Marlon Brando, 3 Nisan 1924 tarihinde Omaha, Nebraska'da dünyaya gelerek beyaz perdeyi sonsuza dek değiştirecek bir serüvenin kapısını araladı. Sinema tarihinin en etkileyici figürlerinden biri olan Amerikalı aktör, oyunculuk sanatına kazandırdığı "method" yaklaşımı ve temsil ettiği asi genç ruhuyla Hollywood'un kurallarını baştan yazdı. Hem ilk gençlik yıllarında hem de olgunluk döneminde canlandırdığı karakterlerle iz bırakan efsane isim, özellikle "The Godfather" (Baba) filmindeki Don Vito Corleone rolüyle sinema dünyasında adeta bir abide haline geldi. Akciğer yetmezliği nedeniyle 1 Temmuz 2004'te Los Angeles'ta yaşama veda eden efsane sanatçı, geride sekiz Akademi Ödülü adaylığı ve iki altın heykelcik bıraktı.
İsyankar Bir Ruhun Sahneye Ulaşması
Marlon Brando'nun çocukluk ve gençlik yılları, onun gelecekteki fırtınalı karakterinin habercisi gibiydi. Alman kökenli bir aileden gelen oyuncunun annesi ve kız kardeşinin tiyatroya ilgi duyması, onun da sanata yönelmesini sağladı. 1935 yılında anne ve babasının boşanmasıyla aile Santa Ana, Kaliforniya'ya taşındı; ancak iki yıl sonra anne babasının birleşmesi üzerine Illinois'e geçtiler. Oldukça hareketli bir gençlik geçiren Brando, henüz 16 yaşındayken disiplin kazanması için Minnesota'da bulunan Shattuck Askeri Okulu'na gönderildi. Buradaki katı kurallarla yıldızı barışmayan asi genç, okuldan kaçtığı için ceza alınca eğitimi yarıda bırakma kararı aldı. Babasının yanında kısa bir süre çalıştıktan sonra, onun tüm itirazlarına rağmen New York'a giderek oyunculuk eğitimi almaya başladı. Sosyal Araştırma Enstitüsü bünyesinde Erwin Piscator'un drama atölyelerine katıldı ve asıl dönüm noktası olan Stella Adler'ın öğrencisi oldu. Adler'ın yardımıyla Stanislavski sistemini kavrayarak rollerinde duygusal derinliği ve karakterle bütünleşmeyi temel alan method oyunculuğunu benimsedi.
Broadway'den Hollywood Zirvesine Uzanan Yol
Yeni oyunculuk yaklaşımı ilk başlarda tiyatro seçmelerinden elenmesine sebep olsa da, Brando'nun sıra dışı yeteneği kısa sürede fark edildi. 1944 yılında Gerhart Hauptmann'ın "Hannele" oyununda sahne aldıktan sonra Broadway'de "I Remember Mama" ile büyük çıkış yaptı. Tiyatro eleştirmenleri tarafından "geleceğin en büyük yeteneği" olarak gösterilen aktör, kariyerinin ilk yıllarında birçok önemli oyunda sahne aldı. Bu oyunlardan bazıları şunlardır:
- I Remember Mama
- Truckline Café
- Candida
- A Flag Is Born
Beyaz perdedeki ilk ciddi sınavını 1950 yapımı "The Men" filmiyle verdi. Savaş gazisini canlandıracağı bu rol için bir ay boyunca hastanede tekerlekli sandalyeli gazilerle yaşayan Brando, karaktere bürünme konusundaki sıra dışı disipliniyle herkesi büyüledi. 1951 yılında ise Elia Kazan yönetmenliğindeki "A Streetcar Named Desire" (Arzu Tramvayı) filminde canlandırdığı Stanley Kowalski karakteriyle dünya çapında bir fenomen haline geldi.
Oscar Ödülleri ve Sinemada Çığır Açan Yıllar
Kariyerinde hızla yükselen efsane isim, Anthony Quinn ile başrolü paylaştığı "Viva Zapata!" (1952) filmiyle Cannes Film Festivali'nde En İyi Aktör ödülünü kazandı. Ardından "Jul Sezar" filminde Marcus Antonius olarak sergilediği performansla üst üste üçüncü kez Oscar'a aday gösterilse de ödülü alamadı. Ancak 1954 yılında Elia Kazan'ın efsanevi filmi "On The Waterfront" (Rıhtımlar Üstünde) filmindeki Terry Malloy rolü, ona 1955 yılında ilk Oscar ödülünü getirdi. James Dean gibi pek çok genç aktöre ilham veren Brando, kendi yapım şirketini kurdu. Ayrıca Stanley Kubrick ile başladığı ancak anlaşmazlık sonucu kendisinin tamamladığı "One-Eyed Jack" filmini yönetti. Bu film onun tek yönetmenlik deneyimi oldu. 1966 yapımı Charlie Chaplin filmi "A Countess From Hong Kong"da da komedi hünerlerini sergiledi. Ardından gelen yıllarda "Reflections in a Golden Eye" ve "Burn!" filmleriyle kariyerine devam etti.
Baba Rolü, Protestolar ve Efsanevi Miras
Takvimler 1972 yılını gösterdiğinde Brando, "The Godfather" filmindeki efsanevi Don Vito Corleone portresiyle sinema tarihine silinmez bir damga vurdu. Bu unutulmaz performans ona ikinci Oscar ödülünü kazandırdı. Ancak Amerikan hükümetinin Kızılderililere yönelik politikalarını protesto etmek amacıyla ödülü reddetti. Törene kendi yerine genç bir Kızılderili kadını göndererek tüm dünyanın dikkatini bu meseleye çekti. Daha sonra Bertolucci'nin "Last Tango in Paris" ve Francis Ford Coppola'nın "Apocalypse Now" filmlerinde unutulmaz işlere imza attı. Ayrıca 1978 yılında "Superman" filminde rol alarak izleyicilerle buluştu. 1994 yılında ise "Songs My Mother Taught Me" isimli otobiyografik eserini yayımladı. Uzun bir aranın ardından 1995'te Johnny Depp ile "Don Juan DeMarco" filminde kamera karşısına geçti. Son filmi ise 2001 yapımı "The Score" oldu. Yaşamı boyunca annesinin alkolizmi, kızının intiharı ve oğlunun cinayet davası gibi büyük ailevi trajedilerle boğuştu. Büyük efsane, 80 yaşında hayata gözlerini yumdu.
