Mustafa Rüştü Erdelhun, 1894 yılında Edirne sınırlarında, Balkanlar'dan göçen muhacir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gözlerini açtı. Türkiye'nin en fırtınalı yıllarına tanıklık eden seçkin komutan, Türk Silahlı Kuvvetlerinin 10. Genelkurmay Başkanı unvanıyla askeri tarihteki saygıdeğer yerini almış ve yaşamı boyunca her zaman hukukun üstünlüğünü savunmuştur. Edirne Lisesi'nin ardından askeri eğitim alan Erdelhun, Birinci Dünya Savaşı'ndan Kurtuluş Savaşı'na kadar birçok cephede görev üstlenmiştir. Demokrasiye olan sarsılmaz inancıyla tanınan paşa, özellikle 27 Mayıs 1960 askerî müdahalesi öncesinde sergilediği cunta karşıtı kararlı duruşuyla bilinen bir askerdir. Romanya doğumlu anne ve babanın evladı olan Erdelhun, ülkenin en sancılı dönemlerinde orduyu siyaset dışında tutmak için gayret göstermiştir.
Cephelerden Askerî Ataşeliğe Uzanan Yollar
Erdelhun'un askerî yaşamı, 1914 yılında Topçu Asteğmen rütbesiyle Harp Okulu'nu bitirmesiyle başladı. Genç yaşta Topçu Birlikleri bünyesinde Batarya Taküm Komutanlığı ve yaverlik vazifelerini yürüttü. Ardından 1917 yılında I. Dünya Savaşı'nın en sıcak döneminde Kafkas Cephesi'nde bizzat çarpışmıştır. İzmir Silah Komisyonunda görevli olduğu sırada, vatanın işgaline karşı 2 Nisan 1921 tarihinde Anadolu'ya geçti. Milli Mücadele dönemindeki üstün hizmetlerinden dolayı kendisine kırmızı şeritli İstiklâl Madalyası verildi. Cumhuriyet döneminde, 1923'te girdiği Harp Akademisini 1926 yılında tamamlayarak kurmay subay oldu.
Kurmay subaylık unvanını alan Rüştü Erdelhun, 1945 yılına kadar çeşitli karargâhlarda ve askerî birliklerde vazife yaptı. Bu süreçte Tokyo, Roma ve Londra Askerî Ataşelikleri gibi önemli diplomatik merkezlerde görev aldı. Kariyer basamaklarını başarıyla tırmanarak rütbelerini sırasıyla yükseltti:
- 1945 yılında tuğgeneralliğe yükselerek 15. Tugay Komutanlığı ve Genelkurmay Eğitim Yarbaşkanlığı görevlerine atandı.
- 1947 yılında tümgeneral rütbesine erişerek Genelkurmay Eğitim Daire Başkanlığı, 6. ve 51. Tümen Komutanlığı ile MSB İstanbul Tetkik Kurulu Üyeliği vazifelerini yürüttü.
- 1952 yılında korgeneral rütbesini kazanarak Tokyo İrtibat Heyeti Başkanlığı, 18. Kolordu Komutanlığı ve Genelkurmay II. Başkanlığı gibi kritik makamlarda bulundu.
- 1956 yılında orgeneralliğe terfi eden Erdelhun, 2. Ordu Komutanlığı görevinin ardından 1 Ağustos 1958'de Kara Kuvvetleri Komutanlığına getirildi.
Demokrasi İnancı ve Cunta Karşıtı Duruş
Genelkurmay Başkanı döneminde, ordu mensuplarının aktif siyasete bulaşmasına karşı açık bir tavır takınarak askerî cunta oluşumlarına tavizsiz şekilde muhalefet etmesi, dönemin komuta kademesindeki pek çok üst düzey subay tarafından da paylaşılan ortak bir karardı. Buna karşın, ordu içindeki bazı genç subaylar arasında huzursuzluklar gitgide hız kazandı. Silahlı kuvvetler içindeki darbeci grupların hedefinde, iktidar partisi kadar Genelkurmay'ın bu yasalara bağlı üst yönetimi de bulunuyordu. Böylece ordu içindeki darbe heveslisi gruplar, komuta zincirini baypas ederek kendi gizli planlarını uygulamaya koyulmuşlardı.
