Londra'nın kuzeyindeki sakin banliyö Southgate'te, 14 Eylül 1983 günü dünyaya gözlerini açan Amy Jade Winehouse, kısa fakat fırtınalı yaşamında soul, caz ve R&B türlerinde dünya müzik tarihini derinden sarsan bir besteci ve pop şarkıcısıdır. Müzik aşkını paylaşan Yahudi bir ailenin ikinci çocuğu olan sanatçı, caz müzisyeni akrabalarının esintileri ve eşsiz yeteneğiyle genç yaşta kıymetli bestelere imza atarak küresel bir efsaneye dönüşmüştür.
Sıra Dışı Bir Çocukluktan Notalara Dökülen Yetenek
Southgate'in banliyölerinde, ağabeyi Alex ile büyüdü. Babası Mitch taksi şoförü, annesi Janis eczacıydı. Dokuz yaşındayken anne ve babası boşandı. Tam da bu hassas dönemde, babaannesi Cynthia Winehouse genç kızın sanat okuluna gitmesini önererek önemli bir kıvılcım çaktı. Böylece, dört yıl boyunca eğitim alacağı Susi Earnshaw Theatre School günleri başladı.
Sıra dışı ruhu ve aykırı kişliği, okul hayatının sık sık değişmesine yol açtı. Eğitim yolculuğu boyunca Sylvia Young Theatre School, The Mount School, Mill Hill, BRIT School, Southgate School ve Ashmole School gibi birçok eğitim kurumunda bulundu. Henüz on yaşındayken çocukluk arkadaşı Juliette Ashby ile birlikte Sweet 'n' Sour adında bir rap grubu kurdu. Her ne kadar bu grubun ömrü kısa sürse de, içindeki müzik tutkusunu durdurmak mümkün değildi.
On üç yaşına geldiğinde ilk gitarına kavuşan Amy, kısa sürede kendi bestelerini üretmeye başladı. Yerel bir müzik topluluğu olan Bolsha Band bünyesinde şarkı söyleyerek sahne deneyimi kazandı. Sahne tozu yutarken bir yandan da kendi sözlerini yazıyordu. Ne yazık ki müzik basamaklarını tırmanırken, geleceğini karanlığa sürükleyecek uyuşturucu maddelerle de bu dönemde tanıştı.
"Frank" ve "Black to Black" ile Zirveye Tırmanış
Müzik dünyası, 20 Ekim 2003'te yayınlanan Frank albümüyle yepyeni bir ses kazandı. Yapımcılığını Salaam Remi'nin üstlendiği ve caz tınılarıyla bezenmiş bu albümdeki bestelerin tamamında Winehouse bizzat rol aldı. Sanat çevresinden büyük övgüler toplayan bu çalışma, ona kısa sürede büyük bir popülerlik getirdi. Genç sanatçı, bu albümü sayesinde 2004 yılında Brit Awards'ta En İyi İngiliz Kadın Sanatçı ödülüne aday gösterildi. Aynı yıl, kitleleri peşinden sürükleyen Stronger Than Me isimli eseriyle saygın Ivor Novello ödülünü kazandı.
Beste çalışmalarına verdiği yaklaşık on sekiz aylık aranın ardından sessizliğini bozan sanatçı, 30 Ekim 2006 tarihinde müzik listelerini derinden sarsacak efsanevi Black to Black albümünü yine Salaam Remi prodüktörlüğünde dinleyicileriyle buluşturdu. İngiltere müzik listelerinde farklı dönemlerde zirveye yerleşerek kırılması güç rekorlara imza attı.
Albümün lokomotif şarkısı Rehab, ulusal listelerde yedi numaraya kadar tırmandı. MTV Müzik Ödülleri'ndeki etkileyici sahne performansının ardından bu şarkı, prestijli Time dergisi tarafından 2007'nin en başarılı on eserinden biri seçildi. Hemen ardından, 8 Ocak 2007'de yayğınlanan You Know I'm No Good single çalışmasında rap sahnesinin güçlü ismi Ghostface Killah ile iş birliği yaptı. Amerika Birleşik Devletleri pazarına açılmasıyla küresel şöhreti tavan yapan sanatçı, bu ülkede tarihin en iyi çıkış yapan yabancı kadın vokalisti ünvanına erişti.
Winehouse yalnızca sesiyle değil, kendine has yüksek topuzu ve retrospektif giyim tarzıyla da öne çıktı. Bu ikonik stil, Karl Lagerfeld gibi dünyaca ünlü moda tasarımcılarına yaratıcı ilhamlar verdi.
Kısa sürede kazandığı ve aday gösterildiği sayısız prestijli müzik ödülü ise başarısının en somut kanıtıdır:
- 2004 ve 2008 yıllarında Brit Awards'ta en iyi kadın şarkıcı adaylıkları,
- 2004 ve 2007 yıllarında Ivor Novello beste yarışmasında en iyi modern şarkı dalında kazanılan birincilikler,
- 2007 yılında MOBO Awards'ta kazanılan En İyi İngiliz Kadın Sanatçı Ödülü,
- 2007 MTV Avrupa Müzik Ödülleri'nde Yılın Albümü ve En İyi Yeni Sanatçı kategorilerinde adaylıklar,
- 2007 yılı Vibe Awards'ta elde edilen Yılın Sanatçı adaylığı,
- 2008 Grammy Ödülleri'nde En İyi Yeni Şarkıcı, Yılın Albümü, En İyi Pop Vokal Albümü ve Rehab ile En İyi Kadın Pop Vokal Performansı ve Yılın Şarkısı adaylıkları.
Özel Hayatındaki Fırtınalar ve Erken Veda
Büyüyen şöhreti ve elde ettiği küresel başarılar, maalesef sanatçının uyuşturucu ve alkol bağımlılığı sorunlarını engellemeye yetmedi. 2007 yılından itibaren sağlık problemleri ve uyuşturucu bağımlılığı, magazin manşetlerinin değişmez gündem maddesi haline geldi. Spekülatif tavırları ve açıklamaları yüzünden basının sürekli takibinde kalan Winehouse, uyuşturucu kullanımı iddiaları ve yasal suçlamalarla sık sık yüzleşmek zorunda kaldı.
2007 yılında evlendiği Blake Fielder Civil ile yürüttüğü ilişki de son derece yıpratıcıydı. Birliktelikleri sırasında hukuki sorunlar yaşayan çiftten Blake, kısa bir süre cezaevinde yattı. Yaşanan tüm bu krizlerin ardından yollarını ayıran ikili, 2009 yılında resmi olarak boşandı. Boşanmanın ardından Reg Traviss ile yeni bir ilişkiye başlayan Amy Winehouse'un yaşam mücadelesi uzun sürmedi.
Genç yıldız, 23 Temmuz 2011 tarihinde Londra'daki evinde henüz yirmi sekiz yaşındayken ölü bulundu. Cenazeden sonra bedeni Golders Green Crematorium'da yakıldı. Ölümünün ardından babası Mitch Winehouse, kızının adını ölümsüzleştirmek için Amy Winehouse Vakfı'nı kurdu. Bu vakıf, gelen bağışlarla uyuşturucu bağımlısı ve sağlık sorunları olan çocukların rehabilite edilmesine katkıda bulunmaktadır. Ayrıca acılı baba, kızının hayatını kendi penceresinden ele aldığı Kızım Amy adlı eserini 26 Haziran 2012'de Amerika Birleşik Devletleri'nde okuyucuyla buluşturdu.
