiştir. Küçük yaşta zekasıyla parlayan Georges, henüz üç yaşındayken okuma yazma öğrenerek çevresindekileri derinden şaşırtmıştır. Eğitim hayatı oldukça parlak başladı. Saint-Andre Enstitüsü'nde aldığı temel eğitimin ardından Saint-Louis Lisesi’nde eğitimine başarıyla devam etmiştir. Ancak hayat ona sürpriz yaptı. Babasının kalbinde ciddi rahatsızlıklar başladı. Bu yüzden okulu bırakmak zorunda kaldı. Ailesinin geçimine destek olabilmek amacıyla gençlik yıllarında çok sayıda düşük gelirli işte çalışmak durumunda kalmıştır.
Genç yazar, 1919 yılında Gazette de Liege adındaki yerel gazetede muhabirliğe adım atmıştır. Henüz 16 yaşındayken başladığı bu görev, onun toplumun her kesiminden insanla yakın bağlar kurmasını sağlamıştır. Şehrin önde gelen isimlerinden polislere, hatta suç dünyasının karanlık figürlerine kadar uzanan geniş bir çevre edinmiştir. Gençlik yıllarında Gazette de Liege bünyesinde editörlük yaptığı zaman diliminde edindiği olağanüstü yazma alışkanlığı, ilerleyen dönemlerde günde yetmiş sayfanın üzerinde yazabilen benzersiz bir edebiyat makinesine dönüşmesini kolaylaştırmıştır. Gazetede çalıştığı yıllarda G. Sim takma adını kullanarak 150’den fazla makale kaleme almıştır. Yazar, ilk roman çalışması olan 'Au Pont des Arches' isimli eserini de yine 1919 senesinde tamamlamıştır. Eserini, gazetede kullandığı bu takma isimle ancak 1921 yılında yayımlama şansı bulabilmiştir.
Paris Günleri ve Komiser Miagret'nin Doğuşu
Babasının 1922 yılındaki vefatının hemen ardından Paris’e göç eden yazar, burada yeni bir hayata başlamıştır. Fransız başkentinde geçirdiği 1922-1933 yılları arasında adeta durmaksızın üreterek 150'den fazla roman ve hikaye yazımı üstlenmiştir. Bu yoğun temponun ortasında, 1933 yılında ressam Regine Renchon ile dünya evine girmiştir. Usta yazar, 1929 yılında Joseph Kessel’in yoğun teşvikleri sonucunda, edebiyat tarihine geçecek efsanevi bir karakter yaratmıştır. Bu karakter, okuyucuların kısa sürede sevgilisi haline gelen meşhur Komiser Jules Miagret'dir. Eserlerinin başarısıyla maddi durumu düzelen yazar, dünyayı gezerek yeni kitapları için taze materyaller toplamıştır. Bu seyahatler kapsamında Mısır, Afrika, Panama ve Fransa gibi pek çok farklı coğrafyayı ziyaret etmiştir.
Gezilerinde karşılaştığı benzersiz yaşayışlar ona şu bölgelerde ilham vermiştir.
- Gizemli Mısır ve egzotik Afrika toprakları,
- Büyük fırsatlar sunan Amerika kıtası,
- Kanalıyla ünlü Panama ve sanat kokan Fransa.
Savaş Yılları, Amerika Macerası ve İsviçre'deki Son Günler
İkinci Dünya Savaşı'nın zorlu ve karanlık yıllarında Fransa'da baş gösteren ciddi kağıt kıtlığı nedeniyle eserlerini dilediği gibi bastıramayan ünlü kalem, ülkedeki kalitesiz yaşam şartlarından ve kendisine yöneltilen haksız suçlamalardan bunalmıştır. Usta yazarın yeni rotası Amerika oldu. Burada yeni bir evlilik yaptı. Avrupa hasreti sonunda ağır bastı. Simenon, on yıllık Amerika macerasının ardından 1955 senesinde nihayet eski kıtaya geri dönüş yapmıştır. İki yıl Fransa’da kaldıktan sonra İsviçre’ye yerleşerek sakin bir yaşama adım atmıştır. Burada hayatının sonuna kadar büyük bir şevkle sürdüreceği otobiyografi serisini kaleme almaya koyulmuştur. Bu devasa otobiyografi çalışması, zamanla 21 ciltten oluşan muazzam bir külliyata dönüşecektir. Yaşlılık yıllarında roman yazmayı azaltarak anı, tıp ve psikoloji gibi alanlara yönelmiştir. Eserlerinin televizyon ve sinemaya uyarlanması ise onun küresel şöhretini zirveye taşımayı başarmıştır.
Hayatının son virajında, 1978 yılında kızı Marie-Jo'nun intihar haberiyle sarsılarak derin bir yasa boğulmuştur. Lozan kentinde gözlerini sonsuzluğa yumdu. Cenaze töreninin ardından, geride bıraktığı vasiyeti gereğince oğulları acı haberi ancak basından öğrenebilmiştir. Edebiyatın pek çok kulvarında koşan bu büyük usta, okurlarının gönlünde yaşamaya devam etmektedir.
