Seyyid Abdülkadir, Osmanlı döneminin son yıllarında hem siyasi hem de dini faaliyetleriyle adından söz ettiren Kürt kökenli bir devlet adamıdır. Hakkâri'nin Şemdinan bölgesinde 1851 yılında dünyaya gelen bu nüfuzlu isim, aynı zamanda Nakşibendî tarikatı şeyhidir. Şeyh Ubeydullah Nehri'nin oğlu olan Abdülkadir, hayatı boyunca imparatorluğun en çalkantılı dönemlerine tanıklık etmiştir. Siyasi kariyeri ve ayrılıkçı faaliyetleri, 27 Mayıs 1925 tarihinde Bitlis'te idam edilmesiyle son bulmuştur. Onun çalkantılı yaşam öyküsü, Osmanlı İmparatorluğunun son demlerindeki kimlik arayışlarını ve siyasi kırılmaları açıkça yansıtmaktadır.
Sürgün Yılları ve Siyasi Sahneye Giriş
Seyyid Abdülkadir'in aktif siyasi ve askeri mücadelesi, gençlik yıllarında babasının yanında başlamıştır. Tarihler 1879 yılını gösterdiğinde, babası Ubeydullah Nehri tarafından başlatılan büyük ayaklanmanın idaresini üstlenmiştir. Ancak bu isyan girişimi Osmanlı kuvvetlerince bastırılmıştır. Ayaklanmanın başarısız olmasının ardından Abdülkadir, babasıyla birlikte kutsal topraklar olarak bilinen Mekke'ye sürgün edilmiştir. Mekke'de geçen uzun sürgün yıllarının ardından, 1908 yılında Meşrutiyet'in ilanı ile birlikte İstanbul'a dönme fırsatı yakalamıştır. Bu yeni dönemde Kürt Te'âvun ve Terakkî Cemiyeti'nin kurucuları arasında yer almıştır. Üstelik bu cemiyetin ömür boyu başkanı seçilerek gücünü tescillemiştir. Aynı süreçte, dönemin en önemli siyasi oluşumlarından biri olan Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın da kurucu kadrosuna katılarak etkinliğini artırmıştır. Siyasi etkinliği sayesinde 1910 yılında Ayan Meclisi üyeliğine atanmıştır.
Cemiyet Başkanlığı ve Şûrâ-yı Devlet Reisliği
Birinci Dünya Savaşı'nın bitimiyle birlikte Osmanlı topraklarında yeni bir dönem başlamıştır. Bu karmaşık ortamda Abdülkadir, 1918 yılında Kürt Teali Cemiyeti'nin kuruluşunda aktif görev almıştır. Kısa sürede bu örgütün başkanlık makamına getirilmiştir. Siyasi nüfuzu sayesinde 4 Mart 1919 tarihinde kurulan Birinci Damat Ferit Paşa hükümetinde yer almıştır. Bu kabinede Şûrâ-yı Devlet Reisliği gibi son derece kritik bir göreve atanmıştır. Bu dönemde hem sarayla hem de yabancı temsilcilerle yakın ilişkiler kurmuştur. İşgal altındaki payitaht İstanbul'da İngiliz temsilcileriyle bir araya gelen Seyyid Abdülkadir, özerk bir Kürt devleti kurulması yönündeki taleplerini bu görüşmelerde doğrudan muhataplarına iletmiş ve bu durum Osmanlı hükümetinin tepkisini çekmiştir. Tepki çeken bu görüşmeler nedeniyle 10 Temmuz 1919'da cemiyet yöneticileriyle beraber Bâbıâlî'ye çağrılmıştır. Burada, İngiliz yetkililerle kendi başlarına izinsiz görüşme yapmamaları konusunda çok sert bir dille uyarılmıştır.
Siyasi Rolleri ve Dahil Olduğu Oluşumlar
Seyyid Abdülkadir, ömrü boyunca çeşitli üst düzey makamlarda bulunmuş ve önemli cemiyetlerin öncülüğünü üstlenmiştir. Katıldığı başlıca organizasyonlar ve üstlendiği görevler şunlardır:
- Kürt Te'âvun ve Terakkî Cemiyeti kuruculuğu ve ömür boyu başkanlığı,
- Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurucu üyeliği,
- Osmanlı Ayan Meclisi üyeliği,
- Kürt Teali Cemiyeti kuruculuğu ve başkanlığı,
- Şûrâ-yı Devlet Reisliği görevi.
Paris Anlaşması ve İngilizlerle İlişkiler
Tüm uyarılara rağmen Seyyid Abdülkadir, kendi siyasi hedefleri doğrultusunda uluslararası ittifaklar aramaya devam etmiştir. Kürt temsilci Şerif Paşa ile Ermeni delege Boğos Nubar Paşa arasında 19 Aralık 1919 tarihinde Paris Barış Konferansı esnasında imzalanan ve doğu vilayetlerinin paylaşımını öngören anlaşmaya açıkça destek vermiştir. Doğu vilayetlerinin paylaşımını içeren bu uzlaşıyı, Fransız Journal D'Orient gazetesine demeç vererek onayladığını açıklamıştır. İşgal kuvvetleriyle olan diplomatik ilişkilerini bu dönemde oldukça derinleştiren Seyyid Abdülkadir, çeşitli temaslar yürütmüştür. İstanbul'daki İngiliz Yüksek Komiserliği Müsteşarı Thomas Hohler ile 8 Aralık 1919 tarihinde gizli bir görüşme gerçekleştirmiştir. Bu görüşme sırasında Hohler'e, Kürtler ve Ermenilerin hem İstanbul hem Paris ekseninde mutabakata vardıklarını aktarmıştır. Ayrıca Damat Ferit Paşa'nın, Ali Rıza Paşa kabinesini düşürmek için kendisinden yardım talep ettiğini ifşa etmiştir. Bunun karşılığında kendilerine özerklik dahil geniş vaatler sunduğunu belirtmiştir.
Anadolu Hareketi'ne Karşı Planlar ve İdamı
Görüşmenin en önemli başlıklarından biri de Anadolu'da yükselen milli mücadele hareketi olmuştur. Milli Mücadele'nin önderi Mustafa Kemal'in, Enver Paşa ve Halil Paşa tarafından yönlendirilen Azerbaycanlılarla ittifak kurarak atacağı adımları kestiremediklerini belirten Abdülkadir, onun giderek daha tehlikeli bir figür haline geldiğini dile getirmiştir. Müsteşar Hohler'in, muhalefette yer alan Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın Mustafa Kemal'e karşı askeri güç kullanmayı planlayıp planlamadığını sorması üzerine Seyyid Abdülkadir, bu seçeneğin ciddi şekilde düşünüldüğünü ifade etmiştir. Hohler, Şeyh Abdülkadir'in Türklerden tamamen bağımsız bir Kürdistan kurma konusundaki bu kararlı duruşundan çok etkilenmiştir. Ancak Anadolu'daki mücadelenin zaferle sonuçlanması, bu planları tamamen bozmuştur. Cumhuriyetin ilanından sonra, 1925 yılında patlak veren Şeyh Said İsyanı ile ilişkili olduğu gerekçesiyle tutuklanmıştır. İstiklal Mahkemesinde yargılanan Abdülkadir, vatana ihanet suçundan idama mahkûm edilmiştir. Bu ölüm cezası, 27 Mayıs 1925'te Bitlis'te infaz edilmiştir.
