Santurî Ethem Bey, 1855 yılında Beyazıt'ta dünyaya gözlerini açan, Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde yetişmiş en yetenekli ve üretken Türk bestekârlarındandır. Geleneksel saray müziğinin nadide enstrümanı santur ile özdeşleşen sanatçı, ömrü boyunca ürettiği 400'e yakın eseriyle klasik Türk musikisine derin izler bırakmıştır. Hayatı boyunca pek çok trajediyle sınanan sanatçı, müzikal dehasını her döneme aktarmayı başararak Türk kültür tarihinin sarsılmaz sütunlarından biri haline gelmiştir.
Sıra Dışı Bir Aile ve Enderûn Yılları
Sanatçının hayatı bir dönem romanını andırır. Babası Kaptan Ali Bey, İkinci Mahmud devrinde yeniçeri ocağında hizmet etmiş bir askerdir. Yeniçeriliğin kaldırılması sürecinde hayatı tehlikeye giren Ali Bey, eşi Fatma Hanım'ın üstün gayretleriyle evlerinin tavan arasında saklanarak ölümden kurtulmuştur. Bu badireyi atlattıktan sonra denizlere açılarak gemi kaptanlığı yapan Ali Bey, denizcilikteki büyük başarıları nedeniyle padişahın takdirini kazanmış ve kendisine Mekteb-i Sultanî'nin hemen karşşısında değerli bir bina armağan edilmiştir. Böyle fırtınalı bir ailenin evladı olan Ethem Bey'in müziğe olan yatkınlığı henüz küçük yaşlarda kendini belli etmiştir. İlköğrenimini Soğukçeşme Askeri Rüştiyesi bünyesinde tamamladıktan sonra, müzik tutkusunun peşinden giderek dönemin prestijli kurumu Enderûn'da eğitim almaya hak kazanmıştır. Aslında gönlünde keman çalmak yatsa da hocalarının yönlendirmesiyle santur sazına yönelmiş, bu enstrümanın üstadı olmuştur. Saray okulunda geçirdiği yıllarda Hacı Ârif Bey ve Müezzinbaşı Rifat Bey gibi musikinin dev isimlerinden dersler alarak teorik ve pratik bilgisini en üst seviyeye taşımıştır.
Memuriyetten Dar-ül Musiki-i Osmanî'ye Uzanan Kariyer
Genç yaşta Maliyede miras memuru olarak çalışmaya başlayan Ethem Bey, bir yandan geçimini sağlarken diğer yandan ruhunu besleyen musiki derslerine ara vermeden devam etmiştir. Hayatını 25 yaşındayken Sabiha Hanım ile birleştiren sanatçının bu evlilikten dört yıl arayla Mehmet Ali ve Münir adlarında iki erkek evladı dünyaya gelmiştir. Aile babası olmanın getirdiği sorumlulukların yanı sıra sanata olan borcunu ödemek isteyen bestekâr, 1871 yılında Firuzağa'da bir dershane kurarak genç yetenekleri eğitmeye koyulmuştur. Buradaki hocalık deneyimini daha sonra akademik bir boyuta taşıyarak, 1908 ile 1913 yılları arasında Dar-ül Musiki-i Osmanî çatısı altında geleceğin müzisyenlerini yetiştirmiştir. Sanatçının başarılarla dolu ömrü, doğanın ve tarihin acımasız cilveleriyle sarsılmıştır. Takvimler 1911 yılını gösterdiğinde, Göksu semtinde bulunan muhteşem yalısı büyük bir su baskınına uğramıştır. Bu felaket, Ethem Bey'in sadece evini değil, hayatının en kıymetli birikimlerini de elinden almıştır. Bestekârın uzun yıllar boyunca büyük emeklerle notaya döktüğü yüzlerce bestesi, paha biçilemez nota koleksiyonları ve meşhur şair Enderunlu Vâsıf Efendi'nin el yazması divanı sulara kapılarak kaybolmuştur. Bu büyük yıkım karşısında pes etmeyen sanatçı, hafızasının derinliklerinde kalan melodileri tek tek hatırlayarak eserlerini sıfırdan yeniden kağıda dökmeye başlamıştır.
Büyük Kayıplar, Felç ve Hüzünlü Son
Kader, yaşlı bestekâra en acı darbesini ise savaş yıllarında vurmuştur. Büyük oğlu Mehmet Ali'nin Diyale Muharebesi'nde vatanı müdafaa ederken şehit düştüğü haberi yalıya ulaştığında, Ethem Bey'in dünyası yıkılmıştır. Evlat acısının yarattığı derin keder bünyesini taşıyamayacak hale getirmiş ve bestekârın sağ tarafına felç inmiştir. Hayatının geri kalan kısmını yatağa bağımlı ve felçli olarak geçiren usta sanatçı, sessizliğe bürünmüştır. Bestekârın vefatı ise son derece hazin olmuştur. 14 Eylül 1926 tarihinde, yalnız başına kaldığı odasında ısınmak için yaktığı mangaldan sıçrayan amansız bir ateş kıvılcımı yorganını tutuşturmuştur. Felçli gövdesiyle alevlerden kaçamayan büyük bestekâr, yanarak can vermiştir. Ölümü de yaşamı kadar sessiz olmuş; Türk müziğine yön veren bu dev ismin cenaze merasiminde sadece yedi vefalı dost yer almıştır. Naaşı, Anadoluhisarı'ndaki Göksu Mezarlığı'na defnedilmiştir.
Klasik Türk Musikisinde Bıraktığı Ölümsüz Miras
Santurî Ethem Bey, geride bıraktığı acılı yaşam öyküsünün aksine, Türk müziğine son derece coşkulu ve neşeli eserler armağan etmiştir. Farklı makamlarda ürettiği 400'e yakın eser bulunmaktadır. Bestekârın musikimize kazandırdığı en meşhur eserler şunlardır:
- Şehnaz Longası (Saz eseri formunda en çok icra edilen eserlerindendir)
- Sultaniyegah Longası (Oyun havası ritimleriyle dikkat çeken başyapıt)
- Güller açmış bülbül olmuş bîkarar (Sultanîyegâh makamındaki eşsiz şarkı)
Onun bu eşsiz melodileri, ölümünden yıllar sonra bile Türk kültür hayatını beslemeye devam etmiştir. Türk sinemasının unutulmaz klasikleri arasında yer alan, Kartal Tibet'in yönettişi 1976 yapımı Tosun Paşa filmindeki eğlenceli ve hareketli sahnelerde Ethem Bey'in o meşhur şehnaz makamındaki longası kullanılmış, böylece bestekârın sesi modern dönemde de milyonlara ulaşmıştır. Ethem Bey'in hayatı ve sanatı boyunca gösterdiği bu büyük azim, onu Osmanlı müzik tarihinin en saygın şahsiyetlerinden biri yapmıştır.