Osmanlı'nın son döneminden Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna uzanan tarihi kavşakta, hem dini ilimlerdeki yetkinliği hem de siyasi duruşuyla iz bırakan Hacı Süleyman Efendi (Bilgen), II. Meşrutiyet Meclis-i Mebusan'ında ve TBMM'nin ilk döneminde milletvekilliği yapmış aydın bir devlet adamıdır. Aydın'ın Nazilli ilçesinde 1855 yılında dünyaya gelen bu şahsiyet, ülkenin zor günlerinde sunduğu yasa teklifleri ve bağımsızlık mücadelesindeki yapıcı rolüyle tarihteki yerini almıştır.
Medreseden Mebusan Meclisine İlk Adımlar
Nazilli Müftüsü Hocazade Halil Efendi'nin oğludur. İlk ve orta öğrenimini memleketinde tamamlamıştır. Daha sonra yükseköğrenim amacıyla İstanbul'a yönelmiştir. Nuruosmaniye Medresesi'nden 1880 yılında üstün bir başarı derecesiyle mezun olarak dini konularda derin bir bilgi birikimi elde etmiştir. Doğu dillerinden Arapça ve Farsçaya zaten hakimdi. Batı'daki entelektüel gelişmeleri yakından takip edebilmek amacıyla kendi gayretiyle Fransızca ve Rumca öğrendi.
Bu dillerde yazılmış ağır bilimsel ve felsefi eserleri kolaylıkla tercüme edebilecek seviyeye ulaşması, onun döneminin ötesinde bir entelektüel vizyona sahip olduğunu gösterir. Eğitimini tamamladıktan sonra memleketine dönen Süleyman Efendi, bir yandan dedesinin getirttiği su tesisatı işleriyle ilgilenmiş, diğer yandan da Nazilli Medresesinde müderrislik yaparak ilmi çalışmalarını sürdürmüştür.
II. Meşrutiyet'in 1908 yılındaki ilanıyla birlikte yeniden İstanbul'a dönen Süleyman Efendi, Bursalı Mehmet Tahir Bey'in tavsiyesiyle Aydın mebusu olarak Meclis-i Mebusan'a adım atmıştır. Meclis çatısı altında, devletin "Hasta Adam" olarak nitelendirilip sömürülmesine karşı sert eleştiriler yöneltmiş ve ülkeyi bu durumdan kurtaracak iktisadi kalkınma hamlelerini savunmuştur. Kişi başına düşen milli geliri artırmayı hedefleyen ve yabancı devletlerin ekonomik vesayetine son vermeyi amaçlayan yasa önerileri o dönemde kabul görmemiştir. Önerileri kabul görmeyince mebusluktan istifa etmiştir.
Her ne kadar istifası başlangıçta kabul edilmeyip saray ve sadrazam adına vapura kadar törenle uğurlansa da Aydın'a döndükten sonra kararında ısrar ederek görevini tamamen bırakmış ve kitaplarına geri dönmüştür. İstifasından kısa bir süre sonra 31 Mart Olayı patlak vermiş, Süleyman Efendi ise bu çalkantılı dönemi Nazilli'deki k00fctüphanesinde geçirmiştir. Bu inziva sürecinde Türkler aleyhine yapılan Rumca propaganda yayınlarını toplayarak en ince ayrıntılarına kadar büyük bir titizlikle incelemiştir.
Nazilli'de Milli Mücadele Ateşini Yakan Müderris
15 Mayıs 1919'da İzmir'in Yunan askerleri tarafından işgal edilmesi, Süleyman Efendi için yeni bir mücadele döneminin başlangıcı olmuştur. Ege halkını işgale karşı ayaklandırmak ve direnişi örgütlemek adına Nazilli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ile Nazilli Heyet-i Milliyesi'nin kuruluşuna öncülük etmiştir. Bölgedeki direnişi örgütlerken, o sırada kanun kaçağı olan Demirci Mehmet Efe'nin milli mücadeleye katılması için yoğun çaba sarf etmiştir. Efe'nin şüphelerini gidermek amacıyla 31 yaşındaki öz oğlu Ragıp Bey'i rehine olarak vermiş ve onun vatansever bir direnişçiye dönüşmesini sağlamıştır. Nazilli'deki faaliyetleri sırasında Rauf Orbay'ın büyük takdirini kazanmış ve onun tavsiyesiyle yaşlılığına rağmen Sivas Kongresi'ne katılmıştır. Kongrede Mustafa Kemal Paşa ile bir araya gelerek kurtuluş mücadelesinin yol haritası üzerinde önemli istişarelerde bulunmuştur.
TBMM Dönemi ve Cumhuriyet Yolunda Vefat
TBMM'nin birinci döneminde İzmir milletvekili sıfatıyla Ankara'da bulunan Süleyman Efendi, meclis bünyesinde şu encümenlerde etkin görevler üstlenmiştir:
- Şeriye Encümeni
- Maarif Encümeni
- Defteri Hakani Encümeni
Kendisine teklif edilen bakanlık koltuklarını reddetti. Ankara Fetvası'na "Müderrisînden Hacı Süleyman" olarak imza attı. TBMM çatısı altında sunduğu ileri görüşlü yasa teklifleri, aradan uzun yıllar geçmesine rağmen güncelliğini yitirmeyen niteliktedir. Meclis feshedilince aday olmayarak Nazilli'ye döndü.
Onun aday olmamasına üzülen Mustafa Kemal Paşa, 20 Mayıs 1923 tarihli telgrafıyla kendisine "mefkure arkadaşımız" diyerek hitap etmiştir. Cumhuriyet rejiminin ilan edilmesini kararlılıkla destekleyen bu değerli siyaset adamı, bu tarihi anı göremeden vefat etmiştir. 5 Ekim 1923 tarihinde geçirdiği feci bir kaza neticesinde yaşamını yitiren Süleyman Efendi, evli ve beş çocuk babasıydı. Ailesi, Cumhuriyet sonrasında yürürlüğe giren Soyadı Kanunu ile birlikte Bilgen soyadını gururla taşımaya başlamıştır.
