Fransız edebiyatının asi ve hüzünlü kalemi Françoise Sagan, henüz 18 yaşındayken kaleme aldığı ilk romanıyla dünya çapında fırtınalar koparmıştı. Burjuva kökenli genç yazar, 21 Haziran 1935 tarihinde Fransa'nın Cajarc kasabasında varlıklı bir ailenin en küçük kızı olarak dünyaya gözlerini açtı. Asıl adı Françoise Quoirez olan yazar, eserlerinde Marcel Proust esintisinden aldığı Sagan soyadını takma isim olarak tercih etti. Geleneksel ölçütleri yerle bir eden cesur kalemiyle tanınan sanatçı, hem çalkantılı yaşamı hem de özgür ruhlu karakterleriyle döneminin sınırlarını sonuna kadar zorladı.
Burjuva Sınıfından Edebi Başkaldırıya Uzanan İlk Adımlar
Gençlik yıllarında hayvanlara olan büyük sevgisiyle dikkat çeken Françoise, o dönemlerde yakın çevresi tarafından 'Kiki' lakabıyla çağrılıyordu. Bir şirketin genel müdürü olan babası ve toprak sahibi bir aileden gelen annesi sayesinde refah içinde büyüdü. İkinci Dünya Savaşı'nın karanlık yıllarında ailesiyle birlikte Dauphiné'e, ardından da Vercors'a göç etmek zorunda kaldı. Savaşın bitimiyle birlikte hayallerinin şehri Paris'e yerleşen genç kız, edebi ve entelektüel atmosferi solumaya başladı.
Eğitim hayatı ise pek parlak ilerlemedi. Lise dönemini 1953 yılında tamamladıktan sonra Sorbonne Üniversitesi'nin giriş sınavlarında başarısız oldu. Buna rağmen pes etmeyerek aynı okulun felsefe bölümüne kaydolmayı başardı. Ne var ki felsefe eğitimi ona göre değildi. Henüz ilk sınıftayken bu okuldan tamamen ayrılarak kendi yollarını çizmeye karar verdi.
Takvimler 1954 yılını gösterdiğinde ise dünya edebiyat tarihini derinden etkileyecek o meşhur adımı attı. Henüz on sekiz yaşındayken tamamladığı ve dünya genelinde büyük sükse yaratan Günaydın Hüzün (Bonjour Tristesse) adlı ilk romanı, yayınlandığı anda küresel çapta inanılmaz bir başarıya ulaştı. Eser kısa sürede iki milyondan fazla satış rakamı yakalayarak en az on beş farklı dile çevrildi. Kitapta, zevk ve sefaya düşkün babasıyla birlikte eğlence dolu bir yaşam sürdüren on yedi yaşındaki Cécile'in hikayesi anlatılıyordu. Genç kızın sevgilisiyle ilişkileri ve babasının çalkantılı ilişki tercihleri üzerinden yürüyen roman, o dönem büyük yankı uyandırdı. Romanın sunduğu bu melankolik atmosfer, yıllar sonra Simon - Garfunkel ikilisinin dillere pelesenk olan 'The Sounds of Silence' şarkısına da esin kaynağı olacaktı. İlk romanın getirdiği devasa kazançla birlikte Paris'te lüks bir daire ve spor bir araba alan yazar, artık dönemin gençlik ikonu haline gelmişti.
Şöhret, Özgür Aşk ve Hız Tutkusu
Yazarlık ismini Marcel Proust'un başyapıtı olan Kayıp Zamanın İzinde kitabındaki 'Sagan Prensesi' karakterinden alan yazar, yaşam tarzıyla da tabuları yıkıyordu. Romanlarında resmettiği karakterler, tıpkı Jerome David Salinger eserlerinde olduğu gibi, yerleşik düzenle çatışan büzülmüş bir gençlik kuşağının simgesi haline dönüştü. Sagan, sıradan bir yaşam sürmekten her zaman kaçındı. Amerika Birleşik Devletleri'ne seyahat etmekten büyük keyif alan yazar, bu gezilerinde Truman Capote ve Ava Gardner gibi ikonik isimlerle bir arada objektiflere yansıyordu. Hız tutkusu da en az edebiyatı kadar hayatının merkezindeydi. Nitekim 14 Nisan 1957 tarihinde Aston Martin marka spor otomobiliyle yaşadığı korkunç kaza sonrasında günlerce komada kaldı.
