Wolfgang Amadeus Mozart, 27 Ocak 1756’da Salzburg, Avusturya’da dünyaya geldi; babası Leopold Mozart, Salzburg Başpiskoposu’nun orkestrasının şefi ve önemli bir müzik pedagoguydu, annesi ise Anna Maria Pertl Mozart’tı. Doğumunun ertesi günü St. Rupert Katedrali’nde vaftiz edilen Mozart, ömür boyu en çok Wolfgang adını kullandı; tam vaftiz adı ise Joannes Chrysostomus Wolfgangus Theophilus Mozart’tı. Amadeus adını Latince’nin yanı sıra Almanca’da Gottlieb, Fransızca’da ise Amaed olarak da kullandı. Lakabı Nannerl olan ağabeysi Maria Anna Mozart, onun yakın refakatçisi oldu. Sadece 35 yıllık bir ömrüe 626 ölümsüz eser sığdıran Mozart, 18. yüzyıl klasik müzik geleneğinin en verimli ve en etkili bestecisi olarak tarihe geçti.
Prodigy’den Virtuoöze: Erken Yıllar ve Avrupa Gezileri
Mozart’ın müzikle ilişkisi neredeyse doğumla başladı. Babası Leopold, oğlunun klavye başında gösterdiği olağanstü yeteneği görür görmez kendi kariyer besteciliğini bırakarak Wolfgang’ın eğitimine odaklandı. Daha 4 yaşında birçok parçayı ezberlediği ve 5 yaşında, 1761’de küçük bir Andante ile Allegro bestelediği Leopold’un müzik notlarında geçer. Duyduğu her müelodik yapıyı hafizasına kalıcı biçimde işleyen bu çocuğun çok geçmeden sahne heyecanına da alıştırılması gerekiyordu. 1762’de Bavyera’nın Münih’inde verdiği ilk gösterinin ardından aynı yıl Prag ve Viyana’da imparatorluk sarayında sahne aldı. Babasıyla birlikte 3,5 yıl süren uzun bir Avrupa konser gezisine çıkan genç Mozart; Münih, Mannheim, Paris ve Londra’da pek çok müzisyenle tanıştı. Londra’da, 1764–65 yıllarında tanıştığı Johann Christian Bach— üstä Johann Sebastian Bach’ın oğlu — Mozart’ın gelecekteki kompozisyon dilini şekillendiren baş esin kaynaklardan biri oldu. Lahey, Zürih ve Donaueschingen’de verilen konserlerle noktalanan bu tur, genç Mozart’a kıta genelinde paha biçilmez bir tecrube kazındırdı.
İtalya Yılları ve Olgunluk Dönemi
1767’de Johann Christian Bach ile birlikte Viyana’ya giden Mozart, burada çiçek hastalığına yakalandı. İyileşmesinin ardından Salzburg’da geçirdiği bir yılın sonunda üç kez İtalya’ya seyahat etti. Kasim 1769–Mart 1773 arasında süren bu yolculuklarda Mitridate Rè di Ponto (1770), Ascanio in Alba (1771) ve Lucio Silla (1772) adlı üç opera kaleme aldı. Venedik’te Andrea Luchesi, Bolonya’da ise Giovanni Battista Martini ile bir araya geldi; aynı dönemde Accademia Filarmonica’ya üye olarak kabul edildi. İtalya’daki gezilerinden birinde, Gregorio Allegri’nin Miserere’sini Sistine Chapel’de tek dinleyişte tamamen belleğine ya zıp bir kağıda döktü; hatta notadaki küçük hataları da düzelltti. Bu eylem, Vatikan’a ait eserin bilinen ilk izinsiz kopyasını ortaya çıkardı.
