Cumhuriyet döneminin yetiştirdiği en önemli bilim insanlarından biri olan ordinaryüs profesör Arif Müfid Mansel, Türk arkeolojisinin bilimsel temellerini atan öncü bir akademisyendir. 1905 yılında İstanbul'da dünyaya gelen Mansel, 18 Ocak 1975 tarihinde yine bu şehirde hayatını kaybetmiştir. Ülkemizin topraklarındaki ilk metodik ve sistemli alan araştırmalarını başlatan araştırmacı, özellikle Lüleburgaz, Kırklareli ve Vize bölgelerindeki tümülüslerde gerçekleştirdiği kazılarla adını tarihe yazdırmıştır. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi bünyesinde Klasik Arkeoloji Kürsüsünü hayata geçirerek Türkiye'de bu disiplinin akademik bir kimlik kazanmasını sağlamıştır. Genç Türkiye Cumhuriyeti'nin arkeoloji alanında yetiştirdiği bu değerli deha, yürüttüğü kazı çalışmaları ve yetiştirdiği öğrencilerle modern Türk arkeolojisinin kurucu babalarından biri kabul edilir.
Avrupa'dan Müzeciliğe Uzanan Eğitim Yolculuğu
Arif Müfid Mansel, çocukluk yıllarında eğitim hayatına evinde aldığı özel derslerle başladı. Bu temel eğitimin ardından Alman Lisesi'ne adım attı. Orta öğrenimini sürdürdüğü bu köklü kurumdan sonra Fransız Saint Benoit Lisesi'ne geçiş yaptı. Eğitimini 1925 yılında bu lisede başarıyla tamamladı. Mansel'in yaşamındaki en büyük dönüm noktalarından biri de aynı yıl gerçekleşti. Dönemin ünlü Alman arkeoloğu Theodor Wiegand, Türkiye'den iki gencin Almanya'da arkeoloji eğitimi alması için özel bir burs sağlamıştı. İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin kurucularından Halil Ethem Bey, bu burstan faydalanacak adayları bizzat belirledi. Mansel, Halil Ethem Bey tarafından seçilen iki şanslı gençten biri olmayı başardı. Bu sayede Berlin Üniversitesi'nde yükseköğrenim görme fırsatını elde etti. Berlin'deki yoğun çalışmalarının meyvesini 1929 yılında aldı. Hazırladığı "Stockwerkbau der Griechen und Römer" başlıklı doktora teziyle üstün başarı göstererek doktor unvanını kazandı. Bu akademik başarının hemen ardından hiç vakit kaybetmeden vatanına geri döndü.
Atatürk'ün Daveti ve Tarih Yazımındaki Rolü
Türkiye'ye ayak basar basmaz İstanbul Arkeoloji Müzeleri bünyesinde göreve başlayan genç doktor, müzedeki çalışmalarıyla hızla dikkat çekti. Mansel, 1931 senesine kadar Müzeler Umum Müdürü Halil Edhem Bey'in yardımcılığını yürüttü. Halil Edhem Bey'in görevden ayrılmasıyla yerine gelen Aziz Ogan'ın yardımcılığı görevini ise 1946 yılına kadar aralıksız sürdürdü. Müzecilik alanında gösterdiği bu büyük gayret, onu devlet kademelerinde de tanınan bir isim haline getirdi. 1933 yılının son günlerinde Dolmabahçe Sarayı'ndan gelen sürpriz bir davet, Mansel'in kariyerine yepyeni bir yön çizdi. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, genç arkeoloğu Dolmabahçe Sarayı'na bizzat davet etmişti. Atatürk, hazırlıkları süren "Türk Tarihinin Ana Hatları" adlı büyük yapıtın dördüncü bölümündeki İran tarihini yazma görevini ona verdi. Mansel, bu büyük sorumluluğu başarıyla üstlendi. Yoğun bir çalışma döneminin ardından hazırladığı "İran'ın Tarih ve Arkeolojisi" isimli değerli eser, 1934 yılında okuyucuyla buluştu. Bu önemli çalışmanın ardından, 1935 yılında yürürlüğe giren kanunla birlikte "Mansel" soyadını aldı. Tarih çalışmalarındaki yetkinliği sayesinde Türk Tarih Kurumu tarafından Ege Medeniyeti başlığı altındaki konular için veri toplamak amacıyla komşu ülke Yunanistan'a araştırma yapmaya gönderildi. Bu görevlendirmeler ve tarihi metinler üzerindeki titiz çalışmaları, Mansel'in tarih araştırmalarına olan ilgisini ömrü boyunca canlı tuttu. Nitekim kendisi, kariyeri boyunca bir kısmı üniversitelerde ders kitabı olarak okutulacak çok sayıda nitelikli tarih ve arkeoloji eseri kaleme aldı.
Akademik Kürsü ve Anadolu Topraklarında İlk Sistemli Kazılar
Müzelerdeki yoğun çalışmalarına devam ederken, 1935 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ne geçiş yaparak Eski Çağ Tarihi kürsüsünde ilk derslerini vermeye başladı. Buradaki başarılı eğitmenliği sayesinde 1936 yılında doçent unvanını almaya hak kazandı. Yıllar süren hazırlık sürecinin ardından, 1944 yılında Türkiye'de bir ilke imza atarak kendi elleriyle kurduğu Klasik Arkeoloji Kürsüsü'nde ilk arkeoloji derslerini vermeye ve bu kürsünün başkanlığını üstlenmeye başladı. Aynı yıl profesörlük unvanına layık görülen bilim insanı, 1946 senesinde müzelerdeki idari görevlerinden tamamen ayrılarak kendisini akademik dünyaya ve saha araştırmalarına adadı. Hayatının son anına dek Ege ve Yunan Tarihi dersleri veren ve kürsü başkanlığı görevini titizlikle yürüten Mansel, Türk arkeolojisine üstün hizmetleri dolayısıyla 1956 yılında ordinaryüs profesörlük makamına yükseltildi.
Saha araştırmalarına büyük önem veren ordinaryüs profesör, meslek hayatı boyunca pek çok önemli noktada kazı çalışmaları yönetmiştir. Bilim dünyasına ve Türk arkeolojisine ışık tutan bu saha araştırmalarından bazıları şunlardır:
- 1930 yılında İstanbul'da yürütülen tarihi Balaban Ağa Camii kazısı,
- 1932 yılında Mustafa Kemal Atatürk'ün büyük ilgi gösterdiği Yalova Kaplıcaları araştırmaları,
- Klasik arkeolojide Türkiye'nin ilk sistemli saha araştırmaları kabul edilen Lüleburgaz, Kırklareli ve Vize tümülüsleri kazıları,
- 1940'larda başlatılan ve ülkemizin en büyük arkeolojik keşifleri arasında gösterilen Perge ve Side antik kentleri kazıları.
Lüleburgaz, Kırklareli ve Vize bölgelerindeki tümülüs kazılarıyla başlattığı sistemli alan araştırmaları metodu, kendisinden sonraki nesillere rehberlik eden eşsiz bir bilimsel miras olarak günümüze ulaşmıştır.
