İsviçreli heykeltıraş ve ressam Alberto Giacometti, modern sanat dünyasını derinden sarsan benzersiz figürleriyle tanınan, 20. yüzyılın en özgün yaratıcılarındandır. Sanatçı, 10 Ekim 1901 tarihinde İsviçre'nin İtalya sınırına oldukça yakın, İtalyanca konuşulan Graubünden kantonundaki Borgonova'nın sakin Stampa kasabasında hayata gözlerini açtı. Dört çocuklu bir ailenin en büyük evladı olarak, doğayla ve sanatla iç içe büyüyen figür, babasının da izinden giderek erken yaşta yaratım süreçleriyle tanıştı. Hayatı boyunca ürettiği kübist, sürrealist ve ekspresyonist çizgideki yapıtlarıyla kalıplara sığmayı reddeden sanatçı, özellikle 1940'ların ikinci yarısından sonra yapmaya başladığı o ikonik, ince ve uzun soyut insan figürleriyle dünya çapında büyük bir ün kazandı. Yaşamını sanatına adayan Giacometti, 11 Ocak 1966 tarihinde İsviçre'nin Chur kentindeki Coire Hastanesi'nde geçirdiği kalp rahatsızlığı nedeniyle 65 yaşında hayata veda etti.
Sanatla İç İçe Geçen Çocukluk Yılları ve İlk Çalışmalar
Genç Alberto, çocukluğunu İtalya'nın eşsiz doğasındaki Val Bregaglia'nın küçük bir köyünde, yüksek çam ağaçları, büyük taşlar, arkadaşları ve rengarenk tablolar arasında hayal gücünü besleyen heyecanlı oyunlarla geçirdi. İlk yeni-izlenimci İsviçreli ressamlardan olan babası Giovanni Giacometti ve annesi Annetta Stampa, onun sanatsal yeteneğini her zaman desteklediler. Kardeşleri Diego, Ottilia ve Bruno ile birlikte büyüyen Alberto, genç yaşta resim ve heykel yapmayı babasından öğrendi. Henüz 1913 yılında 'Masanın Üzerindeki Elmalar' adlı ilk yağlıboya tablosunu tamamlayarak içindeki yaratıcı gücü dışarı vurdu. Sadece bir yıl sonra ise kardeşi Diego'nun büstünü 'Diego'nun Kafası' adıyla şekillendirerek ilk heykeli olarak tarihe geçirdi.
Sanatçı, 1915-1919 yılları arasında Graubünden kantonunda bulunan Schiers Koleji'nde eğitim görerek entelektüel altyapısını güçlendirdi. Okul yıllarında tarih, doğa bilimleri ve özellikle 1917 Rus Devrimi gibi siyasi olaylar en çok ilgilendiği konular oldu. Edebiyatta ise Alman romantiklerini okudu. Buradaki eğitiminin ardından, 1919'da Cenevre Güzel Sanatlar Okulu'nda heykel eğitimi almaya başlayarak profesyonel sanat hayatına ilk ciddi adımını attı.
İtalya Keşifleri ve Paris'teki Avangart Dönüşüm
Giacometti, 1920 yılında sanat eğitimini sürdürmek üzere İtalya'ya giderek orada Rönesans ve Bizans sanatının büyüsüne kapıldı. İlk seyahatinde Tintoretto, Saint Marco mozaikleri, Bellini kardeşler ve Padova'da gördüğü Giotto yapıtlarından fazlasıyla etkilendi. Ertesi yıl gerçekleştirdiği ikinci İtalya yolculuğunda ise Floransa'da gördüğü bir büst vasıtasıyla Mısır sanatı ile tanıştı. Vatikan'daki Mısır koleksiyonunu yakından incelemek amacıyla Roma'ya giden sanatçı, burada Bizans mozaikleri ve Barok eserler üzerine yoğunlaştı. Roma'da kaldığı süre boyunca sanatsal araştırmalarını derinleştirirken bir yandan da konserlere ve operalara katılarak ruhunu besleyen Giacometti, 1 Ocak 1922 tarihinde sanatın kalbi olan Paris'e taşındı.
