Balmumu sanatını dünyaya tanıtan Marie Tussaud, 1 Aralık 1761 tarihinde Fransa'nın Strasbourg kentinde Marie Grosholtz ismiyle doğdu. Kendisi dünyaca ünlü balmumu heykellerinin yaratıcısıdır. Bugün Londra merkezli ana müzenin yanı sıra dünyanın çeşitli yerlerinde de şubeleri bulunmaktadır:
- New York
- Las Vegas
- Berlin
- Amsterdam
- Hong Kong
- Bangkok
- Sidney
- Şangay
- Washington DC
- Hollywood
Küresel bir balmumu imparatorluğunun kurucusu olan bu olağanüstü kadın, hayata oldukça zorlu ve trajik şartlarda adım atmıştı. Babası Joseph Grosholtz, o henüz doğmadan Fransa-Prusya savaşında ölmüştü. Bu acı kaybın ardından annesi Anne-Marie Walder ile birlikte İsviçre'nin Bern kentine göç etmek zorunda kaldı. Burada amcası Dr. Philippe Curtius'un evine yerleşen küçük kızın kaderi, amcasının balmumu çalışmalarıyla tamamen değişti. Marie, ünlü isimlerin balmumu büstlerini üreterek geçim sağlayan amcasının yanında bu büyüleyici sanatı erken yaşta öğrendi.
Saraydan İhtilalin Kanlı Günlerine
Curtius, 1765 yılında onları İsviçre'de bırakarak Paris'e taşındı. İki yıl sonra ise altı yaşına basan Marie ile annesini kendi yanına aldırdı. Paris'teki bu yeni yaşamda Marie, zaman içinde amcasının en yetenekli çırağı haline geldi. Henüz on yedi yaşına gelmeden Voltaire ve Benjamin Franklin gibi dönemin en saygın aydınlarının büstlerini başarıyla tamamladı. Bu göz kamaştırıcı yetenek ona 1780 yılında ünlü Versailles Sarayı kapılarını sonuna kadar araladı. Burada geçirdiği dönemde Kral XVI. Louis'nin kız kardeşi Elisabeth'in sanat eğitmenliği görevini üstlendi. Ancak saraydaki bu ışıltılı günler, 14 Temmuz 1789'da başlayan Fransız İhtilali ile yerini korku dolu bir kaosa bıraktı. Bastil Hapishanesi'ni işgal eden halk, hapishane müdürünü öldürerek kesik başını sergilenmek üzere Curtius'un evine getirdi. Evde amcasının olmaması üzerine kapıyı açıp bu dehşet verici manzarayla yüzleşen Marie ve annesi oldu. İhtilalciler bu kesik başın acilen büstünün yapılmasını istiyordu. Marie için bu tehlikeli talebi geri çevirmek imkansızdı.
Sanatçı için hayatı boyunca unutamayacağı bu kanlı dönem, giyotinle can verenlerin maskelerini çıkarma göreviyle sürdü. Kendi canını kurtarabilmek adına halkın her istediğini yapmak durumunda kalan Marie, eski dostlarının kesik başlarıyla karşı karşıya kaldı. Bunların arasında saray günlerinden tanıdığı Kral XVI. Louis ve kraliçe Marie Antoinette gibi asiller de yer alıyordu. Kucağına aldığı bu cansız ve buz gibi yüzlere alçı yayarak kalıplarını çıkarmak onun için oldukça zorlayıcı bir deneyimdi. Evdeki atölyesinde bu kalıplardan ürettiği büstleri izlemek için binlerce Parisli her gün sergi salonlarına akın ediyordu. Geçmişte kraliyet ailesi ve saray asilleriyle kurduğu yakın ilişkiler gerekçe gösterilerek devrimciler tarafından tutuklanan Marie, saçları tamamen tıraş edilerek giyotine gönderilmek üzere karanlık bir hücreye atıldı. Ölümü beklerken amcası Dr. Philippe Curtius'un son andaki çabaları ve nüfuzunu kullanması sayesinde özgürlüğüne kavuşabildi. Amcası 1794 yılında vefat edince, iki büyük balmumu müzesi ile stüdyonun tüm yönetimini Marie'ye miras bıraktı.
Gezgin Bir Sergiyle Gelen Dünya Ünü
Marie, 1795 yılında kendisinden sekiz yaş küçük olan François Tussaud ile evlendi. Bu evlilikten Joseph ve François isminde iki oğlu dünyaya geldi. Çift, ilerleyen yıllarda yollarını ayırarak boşanma kararı aldı. Devraldığı balmumu stüdyosunun devasa borçları nedeniyle zor zamanlar geçiren Marie, iki çocuğunun geçimini sağlayabilmek amacıyla 1802 yılında kendisine sunulan İngiltere'de sergi açma teklifini kabul etti. Amcasının yakın arkadaşı olan iş insanı Paul de Philstal, Marie'ye eserlerini İngiltere'ye götürerek orada sergilemesini önerdi. Londra'daki Lyceum Tiyatrosu'nda "Sihirli Fener" adlı gösteriyle eş zamanlı sunulan heykeller anında büyük başarı kazandı. Gösterinin hızlıca ünlenmesiyle ciddi paralar kazanan Philstal, kârın yarısını talep edince ortaklık sona erdi. Bu anlaşmazlığın ardından Marie, sergisini tamamen seyyar bir hale getirmeye karar verdi.
Oğullarıyla birlikte tam otuz üç yıl boyunca İngiltere'nin kasaba ve şehirlerini gezdi. Bu süreçte yerel toplantı salonlarını kiralayarak yapıtlarını halkla buluşturdu. Nihayet yetmiş dört yaşına ulaştığı 1835 yılında Londra'da, Baker Street'teki kalıcı merkezine yerleşti. Son eseri olarak 1842 yılında kendi balmumu büstünü şekillendiren efsanevi sanatçı, 16 Nisan 1850 tarihinde Londra'da, seksen dokuz yaşında hayata gözlerini yumdu. Ölümünün ardından oğulları Joseph ve François tarafından başarıyla sürdürülen bu devasa miras, 1884 yılında Marylebone Yolu'ndaki bugünkü modern binasına taşındı. Tussaud Ailesi'nin 1967 yılında özel yatırımcılara devrettiği bu muazzam kültür mirası, tarihi boyunca pek çok büyük felaketi atlattı. Tarih sahnesinde büyük bir sınav veren müze, 1925 yılındaki büyük yangın felaketinde yapıtların çoğunu kaybetmiştir. 1931 depreminde ise katil Dr. Crippen'ın heykeli ortadan ikiye bölünmüştür. İkinci Dünya Savaşı sırasındaki hava bombardımanlarında müze binası ağır hasar görse de, yıkıntılar arasından mucizevi bir şekilde zarar görmeden kurtarılan az sayıdaki yapıttan biri de Adolf Hitler'e ait olan balmumu heykeldi.
