Mustafa Semavi Eyice, 9 Aralık 1922 tarihinde İstanbul'da dünyaya gelen ve ömrünü Bizans ile Osmanlı mimari mirasını aydınlatmaya adamış dünyaca ünlü bir sanat tarihçisidir. Akademik çalışmaları ve koruma kurulundaki kararlarıyla binlerce yıllık tarihi yapıların gelecek nesillere aktarılmasında son derece önemli roller üstlendi. 28 Mayıs 2018'de vefat eden bu değerli araştırmacı, binden fazla bilimsel makalesiyle Türkiye'de Bizans sanatını tanıtan en önemli figürdür. Kariyeri boyunca durmaksızın çalıştı.
Gençlik Yılları ve İstanbul Aşkı
Amasra'nın köklü denizci ailelerinden olan Eyiceoğulları'na mensup olan araştırmacının babası deniz subayı Kamil Eyice, annesi ise Hatice Eyice'dir. Henüz ilkokul çağlarındayken kentin kadim yapıtlarına ilgi duymaya başlayan Eyice, eğitim hayatı boyunca bu ilgisini derinleştirerek Bizans mimarisinin ülkemizde kurumsal bir kimlik kazanmasında başrolü oynamıştır. İlköğrenim hayatına Saint Louis İlkokulu'nda adım atan Eyice, ardından Saint Joseph Fransız Okulu'nda eğitimine devam etti. Orta ve lise tahsilini ise Galatasaray Lisesi'nde tamamlayarak 1943 senesinde bu okuldan mezun oldu. Boş vakitlerini ve okul tatillerini İstanbul'un tarihi sokaklarını adımlayarak geçiren genç Semavi, kentin saklı kalmış köşelerini keşsetti. İstanbul aşığı bir bilim insanıydı. İlk bilimsel yayını, Reşat Ekrem Koçu tarafından hazırlanan İstanbul Ansiklopedisi'nde 1949 yılında okurlarla buluştu. Fatih'in Çarşamba semtinde yer alan Hırami Ahmet Paşa Mescidi hakkındaki bu inceleme yazısı, onun yazın hayatındaki ilk köşe taşı oldu. Bu çalışma büyük ilgi uyandırdı.
Avrupa'da Eğitim ve Akademik Yükseliş
Bizans sanatı ve arkeolojisine yönelmesinde büyük rol oynayan Alman akademisyen Alfons Maria Schneider ile tanışması, Eyice için dönüm noktası oluşturdu. Schneider'in davetiyle Göttingen'e giden Eyice, İkinci Dünya Savaşı'nın zorlu koşulları altında Viyana ve Berlin üniversitelerinde Bizans tarihi eğitimi gördü. Berlin'in müttefik güçler tarafından işgal edilme ihtimali belirince genç araştırmacı ülkesine geri dönmek zorunda kaldı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde Prof. Ernst Diez rehberliğinde hazırladığı "İstanbul Minareleri" başlıklı teziyle 1948 yılında mezun oldu. Tezinde, Mısır, İran ve Mağrip örnekleriyle karşılaştırmalı analizler sunarak Türk-Osmanlı minare mimarisinin dünya sanat tarihindeki seçkin yerini ispat etmeyi hedefledi. Yıkılmış camilere ait olup o dönemde henüz ayakta duran çok sayıda minareyi bu vesileyle kayıt altına almayı başardı. Belgeler geleceğe önemli veriler bıraktı. Bilimsel çalışmaları sadece İstanbul ile sınırlı kalmamıştır. 1950 ile 1953 yılları arasında Arif Müfid Mansel liderliğindeki Side kazılarına iştirak ederek arkeoloji alanındaki pratik deneyimlerini artırdı. Side'nin Bizans dönemine ait mimari yapıları üzerine hazırladığı tezle 1952 yılında doktorasını tamamladı.
Tarihi Mirası Koruma Mücadelesi ve Eserleri
Akademik basamakları hızla tırmanan Eyice, 1954 senesinde Kamran Yalgın ile dünya evine girdi ve bu evlilikten iki kız çocuğu oldu. Doçentlik unvanını 1955 yılında yayımladığı "İstanbul'da Son Devir Bizans Mimarisi" çalışmasıyla kazanan araştırmacı, aynı yıl Fransa hükümetinden Legion d'Honneur nişanı aldı. Almanya'da kazandığı prestijli Humboldt bursu sayesinde Münih Üniversitesi bünyesinde on üç ay boyunca önemli akademik çalışmalara katılan Eyice, bu süreçte kütüphanelerden topladığı nadir eserlerle kişisel kitap koleksiyonunu genişletmiştir. Akademik kariyeri üstün başarılarla doludur. Eserleri günümüzde hâlâ kaynak niteliğindedir. İstanbul aşığı kimliğiyle öne çıkan bilim insanı, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu'ndaki görevi boyunca kentin silüetini korumak için çabaladı. Korumacı kimliğiyle tarihe damga vurdu. Birçok tarihi yapıyı yok olmaktan kurtarırken, yıkımına engel olamadığı eserleri ise çizim ve fotoğraflarla kayıt altına alarak tarihe not düştü. Toroslar'daki arkeolojik alanlar ile Balkanlar'daki Osmanlı mimari izlerini de araştıran Eyice, geride devasa bir kültür mirası bıraktı.
Bilim insanının uzun yıllar boyunca derinlemesine araştırdığı ve üzerinde çalıştığı başlıca bölgeler şunlardır:
- İstanbul'un kaybolan tarihi eserleri ve mahalleleri
- Toroslar'da yer alan antik ve arkeolojik alanlar
- Balkan ülkelerinde günümüze ulaşan Osmanlı sanat eserleri
Kültürel zenginliklerin korunmasında adeta bir kalkan vazifesi gören Eyice, ömrünün son anına kadar kalemiyle ve fikirleriyle mücadele etmiştir. Bizans ve Türk sanatının mukayeseli incelemesinde kurduğu köprüler, sonraki nesillerin sanat tarihi algısını derinden etkilemiştir. Yazdığı bini aşkın bilimsel makale ve araştırma yazısı, günümüzde araştırmacıların yollarını aydınlatmaya devam etmektedir. İstanbul'un yok olan ahşap ve taş yapılarına dair yazdığı yazılar, şehrin geçmiş hafızasını koruyan en önemli vesikalardır. Tarih bilincini toplumun her kesimine aşılamak adına popüler ansiklopedilere de katkı sunmaktan hiçbir zaman geri durmamıştır. Sanat tarihini sadece belgeler üzerinden değil, bizzat sahada inceleyerek yaşayan bir disiplin haline getirmeyi başarmıştır. Uluslararası düzeyde kazandığı saygınlık, Türk akademisinin dünyadaki temsil gücünü de önemli ölçüde yukarılara taşımıştır. Tarihe yön veren bu büyük bilim insanının mirası, kütüphanelerde ve korunan her bir taş yapıda yaşamaya devam edecektir.