Eylül 1777’de annesiyle birlikte çıktığı Avrupa turunda Mannheim Orkestrasya sahne alan Mozart, bu dönemde Aloysia Weber’e aşık oldu; ancak Weber onu reddetti. 1778’de Paris gezisi sırasında annesini yitiren Mozart, 1780’de ilk büyük operası Idomeneo’yu Münih’te sahneledi. Ardından işvereni Prens Başpiskopos Colloredo’nun davetini reddederek Salzburg’a dönmek yerine bağımsızlığını tercih etti ve Viyana’ya yerleşti. 4 Ağustos 1782’de Aloysia’nın kız kardeşi Constanze Weber’le evlenen Mozart, aynı yıl Türk tarihiyle ilişkili iki önemli eserini tamamladı: Mehter Marşı’nın ritim yapısından ilham aldığı Ronda alla Turca (11 numaralı La Major Piyano Sanatı, K. 331’in üçüncü bölümü) ve Topkapı Sarayı’nı sahne olarak kullanan, Selim Paşa’nın tutsağı Konstanze ile hizmetçisini konu alan opera Die Entführung aus dem Serail (Saraydan Kız Kaçırma). Bu opera büyük bir beğeni topladı. Viyana yıllarında Franz Joseph Haydn’la derin bir dostluk kuran Mozart, 1784’te Haydn ile aynı mason lokasına girdi. 1784–87 arasında Domgasse 5’teki yedi odalı apartmanda yaşadı; bu ev bugün hala ziyaretçilere açıktır. 1786’da burada bestelediği Le nozze di Figaro ile yeni bir doruk noktasına ulaştı.
Son Yıllar, Requiem ve Miras
Mozart’ın son operası La Clemenza di Tito, 6 Eylül 1791’de Prag’da II. Leopold’un Bohemya tacgiyme töreninde sahnelendi. Hastalığının giderek ağırlaştığını bilen Mozart, ölümünden birkaç gün önce son çalışması Requiem’e başladı. 5 Aralık 1791’de gece 1 sularında Viyana’da hayata gözlerini yumdu. Son sözleri “Ölümün tadı dudaklarımda... Bu dünyadan olmayan bir şey hissediyorum” olduğu aktarılır. Requiem’in tamamlanması önce Joseph Eybler’e, ardından Mozart’ın öğrencisi genç besteci Franz Xaver Süssmayr’a devredildi. Ölüm nedenine dair çeşitli teoriler öne sürüldü: trişinoz, cıva zehirlenmesi, ateşli romatizma ya da o dönemün yaygın tedavi uygulamaları. Ölüm kayıtlarında geçen hitziges Frieselfieber ifadesi modern tıpta karşılık bulmadığından mesele belirsizliğini korumaktadır. St. Marx Mezarlığı’ndaki asli mezarının yeri zamanla yitirildi; anıtsal mezartaşları hem buraya hem de Zentralfriedhof’a yerleştirildi. 2005’te yapılan DNA karşılaştırmalı çalışmalar ise büyükannesi ve yeğeniyle örnek eşleştirmesinde beklenen sonuçları vermedi.
Mozart’ın mali durumuna ilişkin efsaneler zaman içinde abartmaya donuştü. Yıllık yaklaşık 50.000 florin kazanan besteci, bu geliriyle 18. yüzyılın en yüksek gelirli yüzde beşlik dilimine giriyordu; bu rakam bugünün değiyle en az 142.000 Dolar’a denk gelir. Servetini yönetemediği ve zaman zaman kredi aldığı bilinse de gerçek anlamda yoksulluk içinde yaşadığına dair kalıcı bir kanıt mevcut değildir. Eşi Constanze, 1809’da Danimarkalı diplomat Georg Nikolaus von Nissen ile evlendi; Nissen’in yarım bıraktığı Mozart biyografisini Constanze tamamlayarak yayımladı.
Müzik tarihi açısından değerlendirildiğinde Mozart, barok tarz ile klasik anlatımı harmanlayarak piyano kontçertosunu başlı başına bir tür olarak geliştirdi. Senfoni, opera, yay lı kuartet ve kentet, piyano sonatı ile dini müzik alanlarının tümünde eserler vererek çok yönlülükte şânı hiç eşleşmeyen bir besteci kimliği edindi. Franz Schubert, Frédéric Chopin, Piyotr İlyiç Çaykovski ve Robert Schumann gibi devlerin önünde taşıdığı bayrak, jazz piyanisti Chick Corea’nın itirafıyla da görüldüğü üzere rock ve heavy metal dünyasına da uzandı. 1984 yapımı Amadeus filmi—yönetmenliğini Milos Forman’ın, senaryosunu ise Peter Shaffer’ın üstlendiği—sekiz Oskar ödülü kazanarak Mozart’ın müzik mirasını geniş kitlelere yeniden tanıttı; tarihsel doğrulukla ilgili eleştiriler alınsa da bu mirasın popülerleşmesindeki katkısı tartışma götürmez.