Özel hayatındaki ilişkiler sınır tanımıyordu. İlk evliliğini 13 Mart 1958'de kendisinden yirmi yaş büyük olan editör Guy Schoeller ile gerçekleştiren yazar, aradığı mutluluğu bulamayarak Haziran 1960 tarihinde eşinden boşandı. 10 Ocak 1962 tarihinde Robert Westhoff ile ikinci kez nikah masasına oturan Sagan'ın bu evlilikten bir yıl sonra Denis Westhoff adında bir erkek çocuğu dünyaya geldi. Evlilikleri 1963 yılında son bulduktan sonra yaşamını lezbiyen ilişkilerle sürdürmeyi tercih etti. Moda tasarımcısı Peggy Roche ile başlayan birlikteliği, daha sonra evli bir erkek olan Bernard Frank ile kesişti. İlerleyen dönemde ise Fransız Playboy dergisinin editörü Annick Geille ile bir başka kadın kadına ilişki yaşadı.
Bağımlılılıklar, Sanatsal Üretkenlik ve Veda
1996 yılına gelene dek onlarca farklı eser üreten Françoise Sagan'ın benzersiz eserleri sinema dünyasının da ilgisini çekti ve gümüş ekrana uyarlandı. Sinema sektöründeki bu ağırlığı, 1979 yılında düzenlenen 32. Cannes Uluslararası Film Festivali'nde ana yarışmanın jüri başkanlığına getirilmesiyle taçlandı. Ancak yazarın parıltılı dünyası, karanlık bağımlılıklarla gölgelendi. Hayatının çeşitli dönemlerinde uyuşturucu bağımlılığıyla boğuşan Sagan, 1990'lı yıllarda kokain bulundurmak ve kullanmak suçundan tutuklandı.
Bağımlılığıyla ilgili anlatılan meşhur bir anekdot, onun aykırı karakterini gözler önüne sermektedir. Evinde arama yapmaya gelen polis köpeğinin saklanan uyuşturucu maddeyi bulup yalaması üzerine Sagan, görevli memura sakinlikle dönerek, 'Bak! O da bunu sevdi.' diyerek alaycı tavrını korumuştur.
Fransız edebiyatının en özgür ruhlu sesi, 24 Eylül 2004 tarihinde Fransa'nın Honfleur beldesinde henüz 69 yaşındayken akciğer embolisi sebebiyle yaşamını yitirdi. Vefatının hemen ardından taziye mesajı yayınlayan dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, ülkenin en seçkin, en duyarlı ve en parlak edebi dehalarından birini kaybettiklerini büyük bir üzüntüyle dile getirdi. 2008 yılında ise yönetmenliğini Diane Kurys'in üstlendiği biyografik 'Sagan' filmiyle yazarın çalkantılı hayatı beyaz perdeye taşınmış, kendisini de ünlü oyuncu Sylvie Testud canlandırmıştır.
Françoise Sagan'ın Başlıca Eserleri
Edebiyat yılları boyunca üretkenliğini koruyan yazar, romanlardan tiyatro oyunlarına ve otobiyografilere kadar geniş bir yelpazede eserler vermiştir. İşte kalemiyle iz bırakan en bilinen yapıtlarından bazıları:
- Günaydın Hüzün (Bonjour Tristesse - 1954)
- Acı Tebessüm (Un certain sourire - 1955)
- Brahms'ı Sever misiniz? (Aimez-vous Brahms? - 1959)
- İsveç'te Bir Şato (Château en Suède - 1960)
- Çarpıntı (1965)
- Toxique (1964)
- Derrière l'épaule (1998)
