Türk mûsıkîsi tarihinde tek başına halka açık konser vermeyi başaran ilk sanatkâr olan Tanburi Cemil Bey, 9 Mayıs 1871 tarihinde İstanbul'un tarih kokan Mollagüranî semtinde dünyaya geldi. Döneminin geleneksel müziğ anlayışını sıra dışı teknikleriyle tamamen değiştirerek çığır açan bu dahi müzisyen, henüz 45 yaşındayken, 28 Temmuz 1916'da yine doğduğu şehirde hayata gözlerini yumdu.
Hüzünle Yoğrulan Çocukluk Yılları ve Müzikle Tanışma
Mehmed Tevfik Bey ile Zihniyâr Hanım'ın en küçük çocuğu olan Cemil, dört kardeşli bir evde büyüdü. Henüz üç yaşındayken babasını kaybetmesi, onun erken yaşta derin bir yalnızlıkla tanışmasına yol açtı. Babasının vefatının ardından amcası Refik Bey'in kanatları altına giren küçük Cemil, Horhor'daki konakta Fransız mürebbiyeden dil dersleri almaya başladı. Ancak bu düzen, amcanın ani vefatıyla bir kez daha sarsıldı.
Aile, Bakırköy Kaymakamı olan amcazade Mahmud Bey'in evine taşınmak zorunda kaldı. Mahmud Bey'in Kartal Kaymakamlığına atanmasıyla oraya giden Cemil, onun Suriye'nin Humus bölgesine tayini çıkınca yeniden İstanbul'a, annesinin yanına döndü. Sanatçının müziğle ilk teması, ortaokul yıllarında ağabeyi Ahmet Bey'in verdiği derslerle başladı. Kısa sürede kanun ve keman çalmayı öğrenen yetenekli çocuk, müzik dünyasına adını altın harflerle yazdıracak olan tanburla on yaşında tanıştı. Kemânî Aleksan Ağa'dan aldığı Hamparsum ve Batı notası eğitimleri, onun teknik altyapısını mükemmel bir seviyeye ulaştırdı.
Memuriyetten Plak Kayıtlarına Uzanan Sanat Yolculuğu
Orta öğrenimini bitirdikten sonra Mülkiye Mektebi'ne kaydolan Cemil Bey, buradaki eğitimini ikinci sınıfta yarım bıraktı. Okul sıralarında Mustafa Nezih Albayrak ve Tanburî Ali Efendi'nin oğlu Aziz Mahmud Bey ile aynı sınıfta okumuştu. Genç yaşta Hariciye Nezareti bünyesindeki Umûr-i Şehbenderiye Kalemi'nde memuriyete başladı. Fakat resmi görevleri hiçbir zaman benimseyemedi, zihnini tamamen müziğle doldurdu.
Meşrutiyet'in 1908 yılındaki ilanıyla başlayan kadro kısıtlamalarını fırsat bilen sanatçı, Dr. Hamid Hüsnü Bey'in arabuluculuğu sayesinde müdür İsmail Hakkı Bey'i ikna etti. Sekiz yüz elli altın lira tazminat alarak resmi görevinden ayrıldı. Bu ayrılığın ardından geçimini tamamen plak kayıtlarından elde ettiği gelirle sağlamaya başladı. İlk plak kaydını 1905 yılında gerçekleştiren besteci, enstrüman çalmadaki sınır tanımaz dehasını taş plaklara aktardı. Onun taş plaklar üzerine kaydettiği taksimler, makam ve üslup yönünden sonraki nesiller için adeta birer eğitim materyali oldu. Tanbur dışında yaylı tanbur, klasik kemençe, alto kemençe, viyolonsel ve lavta gibi çok farklı sazları da aynı derecede kusursuz bir ustalıkla çalıyordu. Hatta geleneksel sazları yenilemekle kalmadı, günümüzde de kullanılan yaylı tanbur enstrümanını bizzat icat etti.
Melankolik Bir Ruh, Seçkin Bir Aile ve Erken Gelen Veda
Gözlerden uzak kalmayı tercih eden, kalabalık ortamlardan hoşlanmayan Cemil Bey, hayatı boyunca melankolik ve hüzünlü bir mizaca sahipti. Kültürel birikimi son derece yüksek olan sanatçı, akıcı şekilde konuştuğu Fransızcası sayesinde Batı kültürünü de yakından takip ederdi. Güzel Tìrkçesi ve beyefendi tavırlarıyla çevresinde saygı uyandıran besteci, nota yazımında da olağanüstü hıza sahipti. Türk müziğinin ses perdelerini daha net yansıttığını düşündüğü Hamparsum notasını Batı notasına tercih eder, adeta yazı yazar gibi kolayca nota kâğıdına dökerdi.
1901 yılında, ailesinin yoğun ısrarları neticesinde Defter-i Hakanî Müdürü Nazif Bey'in kızı Şerife Saide Hanım ile evlendi. Bu evlilikten 1902 yılında, babasının izinden giderek müzisyen olacak oğlu Mesut Cemil dünyaya geldi. Evlendikten sonra Cağaloğlu Şeref Sokak'taki yeni evine yerleşen sanatçı, memuriyetten ayrıldığı 1908 yılından sonra Sineklibakkal Mahallesi'ne taşındı.
1914 yılında Birinci Dünya Savaşı patlak verdiği sırada askere çağrılan Cemil Bey, sağlık muayeneleri esnasında acı bir gerçekle karşılaştı. Yıllardır geçmek bilmeyen soğuk algınlığının aslında akciğer veremi olduğu tespit edildi. Sanatoryumda yatma veya İsviçre'de tedavi görme yönündeki tüm tavsiyeleri kararlılıkla reddetti. Tedaviyi kabul etmeyen büyük deha, 28 Temmuz 1916'da, henüz 45 yaşındayken İstanbul'da tüberküloz nedeniyle hayata veda etti.
Ölümsüz Miras: Yüzüncü Yıl Albümü ve Saz Eserleri
Türk musikisinin gelmiş geçmiş en büyük virtüözü kabul edilen Tanburi Cemil Bey'in açtığı yol, kendisinden sonraki tüm müzisyenlerin ilham kaynağı oldu. Özellikle 1910 ile 1914 yılları arasında icra ettiği tanbur, kemençe ve viyolonsel kayıtları, vefatının yüzüncü yılı olan 2016'da özel bir plak çalışmasıyla bir araya getirilerek yeniden dinleyicilere sunuldu. Sanatçının en meşhur yapıtlarından olan Çeçen Kızı, Ferahfeza Saz Semaisi ve Evç Taksim gibi eserleri bu albümde yer almaktadır. Türk sanat müziğine kazandırdığı başlıca saz eserleri şunlardır:
- Şedd-i Araban Peşrevi
- Ferahfeza Peşrevi
- Muhayyer Peşrevi
- Mahur Peşrevi
- Hicazkâr Peşrevi
- Kürdili Hicazkâr Peşrevi
- Isfahan Peşrevi
- Neva Peşrevi
- Bestenigâr Saz Semaisi
- Suz-i Dilârâ Saz Semaisi
- Ferahfeza Saz Semaisi
- Hüseynî Oyun Havası (Çeçen Kızı)
- Nihavend Sirto
- Nikriz Sirto
