Ardahan, Türkiye'nin kuzeydoğu köşesinde, Doğu Anadolu Bölgesi'nde ve kısmen Doğu Karadeniz'de konumlanan, Gürcistan ile sınır komşusu olan benzersiz bir sınır ilidir. Deniz seviyesinden ortalama 1.829 metre yükseklikte yer alan bu etkileyici coğrafya, yüksek ovaları, akarsuları, ormanları, zengin çiçek çeşitliliğine sahip yaylaları ve iki gölüyle adeta keşfedilmeyi bekleyen bir doğa cennetidir. Batısında Artvin, güneybatısında Erzurum, güneyinde Kars ve doğusunda Gürcistan bulunan şehir, aynı zamanda Türkgözü ve Çıldır Aktaş Sınır Kapıları ile Türkiye'nin Kafkaslar'a açılan kapısı konumundadır.
Ardahan'ın Tarihsel Kökenleri ve Antik Dönemi
Bölgenin ismi, Osmanlıların Gürcü yönetiminden devralması sebebiyle Gürcüce Artaani kelimesinden gelmektedir. Geleneksel rivayetlere göre il merkezi olan Ardahan kentinin kuruluşu, Nuh'un oğlu Yafet'in üçüncü kuşaktan torunu Cavahos'a dayandırılmaktadır. Kent, tarih sahnesine ilk çıktığı dönemlerde sırasıyla Kacta-kalaki ve Huri adlarını taşımıştır. Büyük İskender'in komutanı Azon ile Gürcü topluluklarını birleştiren I. Parnavaz (İÖ 326 - İÖ 234) arasındaki tarihi mücadele bu kentin yakınlarında gerçekleşmiş ve Kartli Krallığı'nın kuruluşuyla sonuçlanmıştır.
Hristiyanlık Dönemi ve İlk Kiliseler
Gürcü Kralı III. Mirian'ın Hristiyanlığı resmi din olarak kabul etmesinin ardından, Bizans İmparatoru I. Konstantin'in gönderdiği mimar ve rahiplerle bölgedeki ilk Gürcü kilisesi inşa edilmiştir. Şimdi Ardahan'ın Hanak ilçesine bağlı Oğuzyolu köyü olan Eruşeti'de inşa edilen bu kilise, İsa'nın çarmıha gerilişi sırasında ellerine çakılan kutsal çivilerle takdis edilmiştir. 9. yüzyılın başlarında Bagratlı Aşot'un Tao-Klarceti Prensliği'ni kurmasıyla Ardahan ve çevresi bu devlete katılmış ve bölge zamanla "Gürcistan'ın Sina'sı" olarak anılmaya başlamıştır. Bu manastır döneminden günümüze kadar ulaşmayı başaran en önemli yapılar, Dörtkilise köyündeki Dört Kilise Manastırı ile Vaşlobi köyündeki Vaşlobi Manastırı'dır.
Selçuklu, Osmanlı ve Modern Dönem
Bölge, 1080 yılında Kveli Kalesi Savaşı'nda Selçukluların hakimiyetine girmiş, ardından 1121'de Didgori Savaşı ile yeniden Gürcü yönetimine ve sonrasında Samtshe Atabeyliği sınırlarına dahil olmuştur. 1551 yılında Osmanlı Devleti tarafından fethedilerek bir sancak haline getirilmiş ve 1555 Amasya Antlaşması ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştır. Osmanlı döneminde Çıldır Eyaleti'nin Ardahan-i Büzürg (Büyük Ardahan) livası olarak kaydedilen bölgenin idari merkezi Parakan (Rabat-i Kale-i Parakan) Kalesi olmuştur. 1878'de Rus İmparatorluğu işgaline uğrayan kent, 1921 yılında Kars Antlaşması ile Türkiye Cumhuriyeti topraklarına katılmıştır. Cumhuriyet döneminde 1924'te il yapılmış, 1926'da Kars'ın ilçesi olmuş ve en nihayetinde 1992 yılında Kars'tan ayrılarak yeniden il statüsüne kavuşmuştur.