Sadullah Paşa, Tanzimat döneminin en nüfuzlu devlet adamlarından biri olarak, Osmanlı İmparatorluğu'nun diplomatik ve siyasi tarihindeki yerini almış önemli bir şahsiyettir. 18 Kasım 1838 tarihinde Erzurum'da dünyaya gelen bu seçkin bürokrat, çok yönlü eğitimi ve dil becerileri sayesinde genç yaşta Babıali kadrolarında kendine yer bulmuştur. Ticaret ve Ziraat Nazırlığı ile Viyana ve Berlin sefirlikleri gibi kritik görevleri üstlenen paşa, devletin modernleşme sürecinde ve uluslararası ilişkilerinde aktif rol oynamıştır. Hayatını 18 Ocak 1891 tarihinde diplomatik görevini sürdürdüğü Avusturya'nın başkenti Viyana'da trajik bir şekilde sonlandıran paşanın cenazesi, daha sonra İstanbul'a nakledilmiştir.
Erzurum doğumlu olan paşanın babası, farklı eyaletlerde valilik yapmış olan Vezir Mehmed Esad Muhlis Paşa'dır. Ailenin asıl memleketi Ayaş olup kökenleri Hacı Bayram Veli'nin ikinci halifesi Bünyâmin Ayâşî'ye kadar uzanır. Çocukluk yıllarında tamamladığı ilk öğreniminin ardından, dönemin elit eğitim anlayışına uygun olarak özel eğitmenlerden Arapça, Farsça ve Fransça dillerini öğrenen genç yetenek, aynı zamanda Doğu ve Batı edebiyatları alanında da derinlemesine dersler almıştır. Darülmaarif Rüşdiyesi'nden başarıyla mezun oldu. Maliye Hazinesi Vâridat Kalemi bünyesinde 1853 senesinde henüz on beş yaşındayken ücretsiz aday memur olarak çalışma hayatına ilk adımını attı.
Bürokraside Yükseliş ve Çengelköy Yalı Yılları
Yabancı dil alanındaki yetkinliği, onun 1856 yılında Bab-ı Ali Tercüme Odası'na geçiş yapmasını kolaylaştırdı. Diplomasi kariyerinin bu erken evrelerinde, 1861 yılında Boğaziçi'nin en görkemli yapılarından biri olarak bilinen ünlü yalıyı satın aldı. İstanbul'un simgelerinden olan bu mülk, ilerleyen yıllarda kendi adıyla anılmaya başlanmıştır. Tercüme Odası'ndaki görevini sürdürdüğü sırada, Haziran 1865'te Maarif-i Umûmiyye Nezâreti altında faaliyete geçen Tercüme Cemiyeti'nin üyelik kadrosuna dahil edildi. Devlet kademelerindeki yükselişi hız kesmeden devam etti. Mustafa Fâzıl Paşa'nın liderlik ettiği Meclis-i Hazâin'in yazı işleri müdürlüğünü üstlendi. Ekim 1867'de ise Mezâhib Kalemi müdürlüğü görevine getirildi. Ayrıca, Mustafa Fâzıl Paşa'nın Paris'ten padişaha gönderdiği mektubu çevirdi. Sultan Abdülaziz'e hitaben yazılan bu mektup basılarak el altından dağıtılmıştır. Şûrâ-yı Devlet'in kuruluşu sırasında, 19 Mayıs 1868'de Maarif Dairesi başmuavinliğine getirilen devlet adamı, bir yıl sonra bu kurumun asli üyeliğine atandı. 1870 yılında Şûrâ-yı Devlet Başkatibi olarak atandı. Ardından, 1871 yılında Matbuat Müdürlüğü yetkilerini de uhdesinde bulundurarak Divan-ı Hümayun Tercümanlığı makamına terfi ettirildi. Bürokratik başarısı onu 1874'te Defter-i Hakani Nazırlığı koltuğuna taşıdı.
Nezaret Görevleri ve Avrupa Diplomasisi
Sadullah Paşa, 4 Nisan ile 30 Mayıs 1876 tarihleri arasında Ticaret ve Ziraat Nazırı olarak kabinede görev almıştır. Bu kısa süreli bakanlığın peşinden Sultan V. Murat'ın Mabeyn Başkatibi unvanını aldı. Sultan II. Abdülhamid'in tahta çıkışının ardından, Bulgar isyanlarının arkasındaki sebepleri araştırmakla görevli tahkikat komisyonunun başkanlığını yürüterek Filibe'ye gönderildi. Eski padişah V. Murat'ı yeniden tahta geçirme girişimlerine adı karıştığı iddiasıyla, 1877 yılında başkentten uzaklaştırılarak Berlin Sefirliği'ne tayin edildi. Almanya'da görev yaptığı esnada, imparatorluğun kaderini belirleyen Ayastefanos Antlaşması ile Berlin Kongresi barış görüşmelerine katılarak Osmanlı heyetinde kritik müzakereler yürüttü. Uluslararası alandaki bu diplomatik başarıları neticesinde 1881 yılında vezirlik rütbesine layık görüldü. Mehmed Vecîhi Paşa'nın kızı Necîbe Hanım ile evlenen paşanın bu evlilikten dört çocuğu dünyaya gelmiştir. Ailesine son derece bağlı olan devlet adamının çocukları şunlardır:
- Âsaf
- Nusret
- Râgıb
- Nazlı
1882 yılında Viyana Büyükelçiliği'ne getirilen diplomat, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu nezdinde tam dokuz yıl boyunca Osmanlı çıkarlarını başarıyla savundu. Bu uzun soluklu temsil vazifesi sırasında, 9 Mart 1888'de vefat eden Alman İmparatoru Kaiser Wilhelm'in cenaze merasiminde Padişah II. Abdülhamid'i resmen temsil etti.
Gurbette Gelen Trajik Son ve Sadakat Dolu Bekleyiş
Büyükelçilik görevini yürüttüğü sırada, 14 Ocak 1891 günü ikamet ettiği odada havagazı musluğunu açarak intihar teşebbüsünde bulundu. Hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayan paşa, 18 Ocak 1891'de elli üç yaşında hayatını kaybetti. Vefatının ardından naşı İstanbul'a nakledilerek Sultan II. Mahmut Türbesi'nin haziresine defnedildi. Tarihçiler ve dönemin tanıkları, onun intihar kararı almasının arkasında farklı sebeplerin yatabileceğini tartışmışlardır. Bu spekülasyonlar arasında, memleketin içinde bulunduğu durumdan ötürü duyduğu derin keder, çocuklarını görmesine izin verilmemesinin yarattığı umutsuzluk ve elçilik çalışanlarından biriyle yaşadığı gizli ilişkiden ötürü ortaya çıkacak bir hamilelik skandalından kaçınma arzusu öne çıkmaktadır. Eşinin ölüm haberini alan Necibe Hanım ise bu acı kaybı hiçbir zaman kabul etmedi. Sadullah Paşa'nın bir gün mutlaka döneceğine inanarak tam seksen yaşına kadar Boğaziçi'ndeki yalıda onun yolunu gözledi. Bu asil ve hüzünlü bekleyiş, İstanbul'un en meşhur aşk ve vefa hikayelerinden biri olarak hafızalara kazınmıştır.