Paris'te ilk olarak Alexander Archipenko'nun stüdyosunda faaliyet gösteren sanatçı, ardından heykeltıraş Antoine Bourdelle'nin derslerine katılarak 1925 yılına kadar atölye asistanlığı yaptı. Kübizm ve sürrealizmi en iyi kavrayan heykeltıraşlardan biri kabul edilen sanatçı; Miro, Ernst, Picasso, Hjorth ve Balthus ile dost oldu. Froidevaux Sokağı'ndaki ilk atölyesini 1925 yılında açsa da iki yıl sonra Hippolite Maindron Sokağı'ndaki küçük atölyeye taşındı. Hayatının vazgeçilmezi haline gelen bu mekanı, Paris'in işgali sırasındakı kısa ayrılık hariç, ölene dek hiç terk etmedi.
Gördüğü gerçekliği olduğu gibi aktaramadığını düşünen Giacometti, bir süre sonra modellerle çalışmayı tamamen bırakarak zihninden üretmeye başladı. Egzotik ve çağdaş akımlarla ilgilenerek 'Kaşık Kadın' gibi yassı heykeller üretti ve 1926-1928 yılları arasında Tuileries sergilerine katıldı.
Gerçeküstücü Dönem ve Figürlerin İncelen Yolculuğu
Sanatçı, 1926 yılında meşhur 'Le Couple' (Çift) heykelini tamamladıktan sonra, 1929'da Pierre Loeb ile anlaşarak nesne-heykellerini sergiledi. Geçim kaygısı yaşamamak adına 1930 yılında kardeşi Diego ile birlikte dekoratör Michel Franck için mobilyalar ve Elisa Schiaparelli için takılar tasarladılar. Aynı dönemde Aragon, Breton ve Dali ile tanışarak Gerçeküstücülere katıldı. Bu akımın getirdiği esinle 1932'de Pierre Colle galerisinde ilk kişisel sergisini açtı. Ardından 1934 yılında New York'taki Julien Levy galerisinde Amerikan sanat kamuoyunun karşısına çıktı.
Bu dönemde şiddetli iç huzursuzluklar ve duyma krizleri geçiren sanatçı, deneysel çalışmalara yöneldi. Bu arayışın meyveleri şunlardır:
- Asılı Top
- Saat 4 Sarayı
- Görünmeyen Nesne
- Artık Oynamıyoruz
- Kafes ve 1+1=3
Giacometti, on yıllık bir aradan sonra 1935 yılında tarzını değiştirerek modellerle çalışmaya döndü ve Gerçeküstücü Akım'dan koptu. Ancak heykellerinin boyutları öylesine küçülmüştü ki, neredeyse heykel olma özelliklerini kaybediyorlardı. Sabahları Diego'nun, öğleden sonraları ise Rita'nın modellik yaptığı büst çalışmalarıyla insan formuna yoğunlaştı. Başka sanatçılarla sık sık görüşen Alberto, 1935 ile 1947 yılları arasında eserlerini sergilemekten kaçındı. Savaş yıllarında Cenevre'ye sığındı. Savaş bittiğinde Paris'e döndü ve Diego'nun koruduğu atölyesinde çalışmalarına kaldığı yerden devam etti.
Bu dönüşle birlikte Giacometti'nin heykelleri adeta eriyormuşçasına inceldi, uzadı ve soyut birer çizgiye dönüştü. 1946 yılında Annette Arm ile evlendi. Aynı dönemde annesinin, Diego'nun, Yanaihara'nın ve Caroline'in portrelerini yaparak sanat dünyasına geri döndü. Samuel Beckett'in ünlü oyunu 'Godot'u Beklerken' için 1953 yılında sahnede yer alan o meşhur ağaç dekorunu çizdi.
Küresel Başarılar, Ödüller ve Sanatçının Mirası
Sanatçı, 1961 yılında Pittsburgh International Heykelcilik Ödülü'nde birinci oldu. Bu büyük başarının ardından, 1962 Venedik Bienali'nde heykel dalında Büyük Ödül'ü kazanarak ününü uluslararası düzeye taşıdı. 1964 yılında Guggenheim Ödülü aldı. Aynı yıl Saint Paul de Vence'da açılan Maeght Vakfı müzesinin açılışında Joan Miro ile birlikte baş davetli olarak onurlandırıldı. 1965 yılında New York Modern Sanat Müzesi (MoMA) başta olmak üzere Amerika'da ve sonrasında Avrupa'nın önde gelen galerilerinde büyük sergiler gerçekleştirdi.
Hayatı boyunca ekspresyonist tavırlı sürrealist ve kübist olarak anılan, hiçbir kalıba sığdırılamayan bu dahi sanatçı, 11 Ocak 1966'da kalp yetmezliği nedeniyle aramızdan ayrıldı. Naaşı, doğduğu Borgonova'daki aile mezarlığına defnedildi.
%20cut.jpg?width=640)