Türk kültür hayatına sunduğu katkılarla tanınan yazar, müze müdürü ve eski Antalya Milletvekili Hikmet Turan Dağlıoğlu, 1900 yılında Suriye sınırlarındaki Deyrizor'da doğmuş ve ömrünü vatanının kültürel mirasını aydınlatmaya adamıştır. Budapeşte'de aldığu yüksek sanat eğitiminin ardından yurda dönerek Anadolu'nun dört bir yanında öğretmenlik yapan Dağlıoğlu, cumhuriyetin ilk yıllarındaki aydınlanma meşalesini taşımıştır. Hem kalemiyle hem de yürüttüğü yerel tarih çalışmalarıyla genç cumhuriyetin kültürel kimliğinin inşasına omuz vermiştir. Tarih ve dil alanındaki gayretlerinin yanı sıra şiir ve hikayeleriyle de edebiyatımızda iz bırakmıştır. 1977 yılındaki vefatına kadar durmaksızın üreten Dağlıoğlu, çok yönlü kişiliğiyle örnek bir cumhuriyet aydınıdır.
Budapeşte'den Anadolu'ya Uzanan Eğitim Yolu
Hikmet Turan Dağlıoğlu, henüz küçük yaşlarda öğrenmeye ve sanata karşı büyük bir ilgi beslemeye başlamıştır. Deyrizor'daki temel eğitiminin ardından, yeteneğini geliştirmek amacıyla Budapeşte'deki Yüksek Sanatlar Okulunda yükseköğrenim görmüştür. Macaristan'daki eğitimini başarıyla tamamladıktan sonra anayurduna dönen Dağlıoğlu, çeşitli illerde öğretmenlik vazifesini yürütmüştür. Genç cumhuriyetin o dönemde başlattığı büyük kültür seferberliği, onun bu heyecanını daha da körüklemiştir. Atatürk'ün başlattığı kültür hamleleri, halkevlerinin açılması ve üniversite reformları ülkede yeni bir dönemi başlatmıştır. Bu adımlar meyvelerini vermiştir. Bu süreçte Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumunun kuruluşu, araştırmacılara yeni hedefler göstermiştir. Ülke genelinde uyanan bu araştırma arzusu, Dağlıoğlu'nun çalışmalarına da yön vermiştir. Kültür çalışmaları onun için bir yaşam biçimi haline gelmiştir. Eğitimcilik yaparken yerel tarihe dair derlemeler yapmayı hiç ihmal etmemiştir.
Müzecilik Kariyeri ve Yaşanan Yol Ayrımları
İzmir Valisi Kazım Dirik'in kültür işlerine olan yakın ilgisi ve arkeolog Aziz Ogan'ın bölgedeki varlığı, Dağlıoğlu'nun önünde yepyeni kapılar açmıştır. Bu elverişli ortamı değerlendirip İstanbul'a geçen araştırmacı, hem müzecilik yapmış hem de Kabataş Erkek Lisesi bünyesinde öğretmenlik vazifesini sürdürmüştür. 1934 yılında Ankara Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü gibi mühim bir makama getirilse de orada karşılaştığu idari sorunlar ve olumsuzluklar düzenini bozmuştur. Başkentte karşılaştığu bu olumsuz şartlar neticesinde 1940 yılında Adapazarı Ortaokuluna atanan tecrübeli eğitimci, buradaki üç yıllık öğretmenlik mesaisinin ardından nihayet yeniden çok sevdiği İstanbul'a tayin edilmiştir. İstanbul'a dönüşünün ardından Cağaloğlu ve Yenikapı ortaokullarında öğretmenlik mesleğine kararlılıkla devam etmiştir. Öğretmenlik onun yaşamının ana omurgası olmuştur. Müzecilik ise ona yeni ufuklar kazandırmıştır.
Meclis Kürsüsü ve Edebi Mirası
Okullardaki öğretmenlik vazifelerini 1943 yılına kadar kesintisiz sürdüren Dağlıoğlu, bu tarihte siyaset dünyasına adım atmıştır. Dönemin tek partisi tarafından milletvekili aday listesine seçilerek Antalya milletvekili sıfatıyla Türkiye Büyük Millet Meclisinde yer almıştır. Ayrıca, Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesindeki görevini 1946 yılına kadar sürdürerek ülkesine yasama alanında da katkı sağlamıştır. Yasama organındaki görev süresinin tamamlanmasının ardından Çocuk Esirgeme Kurumu bünyesinde müfettişlik yapmaya başlamıştır. Müfettişlik görevi, onun kamusal alandaki son resmi vazifesi olmuştur. 1950 yılında kendi isteğiyle emekliye ayrılmış ve yaşamının geri kalan kısmını geçirmek üzere İstanbul'a yerleşmiştir. Emeklilik ona huzur getirmiştir.
Dağlıoğlu, memuriyet ve siyaset hayatının ötesinde, asıl izini Türk kültür tarihi üzerine yaptığu kalıcı çalışmalarla bırakmıştır. Özellikle halkevlerinin ülke genelinde çok aktif olduğu dönemlerde, yerel tarih araştırmalarını bu kurumların dergilerinde yayınlamıştır. Yazılarının yayınlandığu başlıca halkevi dergileri şunlardır:
- Ün (İsparta Halkevi)
- Çorumlu (Çorum Halkevi)
- Başpınar (Gaziantep Halkevi)
- Yeni Türk (Eminönü Halkevi)
- Uludağ (Bursa Halkevi)
- Kaynak (Balıkesir Halkevi)
- Ülkü (Ankara Halkevi)
İsparta, Çorum, Gaziantep, Balıkesir, Bursa ve Ankara gibi farklı şehirlerin halkevi dergilerinde yayımlanan yazıları sayesinde yerel tarihin aydınlatılmasına ve cumhuriyetin kültür politikalarının halka ulaştırılmasına büyük bir katkıda bulunmuştur. Şehir tarihlerine duyduğu derin ilgi sebebiyle tapu defterleri üzerinde tahrir incelemeleri gerçekleştirmiştir. Bu araştırmalarının en somut neticesi, Gaziantep kenti üzerine hazırladığu üç ciltlik devasa eseridir. Bursa tarihine de eğilen Dağlıoğlu'nun kaleme aldığu 16. Asırda Bursa Tarihi adlı çalışma, günümüzde dahi ülkenin iktisadi ve sosyal tarihini inceleyen akademisyenlerin başucu kaynakları arasındadır. Dil araştırmalarında da aktif olan yazar, Türk Dil Kurumu ile ortak çalşşmalar yürüterek halk ağızlarından kelimeler ve atasözleri derlemiştir. Aynı zamanda şiir ve hikaye türlerinde de eserler vererek edebi yönünü de zenginleştirmiştir.