Tıp dünyasında çığr açan Waldemar Haffkine, 15 Mart 1860 tarihinde bugün Ukrayna sınırlarında yer alan Odessa kentinde dünyaya geldi. Asıl adı Vladimir Aronovich Khavkin olan bu dahi mikrobiyolog, insanlığı kırıp geçiren kolera ve veba salgınlarına karşı geliştirdiği aşılarla modern tıbbın seyrini değiştirdi. Salgınların küresel bir tehdit oluşturduğu zorlu bir dönemde, geliştirdiği formülleri cesurca kendi üzerinde test ederek milyonlarca canı mutlak bir ölümden kurtardı. Gençlik yıllarında Yahudi kimliği nedeniyle ağır siyasi baskılara maruz kalan araştırmacı, tıp dünyasındaki büyük engelleri aşarak bilimsel tutkusunun peşinden kararlılıkla gitti ve adını tarihe yazdı.
Sürgünden Bilim Dünyasının Zirvesine
Beş çocuklu bir ailenin dördüncü evladı olarak doğan genç Vladimir, eğitim hayatına Odessa ve St. Petersburg'daki seçkin liselerde başladı. Ardından İmperial Novorossiya Üniversitesi'nde eğitim gördü. Burada dünyaca ünlü biyolog Ilya Mechnikov ile yolları kesişti. Üniversite yıllarında Yahudi Öz Savunma Birliği'ne katılarak toplumsal mücadelelerin içinde aktif rol üstlendi. Bir pogromda yaralanarak tutuklandı. Akıl hocası Mechnikov'un nüfuzunu kullanarak araya girmesiyle özgürlüğüne kavuşabildi. Çar suikastı sonrasında baskılar arttı. Özellikle Yahudi aydınlar hedef tahtasına oturtulmuştu. Bu dönemde Odessa Zooloji Müzesi bünyesinde çalışmalar yürüttü. Ancak etnik kökeni nedeniyle akademik yükselişi engellendi. Musevi kökeninden ötürü akademik kariyeri engellenen ve profesörlük hakkı elinden alınan başarılı araştırmacı, 1888 yılında doğduğu toprakları terk ederek İsviçre topraklarına göç etmek mecburiyetinde kaldı. Burada Cenevre Üniversitesi'nde fizyoloji yardımcı doçentliği görevini yürüterek akademik hayata yeniden bağlandı.
Kendi Bedenini Siper Eden Bir Kaşif
Bilimsel dehasını kanıtlamak isteyen Haffkine, 1889'da Paris'e geçerek yeni kurulan Pasteur Enstitüsü kadrosuna katıldı. Burada başlangıçta kütüphaneci olarak çalışmak zorunda kalsa da araştırmalarını büyük bir kararlılıkla sürdürdü. İlk araştırmalarında mikroskobik canlılar üzerine yoğunlaşan başarılı araştırmacı, şu canlılar üzerinde öncü gözlemler yaptı:
- Astasia
- Euglena
- Paramecium
Bunun yanı sıra Paramecium'un içinde yaşayan bir bakteri paraziti olan Holospora'yı inceleyerek önemli bulgular elde etti. Onun öglenidler üzerindeki bu başarılı çalışmaları anısına, bir öglenid cinsine daha sonra Khawkinea adı verildi. O yıllarda Asya ve Avrupa kıtalarını kasıp kavuran beşinci büyük kolera salgını, genç bilim insanının dikkatini pratik bakteriyolojiye yöneltmesine yol açtı. Robert Koch kolera virüsünü keşfetmiş olmasına rağmen, dönemin tıp camiası bu etkenin tek başına hastalığa yol açtığına inanmıyordu. Bilimsel otoritelerin bu çekimser tavrına meydan okuyan Haffkine, laboratuvarda kolera bakterisinin zayıflatılmış bir formunu elde etmeyi başardı. Geliştirdiği aşının güvenilirliğini kanıtlamak amacıyla, hiç tereddüt etmeden 18 Temmuz 1892'de ilk insan denemesini kendi bedeni üzerinde gerçekleştirdi. Aşının koruyuculuğunu kendi üzerinde kanıtladıktan sonra elde ettiği çarpıcı sonuçları Biyoloji Derneği'ne gururla rapor etti. Tıp dünyasında büyük yankı uyandıran bu buluş, dönemin kıdemli hocaları ve resmi kurumları tarafından başlangıçta şüpheyle karşılandı.
Hindistan Yılları ve Mulkowal Trajedisi
Aşısını kitlesel olarak test etmek için en uygun yerin salgının yıkıcı etkiler gösterdiği Hindistan olduğunu düşünen Haffkine, İngiliz diplomatların desteğiyle 1893'te bu ülkeye gitti. Burada yüz binlerce insanı aşıladı. Bombay'da patlak veren korkunç veba salgını üzerine 1897'de Grant Tıp Fakültesi'nin koridorlarında kurulan geçici bir laboratuvarda veba aşısını da geliştirdi. Yoğun çalışma temposu nedeniyle asistanlarının sinir krizleri geçirdiği bu zorlu süreçte, veba aşısını da yine ilk kez kendi üzerinde denedi. Byculla Hapishanesi'ndeki mahkumlar üzerinde yapılan başarılı denemelerle aşının ölüm riskini yarı yarıya azalttığı tescillendi. Bu olağanüstü başarıları nedeniyle Kraliçe Victoria tarafından Hindistan İmparatorluğu Nişanı ile ödüllendirildi. Ancak 1902 yılında Mulkowal köyünde aşılanan bazı kişilerin tetanostan ölmesi üzerine kariyeri büyük bir sarsıntı geçirdi. Tıp dünyasında adeta bir Dreyfus davası gibi yankı bulan bu olayda, yabancı ve Yahudi olduğu için haksız yere suçlandı. Yıllar süren kapsamlı araştırmaların ardından, ölümlere bir asistanın sterilize etmediği şişe tıpasının yol açtığı kanıtlandı ve aklandı.
Sıtma hastalığına yakalandıktan sonra aktif görevinden emekli olmak zorunda kalan Haffkine, önce Fransa'ya döndü, ardından yaşamının son dönemini sakin bir şekilde geçireceği İsviçre'nin Lozan şehrine yerleşti. Ömrünün son yıllarında dini inançlarına daha sıkı bağlanan bilim insanı, hayırseverlik faaliyetlerine yoğunlaşarak Siyonist hareketlere destek verdi. Ayrıca 1898 yılında Sultan II. Abdülhamid'e Yahudilerin Filistin'e yerleştirilmesini öngören bir plan sundu ancak bu teklif kabul görmedi. İnsanlığa adanmış bu onurlu yaşam, 26 Ekim 1930'da Lozan'da yetmiş yaşında son buldu. Ünlü hekim Dr. Joseph Lister'ın 'insanlığın kurtarıcısı' olarak nitelendirdiği Haffkine'in adı, Hindistan'da ve İsrail'de yaşatılmaya devam ediyor.
