Sapancalı Hakkı Bey, Osmanlı Devleti'nin son döneminde askeri saflarda ve siyasi arenalarda önemli roller üstlenmiş, özellikle İttihat ve Terakki Cemiyeti içerisindeki gizli faaliyetleriyle ve Bâb-ı Âli Baskını'ndaki rolüyle tanınan tarihi bir şahsiyettir. 1882 yılında Sapanca'da dünyaya gelen Hakkı Bey, genç yaşlarından itibaren ülkenin kaderini belirleyen gizli teşkilatlanmalarda, savaş cephelerinde ve meclis sıralarında bulunmuştur.
Askeri Eğitimi ve İttihatçılık Yılları
Halepli bir Türkmen ailesinin soyundan gelen ve babasının vefatının ardından ailesiyle İstanbul Cihangir'e taşınan Hakkı Bey, askeri eğitimini şu eğitim kurumlarında tamamlamıştır:
- Beşiktaş Askerî Rüştiyesi
- Edirne Askerî İdadisi
- Mekteb-i Harbiye
Kendisi 1 Eylül 1903'te teğmenlikle Selanik'e atandı. Burada dönemin muhalif hareketi İttihat ve Terakki'nin önemli isimleriyle yolları kesişmiş, yakın çalışma arkadaşı Ömer Naci Bey'in aracılığıyla cemiyet saflarına katılmıştır. Görev yeri İşkodra'ya nakledildiğinde, Kazım Bey ile birlikte orada cemiyetin şubesini açarak üye kaydetmeye başlamıştır. Bu siyasi eylemleri İstanbul yönetimince fark edilince hakkında yakalama kararı çıkarılmış, bunun üzerine Karadağ'a kaçarak yaklaşık bir sene orada sığınmacı olarak kalmıştır. II. Meşrutiyet'in ilanıyla Selanik'e dönen Hakkı Bey, Selanik Redif Taburu'ndaki hizmetinin ardından askerlik mesleğinden istifa etmiştir. Ardından İşkodra Şubesi Kâtib-i Mesulu olarak çalıştı.
Bâb-ı Âli Baskını, Savaşlar ve Casusluk İddiaları
Hakkı Bey, yakın tarihimizin en kritik askeri darbelerinden biri olan Bâb-ı Âli Baskını'nda son derece aktif bir konumda yer almıştır. Baskının hazırlıklarının bittiğini Enver Bey'e haber vererek eylemin fiilen başlamasını sağlayan kritik kişi kendisi olmuştur. Ayrıca sonrasında Trablusgarp, Balkanlar, İran, Suriye ve Filistin coğrafyalarında İttihat ve Terakki'nin gizli teşkilatı Teşkilat-ı Mahsusa adına tehlikeli vazifeler üstlenmiştir. Bu dönemde sadece askeri ve istihbarat alanında kalmamış, aynı zamanda Birinci Dünya Savaşı öncesinde ve esnasında ticari girişimlerde de bulunmuştur. Romanya ticaretinde adı yolsuzluk ve casusluk iddialarına karışmıştır. Mondros Mütarekesi sonrasında İzmit mebusu olarak Osmanlı Mecl-i Mebûsan'ının son döneminde yer almış, mütareke yıllarının karışık ortamında bir dönem yurt dışında yaşadıktan sonra milli zaferin kazanılmasıyla beraber tekrar Türkiye'ye dönmüştür.
Cumhuriyet Dönemi ve Yavuz-Havuz Davası
Cumhuriyetin kurulmasının ardından eski İttihatçı arkadaşı İhsan Bey'in Bahriye Vekilliği döneminde adı büyük bir hukuki skandala karışmıştır. Yavuz Zırhlısı'nın tamiratı için alınacak yüzer havuz ihalesinde bir Fransız firmasından rüşvet alındığı iddiasıyla açılan davada sanıklar arasında yer almıştır. Bu, cumhuriyetin ilk siyasi yolsuzluk davasıydı. Yüce Divan'da görülen yargılamalar neticesinde, Fransız şirketinin temsilcileriyle ortak hareket etmekle suçlanan Hakkı Bey, bir yıl ağır hapis cezası ve memuriyetten men cezasına çarptırılmıştır. Bu büyük sarsıntının ardından sessiz bir yaşam süren Hakkı Bey, 1937 yılında İstanbul'daki evinde hayata gözlerini yummuştur.
