Müzik tarihinin en görkemli figürlerinden biri olan, kadife sesi ve karizmasıyla dünyayı peşinden sürükleyen Frank Sinatra, 12 Aralık 1915 tarihinde Hoboken'de (İtalyan göçmeni bir ailenin oğlu olarak New York, ABD) hayata gözlerini açtı. Asıl adı Francis Albert Sinatra olan sanatçı, pürüzsüz bariton sesiyle müzik sektörüne adım atarken, aynı zamanda beyaz perdede sergilediği oyunculuk yeteneğiyle de küresel bir efsaneye dönüşti. Yaşamı boyunca sanat dünyasına yön veren ünlü isim, 14 Mayıs 1998'de Los Angeles'ta hayata veda edene dek hem sahnelerin hem de beyaz perdenin en parlak yıldızı olarak anıldı.
Nota Notaları Aşan Bir Kariyerin İlk Adımları
Francis Albert Sinatra, Sicilyalı amatör boksör ve ustabaşı olan babası Antonino Martin Sinatra ile annesi Natalie Della Garaventa çiftinin tek çocuğu olarak dünyaya geldi. Genç yaşlarda müzik tutkusunu keşfeden Sinatra, 1931 yılında izlediği Bill Cosby'den derinden etkilendi. Bu ilhamın ardından, annesinin de onay vermesiyle lise eğitimini yarıda bırakarak tamamen müziğe yöneldi. Profesyonel anlamda şarkı söylemeye yaklaşık olarak 1936 yılında başladı. Yetenekli sanatçının yükselişi hızlı oldu. O, 8 Eylül 1937 tarihinde kendi kurduğu Hoboken Four adlı toplulukla katıldığı amatör bir yarışmada birincilik kürsüsüne çıktı. Bu başarı, büyük bir kariyerin kapısını araladı. 1939 yılının Temmuz ayında, kurucusu olduğu bu topluluğun eşliğinde seslendirdiği From the Bottom of My Heart şarkısıyla ilk plağını dilediği gibi dinleyicilere sundu. Plağın yayınlanmasıyla bırlikte, dönemin efsanevi trompet sanatçısı Harry James'in dikkatini çekti. Hemen ardından onun orkestrasına katıldı. Müzikal arayışını sürdüren Sinatra, 1940 ile 1942 yılları arasında ise Tommy Dorsey Orkestrası ile çalıştı. Sanatçının asıl ülke çapındaki büyük ününe kavuşması ise 31 Aralık 1942 yılında gerçekleşti. New York radyosunda yayınlanan Your Hit Parade programında solo olarak sahne almaya başladı. Pürüzsüz, son derece esnek bariton sesiyle milyonların sevgilisi haline geldi.
Hollywood Yıldızı ve Oscar Yolculuğu
Müzikteki devasa başarısını sinema sektörüne de taşıyan Frank Sinatra, beyaz perdedeki ilk önemli rolünü Higher and Higher filminde üstlendi. 1940'lar boyunca çok sayıda müzikal filmde boy göstererek hayran kitlesini genişletti. 1953 yılı ise onun sinema kariyerinde adeta bir milat oldu. From Here to Eternity filminde, hiç şarkı söylemeden hayat verdiği Angelo Maggio karakteriyle sinema otoritelerinden tam not aldı. Böylece En İyi Yardımcı Oyuncu Oscarı'nı kucakladı. Kaynaklar ayrıca sanatçının aynı yapımla En İyi Oyuncu dalında da Oscar kazandığını belirtmektedir. Aynı dönemde, filmde seslendirdiği ve listeleri kasıp kavuran Strangers In The Night şarkısı ile yüksek satış rakamlarına ulaşarak altın plak almaya hak kazandı. Bu görkemli sinema zaferinin ardından, çeşitli filmlerde sergilediği güçlü performanslarla sektördeki yerini iyice sağlamlaştırdı. Yaşının ilerlemiş olmasına aldırmayan efsane, 1990'lı yıllarda bile aktif olarak konser vermeyi ve sahnede devleşmeyi sürdürdü. Hayata veda ettiğinde geride bıraktığı devasa miras ise hayranlık uyandırıcıdır. Sanatçı geriye 9 adet Grammy ödülü, 1 Oscar, 60 sinema filmi, 578 adet yayınlanmış şarkı ve tam 1800 adet ses kaydı bıraktı. Ayrıca mavi gözlerinden dolayı Ol' Blue Eyes lakabıyla tanınırken, müzikteki büyük etkisi sebebiyle de doğrudan The Voice yani Ses lakabını almıştır.
En popüler ve yaygın olarak bilinen şarkılarından bazıları şunlardır:
- My Way
- Strangers In The Night
- Something Stupid
- All The Way
- The Lady is a Tramp
- I'm A Fool To Love
- New York New York
- Witchcraft
- How Insensitive
Fırtınalı Aşklar ve Büyük İmparatorluk
Sanatçının yaşamı sadece müzik ve sinemadan ibaret değildi. Özel hayatı da en az kariyeri kadar fırtınalı geçti. İlk evliliğini komşu kızı Nancy Barbato ile gerçekleştiren Sinatra'nın bu evlilikten üç çocuğu oldu. Ancak hızla gelen ün, şöhret ve büyük paralar bu yuvanın sarsılmasına yol açtı. Dönemin büyük film yıldızı Ava Gardner'a aşık olunca, eşinin boşanma davası açmasıyla evliliği sonlandı. Ardından Ava Gardner ile dünya evine girdi. Fakat bu fırtınalı ve fazlasıyla gürültülü aşk çok uzun ömürlü olmadı. Ava Gardner'dan boşandıktan sonra kendisinden yaşça hayli küçük olan ünlü oyuncu Mia Farrow ile 1966-1968 yılları arasında kısa bir evlilik daha yaptı. Hayatının son dönemlerinde ise aradığı sakinliği ve huzuru son eşi Barbara ile buldu. Bu beraberlik, sanatçının son gününe dek mutlu ve huzurlu bir biçimde sürdü. Frank Sinatra, 1998 yılında 83 yaşındayken ABD'nin Los Angeles kentinde kaldığı hastanede geçirdiği kalp krizi neticesinde yaşama veda etti. Ölümünün ardından geriye sadece unutulmaz ezgiler değiler değil, milyonlarca dolar değerinde devasa bir medya imparatorluğu da bıraktı. Bu büyük finansal gücün önemli parçaları arasında emlak sektöründe faaliyet gösteren firmalar, özel havayolu filoları ve kendi kurduğu Artanis Plak Şirketi vardı. Hatta bu yatırımların arasında bir füze üretim firması dahi bulunmaktaydı.
