Osmanlı İmparatorluğu'nun en çalkantılı döneminde, vatan topraklarını korumak için cepheden cepheye koşan Süleyman Askeri Bey, 1884 yılında bugün Kosova sınırları içindeki Prizren kentinde doğdu. Babası Vehbi Paşa, annesi ise Güzide Hanım'dı. Genç yaşında askeri eğitimiyle dikkat çeken Süleyman Askeri, Jön Türkler hareketinin en dinamik figürlerinden biri haline geldi. 14 Nisan 1915'te Irak'taki Şuaybe Muharebesi'nde aldığı ağır yenilgi ve uğradığı ihanet, onu henüz 31 yaşındayken bu trajik sona sürükledi.
Manastır'dan Trablusgarp'a Uzanan İhtilal Yolu
Süleyman Askeri Bey, 1902'de Mekteb-i Harbiye'den, 5 Kasım 1905'te ise Mekteb-i Erkân-ı Harbiye'den Mümtaz Yüzbaşı rütbesiyle mezun oldu. İlk görev yeri olarak Selanik'teki Üçüncü Ordu'ya bağlı Manastır'a atandı. Manastır'da İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne katılarak Meşrutiyet'in ilanına giden süreçte etkin roller üstlendi. 7 Temmuz 1908'de Şemsi Paşa suikastçısı Mülazım Atıf Efendi'yi koruyarak ihtilalin gidişatını etkiledi. 31 Mart Vakası patlak verdiğinde İstanbul'a giren 3. Ordu birliklerinin arasında o da vardı. 1909'da kolağası rütbesine yükselen genç subay, asayişi yapılandırmak amacıyla Bağdat'a gönderildi. Özel hayatında Filibe'nin saygın ailelerinden Fadime Hanım ile evlendi ve bu evlilikten Fatma ile Dilek adında iki kızı dünyaya geldi. Ayrıca kız kardeşi, Atatürk'ün yakın dostu Mehmet Nuri Conker ile evliydi. İtalyan ordusu 1911'de Trablusgarp'a saldırdığında, Süleyman Askeri imam kılığında Mısır üzerinden bölgeye sızdı. Enver Paşa, Mustafa Kemal Paşa, Ali Fethi Okyar, Eşref Kuşçubaşı ve Yakub Cemil gibi subaylarla birlikte Bingazi'de direnişi örgütledi. 21 Ağustos 1912'de ise Bingazi ve Havalisi Komutanlığı Kurmay Başkanlığı görevine getirildi.
Batı Trakya'da 55 Günlük Bir Cumhuriyet Rüyası
Balkan Savaşları patlak verdiğinde Trabzon Redif Tümeni Kurmay Başkanlığına atandı. Enver Paşa'nın talimatıyla Batı Trakya'ya sızan 116 kişilik özel müfrezede yer alarak Bulgar çetelerini etkisiz hale getirdi. Edirne'nin 21 Temmuz 1913'te kurtarılmasında rol aldı. Tarih 28 Ağustos 1913'ü gösterdiğinde ise Salih Hoca liderliğinde kurulan Batı Trakya Türk Cumhuriyeti'ni ilan etti. Sadece 55 gün yaşayan bu bağımsız hükümetin Erkân-ı Harbiye Reisi oldu. Yunanlılar 2 Ekim 1913'te Dedeağaç'ı bu cumhuriyete teslim etti. Genelkurmay başkanı olan Süleyman Askeri Bey, aynı zamanda ülkenin milli marşını da kaleme aldı.
Bu sıradışı cumhuriyetin sahip olduğu kurumsal yapının öne çıkan özellikleri şunlardı:
- Ay yıldızlı, yeşil ve beyaz renkli devlet bayrağı,
- Fransızca ve Türkçe yayın yapan bir gazete,
- Kendine ait posta pulu,
- 6 bini Osmanlı askerlerinden oluşan yaklaşık 30 bin kişilik ordu.
Ancak Rusya'nın baskıları sonucu 29 Eylül 1913'teki İstanbul Anlaşması ile Doğu Trakya Osmanlı'ya kalırken, Batı Trakya Bulgaristan'a bırakıldı. Böylelikle Batı Trakya Türk Cumhuriyeti feshedildi. Eldeki tüm silahlar toprağa gömüldü. 25 Ekim'de Bulgar ordusu bölgeye girerek 30 Ekim'e kadar tüm Batı Trakya'yı işgal etti. İttihat ve Terakki hükümeti ise bölgeyi kurtarmak adına Süleyman Askeri Bey'i muhacirin müdürü olarak görevlendirdi. Sonrasında ise 10. Kolordu Kurmaylığı görevine getirildi.
Teşkilat-ı Mahsusa ve Irak Cephesi'ndeki Destansı Mücadele
13 Kasım 1913'te kurulan Teşkilat-ı Mahsusa'nın yönetiminde yer alan Süleyman Askeri, Enver Paşa'dan sonraki ikinci isim oldu. Cemal Paşa onu iyimser, aceleci, atılgan ve fedakâr bir subay olarak tanımlamıştı. Kariyerinin en kritik dönemi ise 1914-1915 yıllarındaki Irak görevi oldu. İngilizlerin 6 Kasım 1914'te Fav kasabasına asker çıkarmasıyla Irak Cephesi açıldı. Enver Paşa'nın emriyle bölgeye gönderilen subayın ilk işi, gönüllü subaylar ve seçilmiş askerlerden 'Osmancık Taburu' adında özel bir birlik kurmak oldu. 13 Aralık 1914'te rütbesi kaymakamlığa yükseltildi, Basra Valisi ve Basra Tümen Komutanı oldu. On gün sonra da Irak ve Havalisi Komutanlığı görevine atandı. 11 Mart 1915'te İngiliz-Hint süvarilerine 300 civarı kayıp verdirse de kendisi iki bacağından çok ağır yaralandı. Tedavi için götürüldüğü Bağdat hastanesinden iyileşmeden ayrıldı. Ata binemediği için savaşı otomobilden sevk ve idare ederek İngiliz kuvvetlerini Kurna önünde aylarca durdurdu. Şuaybe Muharebesi'nde savaşın aleyhimize döndüğü anlarda yanındaki aşiretlere tarihi ve sitemkâr bir konuşma yaptı. İngilizlerin taarruzu karşısında Türk birlikleri geri çekilmeyi önerdiğinde, bu yenilgi ve aşiretlerin ihaneti vatansever subayı derinden sarstı. 14 Nisan 1915'te Şuaybe'de yaşanan mağlubiyetin ardından, bindiği otomobilde elindeki tabancasıyla hayatına son verdi. Cansız bedeni elinde silahı ve ağzında kan izleriyle bulundu. Bu trajik veda, vatan savunması uğruna adanmış kısa ama destansı bir hayatın son halkası oldu.
