Türk hat sanatının Osmanlı İmparatorluğu'ndan Türkiye Cumhuriyeti'ne geçiş dönemindeki en büyük temsilcilerinden biri olan Hattat Mehmed Hulusi Yazgan, özellikle ta'lik yazıda sergilediği eşsiz ustalıkla tanınır. 1868 yılında İstanbul'un tarihi Çarşamba semtinde dünyaya gelen sanatçı, ömrünü bu asil sanata adayarak camilerden meclis kürsülerine kadar pek çok abidevi mekana silinmez izler bırakmıştır. Sanat kariyerinde hem klasik Osmanlı estetiğini yaşatan hem de yeni kurulan cumhuriyetin sembol metinlerini kaleme alan usta, arkasında zengin bir sanatsal miras bırakarak 1940 yılında yine doğduğu şehirde hayata gözlerini yummuştur.
Eğitim Hayatı ve Sanatın İnceliklerine Yolculuk
Küçük yaşlardan itibaren yazı sanatına ilgi duyan Hulusi Yazgan, eğitim hayatına Sultanselim Mektebi'nde adım attı. Henüz ilkokul sıralındayken yazıya başladı. İlk derslerini de Osman Nuri Efendi'den aldı. İlk öğrenimini tamamladıktan sonra, Fatih Camii dersiamı ve Darüşşafaka muallimi olan babası Hafız Mustafa Efendi'nin camide verdiği dersleri yakından takip etti. Bu köklü eğitim sürecinin ardından, 1898 yılında ilmiye icazeti alarak ilim dünyasında tescilli bir yer edindi. Sanat yolculuğunda farklı ekollerden beslendi. Muhsinzade Abdullah Hamdi Efendi'den sülüs ve nesih yazı türlerini öğrendi. Yazıdaki arayışını sürdürürken Karinabadlı Hasan Hüsnî Efendi ile Çarşambalı Arif Bey'den ta'lik dersleri aldı. Ancak onun ta'lik yazının en gizli inceliklerine vakıf olmasını sağlayan ve sanatında çığır açan asıl hocası, dönemin efsanevi ismi Hattat Sami Efendi olmuştur.
Sanatının Altın Çağı ve Medresetül Hattatin Yılları
Hulusi Efendi, yetkinliğini genç kuşaklara aktarmak istedi. Bu amaçla Darüşşafaka'da öğretmenliğe başladı. 1914 yılına gelindiğinde, hat sanatlarının kurumsallaşması ve yaşatılması amacıyla kurulan Medresetül Hattatin bünyesinde görev aldı. Burada ta'lik ve celî ta'lik dersleri vererek, geleceğin büyük hattatlarının yetişmesinde öncü bir rol oynadı. Sanatçının yaratıcılığının zirvesine ulaştığı dönem ise 1902 ile 1927 yılları arasındaki çeyrek asırlık kesit oldu. Bu parlak dönemde hilyeler, mezar taşı kitabeleri ve birbirinden kıymetli levhalar üreterek üretkenliğinin en verimli çağını yaşadı.
Ustanın yetiştirdiği ve Türk hat sanatını geleceğe taşıyan en önemli isimlerden bazıları şunlardır:
- Halim Özyazıcı
- Macit Ayral
- Kemal Batanay
Cumhuriyet Dönemi ve Abidevi Eserleri
1928 yılındaki Harf Devrimi'nin ardından hayatında yeni bir sayfa açılan Hulusi Yazgan, Müze Müdürü Halil Ethem Bey'in yakın desteğiyle Türbeler Başbekçiliği görevine atandı. Bu süreçte aynı zamanda Darüşşafaka'da yeni yazı dersleri vermeyi de ihmal etmedi. Sanatçı, hayatının son anına kadar Yavuz Selim Camii'nde müezzinlik vazifesini büyük bir sadakatle sürdürdü. Ankara'daki İkinci Meclis Binası'na 30 Kasım 1925'te asılan ve milli iradenin sembolü haline gelen ünlü "Hakimiyet Milletindir" levhası onun fırçasından çıkmıştır. Ayrıca Sultanahmet Camii, Sultan Selim Türbesi, Bâyezid ve Merkez Efendi Camii'lerinin duvarlarını süsleyen görkemli levhalar da sanatçının dehasını yansıtır. Vakıf Gureba Hastanesi için yazdıği "Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi" ibareli celî ta'lik levhası ise tıp dünyası ile sanatı buluşturan en bilinen başyapıtlarındandır. Hayatının son demlerinde felç geçirdi. Büyük usta, 8 Ocak 1940'ta aramızdan ayrıldı. Edirnekapı Mezarlığı'nda kitabesiz bir kabre defnedildi.