27 Mayıs'a Giden Kritik Saatler ve Tarihî Uyarılar
1960 yılının Mayıs ayında, silahlı cunta faaliyetlerinin istihbaratını alan Erdelhun, darbe girişimini engellemek adına Ankara dışından takviye askerî birliklerin getirilmesini emretti. Ancak cuntacı subaylar, dönemin Millî Savunma Bakanı Ethem Menderes üzerinden bu kritik hamleyi etkisiz hale getirmeyi başardı. Bakan yardımıyla, Ankara'ya takviye güç çağırılmasının kamuoyunda tedirginlik oluşturacağı yönünceki iddialarla Başbakan Adnan Menderes ikna edildi. Bunun üzerine Erdelhun Paşa, darbeyi kesin olarak önlemek amacıyla 27 Mayıs müdahalesinden bir gün önce cuntacıların da bulunduğu subayları Genelkurmay Karargâhı'nda topladı.
Erdelhun, burada yaptığı tarihi konuşmada, askeri müdahalelerin her zaman büyük yıkımlarla ve felaketlerle sonuçlandığını hem dünya hem de kendi tarihimizden çarpıcı örnekler vererek subaylara detaylıca anlattı. 1912 yılındaki Balkan Harbi döneminde ordunun İttihatçı ve İtilafçı diye ikiye bölünmesinin sevk ve idareyi bütün üst düzey kademelerde imkansız kıldığını hatırlatarak koca imparatorluğun bu yüzden dağıldığını söyledi. Askerlerin kural dışı yo llarla rejimin vermediği yetkileri almaya çalışmasını eleştirdi. Anayasa ve İç Hizmet Kanunu gereğince silahlı kuvvetlerin tamamen millet iradesinin emrinde olduğunu vurguladı. Ordu, demokratik sistemlerde parlamento tarafından kurulan seçilmiş ve yasal hükümetin emrinde yer alır. Erdelhun, seçimle gelen iktidarın hatası varsa bunu sandıkta değerlendirecek mercinin sadece millet olduğunu belirtti. Ankara'da meclisi ve cumhurbaşkanlığı köşkünü basıp istifa dayatacağı yönünce duyumlar aldığını dile getirdi. Bu tür bir başkaldırının ordunun en değerli niteliği olan itaatkırlığı yok edeceğini söyledi. Demokrasiye vurulacak böyle bir darbenin geniş kitleler ve halk tarafından asla kabul görmeyeceğini açıkça dile getirdi.
Askerlerin yönetime müdahale etmesinin doğuracağı acı sonuçları göstermek adına dünya tarihinden çarpıcı örnekler sundu. Yunan ordusunun Geminis hükümetine müdahale etmesi neticesinde İstiklal Harbi'nde uğradığı mağlubiyeti subayların dikkatine sundu. İtalyan ordusunun faşizme kaymasının silahlı kuvvetleri siyasete alet ettiğini anlattı. Japon ordusunun 1935 yılında bütçe kısıntısı yüzþnden maliye bakanını öldürerek ülkeyi büyük krizlere sürüklediğini paylaştı. Japonya'nın 1941 yılında baskıyla gerçekleştirdiği Pearl Harbor Baskını'nın ardından mağlup olduğuna değindi.
Tarihî uyarılarla dolu bu uyarı konuşmasının üzerinden 12 saat geçmişti. 27 Mayıs gecesi saat 03.00'te ordu içindeki cuntacılar harekete geçti. Erdelhun Paşa, evinden alınarak Harp Okulu'na götürüldü. Aynı gün cuntacı subaylar kendisine cunta liderliği teklif etti. Kendisi bu teklifi reddederek hukuk dışı oluşumların parçası olmadı. Darbe sonrası süreçte, 3 Haziran 1960 tarihinde emekliliğe sevk edildi. Demokrasiye, milli iradeye ve kanunlara olan bağlılığı ile Türk askeri tarihine adını altın harflerle yazdıran Erdelhun Paşa'nın bu onurlu yaşamı, 9 Kasım 1983 tarihinde İstanbul'da vefatıyla nihayete ermiştir.
