Türk edebiyatının en cesur taşlama ustalarından biri olan Mehmet Eşref, ya da bilinen adıyla Şair Eşref, 13 Temmuz 1846 tarihinde Manisa'nın Kırkağaç ilçesine bağlı Gelenbe mahallesinde dünyaya gelmiştir. Din adamı Usulizade Hafız Mustafa Efendi ile şairliğiyle tanınan Arife Hanım'ın oğlu olan Eşref, ömrü boyunca karşılaştığı yolsuzlukları ve haksızlıkları aruz ölçüsüyle yazdığı iğneleyici şiirleriyle hicvederek adını tarihe yazdırmıştır. Dönemin baskıcı yönetimine ve usulsüzlüklere karşı kalemiyle savaş açan ünlü şair, aynı zamanda memuriyet hayatındaki gözlemlerini mizahi ve sert bir dille topluma aktarmıştır.
Memuriyet Yılları ve Sürgün Hayatı
İlköğrenimini doğduğu yer olan Gelenbe'de tamamlayan genç Eşref, daha sonra Manisa Hatuniye Medresesi bünyesinde Arapça ve Farsça eğitimleri alarak kendini geliştirmiştir. Tarih ve matematik alanında da özel derslerle donanım kazanan şair, iş hayatına 1870 yılında Manisa Vilayeti Tahrirat Kalemi'nde memur olarak adım atmıştır. Turgutlu, Akhisar ve Alaşehir gibi ilçelerde mal müdürlüğü görevlerini yürüten Eşref, 1878'de girdiği sınavı kazanarak kaymakamlık makamına yükselmiştir. Fatsa'da başlayan mülki idarecilik serüveni; Ünye, Tirebolu, Kula ve Gördes dahil olmak üzere imparatorluğun pek çok farklı bölgesinde devam etmiştir. Doğu vilayetlerinde görev yaptığı süreçte Fransızca ve Ermenice dillerini öğrenerek entelektüel birikimini zenginleştirmiştir. Ancak alkole olan düşkünlüğü ve karşılaştığı adaletsizlikleri korkusuzca eleştiren şiirleri, bürokratik kariyerinin istikrarsız seyretmesine neden olmuştur. Gördes kaymakamıyken yazdığı muhalif dizeler ve gizli örgüt kurma iddiaları, onun İzmir'de gözaltına alınmasıyla sonuçlanmıştır.
Jön Türkler ile kurduğu temaslar nedeniyle İstanbul'a sevk edilen Eşref, bazı devlet yöneticilerini hedef alan hicivleri ve saray aleyhine mektupları yüzünden bir yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Tahliyesinin ardından İzmir'de gözetim altında tutulurken, üzerindeki baskıların artmasıyla yeniden tutuklanma endişesi yaşamıştır. Bu korkuyla 1904 yılında Mısır'a kaçan şair, sırasıyla Kıbrıs, Fransa ve İsviçre'de yaşamını sürdürmüştür. Kahire'de dostlarıyla birlikte çıkardığı Curcuna ve Zuhuri adlı mizah yayınlarında muhalif sesini duyurmaya devam etmiştir. Bu dönemde yayımladığı ve Sultan II. Abdülhamid'i sertçe eleştirdiği ünlü eseri Deccal, Osmanlı hükümetinin memleketteki mülklerine el koymasına yol açmıştır.
Edebi Çizgisi ve Eserleri
Şiirlerinde aruz ölçüsünü kullanan Şair Eşref, divan şiiri biçimsel yapısına sadık kalmıştır. Yergileri divan şiiri geleneğinin uzantısıdır. Klasik formları tercih etmesine rağmen, getirdiği en büyük yenilik şiirlerinin toplumsal ve eleştirel içeriğindedir. Namık Kemal ve Ziya Paşa'nın edebi izinden giderek, devlet kurumlarındaki aksaklıkları halk diliyle yansıtmıştır. Eserlerinde toplumsal konulara yer verdi. Dört evlilik yapan usta kalem, 1908 yılında II. Meşrutiyet'in ilanı üzerine vatanına geri dönmüştür. İzmir'de Edeb Yahu, İstanbul'da ise Eşref dergilerinde başyazarlık yaparak edebi faaliyetlerini sürdürmüştür. Emekliliğe ayrıldığı 1909 yılından sonra memleketi Kırkağaç'a yerleşmiş ve burada 22 Mayıs 1912'de verem hastalığı sebebiyle vefat etmiştir.
Şairin hayattayken ve vefatından sonra yayımlanan başlıca eserleri şunlardır:
- Deccal 1 (1904)
- İstimdad (1905)
- Şah ve Padişah (1906)
- Deccal 2 (1907)
- Hasbihal yahut Eşref ve Kemal (1908)
- İran'da Yangın Var (1908)
- Şair Eşref Külliyatı (1928)
- Meclisi Mebusan (1928)
- Bergüzar (1928)
- Kuyruklu Yıldız (1929)
- Rüya (1929)
- Kıt'alar ve Hikâyeler (1929)
Hiciv Sanatı ve Tarihe Geçen Anekdotları
Onun taşlamaları muhatabının canını yakardı. Kendisine hicivlerinde neden isim vermediği sorulduğunda, yazdıklarının 'numarasız gözlük gibi' tüm alçaklara uyması için olduğunu söylemiştir. Kırkağaç'ta görev yaparken kaymakamlık binasının her yerinin aktığını bildirdiği resmi yazışmada, 'Musluklar hariç her yeri akıyor' diyerek bürokrasiyi tiye almıştır. Gece vakti fenersiz sokağa çıktığı için kendisini karakola götürmek isteyen komiserle kavga eden şair, ertesi gün karşısına çıktığı Ermeni asıllı Osmanlı sorgu hakimi Ohannes Efendi'ye de durumu şiirle özetlemiştir. Gerektiğinde kendisiyle de alay ederdi. Vefatından önce ilginç bir vasiyet bıraktı. Mezar taşında 'çalınmasın taşım' yazmasını dilemiş olsa da günümüzde Kırkağaç istasyon yolundaki mezarının taşı gerçekten de çalınmıştır. Ayrıca İzmir Karşıyaka'daki bir ilköğretim okuluna ismi verilmiştir. Buldan Belediyesi de bir caddeye onun adını verdi.
