Dünya müzik tarihinin en etkili figürlerinden biri olan George Roger Waters, 6 Eylül 1943 tarihinde İngiltere’nin Great Bookham bölgesinde dünyaya gözlerini açtı. Ünlü sanatçının çocukluk yılları Cambridge kentinde geçti. Rock müzik tarihine yön veren efsanevi grup Pink Floyd'un kurucusu, bas gitaristi ve lirik dehası olarak küresel bir üne kavuştu. Çocukluğunu babasız geçiren Waters, bu büyük kaybı kariyeri boyunca sanatsal bir ilham kaynağına dönüştü. Babası Eric Fletcher Waters, 1944 yılında 2. Dünya Savaşı’nın kanlı çatışmalarından biri olan İtalya'daki Anzio harekatında hayatını kaybetmişti. Babasının savaşta can vermesi, genç müzisyenin ruhunda derin izler bırakarak ileride üreteceği savaş karşıtı bestelerin temelini oluşturdu.
Askeri okul disiplinine uyum sağlayamayan ve buradan kovulan Waters, lise yıllarından itibaren aktivist kimliğini göstererek nükleer silahsızlanma yanlısı bir sivil oluşumun öncülüğünü üstlendi. Yükseköğrenim için Londra'ya gitti. Aynı zamanda The Regent Street Polytechnic bünyesinde mimarlık eğitimi almaya karar verdi. Hayatının dönüm noktalarından biri olan bu okulda, gelecekteki grup arkadaşları Nick Mason ve Richard Wright ile tanıştı. Üçlü, mimarlık koridorlarından müzik stüdyolarına uzanan tarihi bir yolculuğun ilk adımlarını atıyordu.
Müziğin Zirvesine Giden Yol ve Pink Floyd Efsanesi
Profesyonel müzik serüvenine 1965 yılında ritm ve blues tarzında çalan The Screaming Abdas grubuyla adım atan Waters, ekibe kısa sürede Bob Close ve okul arkadaşı Syd Barrett’ı dahil etti. Aynı yılın sonlarına doğru, grubun kendine has tınısı ve kimliği belirginleşmeye başladı. Blues dünyasının iki ismi olan Pink Anderson ve Floyd Council'dan ilham alınarak yaratılan Pink Floyd adı, grubun yeni ismi oldu. Bu isim oldukça yaratıcıydı. Grup, 1966 yılında genellikle Syd Barrett'ın imzasını taşıyan saykodelik uyarlamalar ve R&B tarzı şarkılar çalmaya başladı.
Yeraltı müzik sahnesinde kısa sürede isimlerini duyuran İngiliz ekip, 1967 yılının mart ayında ilk resmi single çalışmaları olan Arnold Layne’i dinleyicilerin beğenisine sundu. Bu çıkış şarkısı, büyük bir başarı yakalayarak İngiltere müzik listelerine yirminci sıradan hızlı bir giriş yaptı. Hemen ardından piyasaya sürülen See Emily Play teklisi ise yedi hafta gibi kısa bir sürede listelerde altıncı sıraya kadar tırmanmayı başardı. Grubun çıkış albümü olan The Piper at the Gates of Dawn da İngiliz listelerinde benzer bir başarı grafiği çizerek grubun adını altın harflerle yazdırdı.
Grubun kurucu dehası Syd Barrett’ın uyuşturucu bağımlılığı sebebiyle gruptan ayrılmasıyla birlikte Waters, Pink Floyd'un mutlak lideri konumuna geldi. Sanatçı bu liderliğin kendi kişisel hırsından değil, diğer üyelerin geri planda kalmayı tercih etmesinden kaynaklandığını belirtti. Grubun başyapıtı The Wall albümünün kayıt sürecinde ise stüdyoda gerilim tırmandı. Waters, bazı parçalarda çalmasını istemediği Richard Wright ve çalma tarzına sürekli müdahale ettiği Nick Mason ile sert tartışmalar yaşadı. Yaşanan bu büyük uyumsuzluk neticesinde klavyeci Richard Wright gruptan ayrılmak zorunda kaldı.
Solo Çalışmalar ve Tarihi Performanslar
Özel yaşamında üç kez evlilik gerçekleştiren Waters'ın ilk eşi Judy Trim oldu. Evlilikleri 1969-1975 yılları arasında sürdü. Aynı zamanda 1976'dan 1992'ye kadar evli kaldığı Carolyne Christie’den Harry ve India adında iki çocuk sahibi oldu. Son olarak 1992-2001 yılları arasında hayatını birleştirdiği Priscilla Phillips ile olan evliliğinden de bir çocuk dünyaya geldi.
Pink Floyd'dan ayrılmadan önce 1983 yılında, adeta bir rüya anlatısı şeklinde kurgulanan The Pros and Cons of Hitchhiking albümünü müzikseverlerle buluşturdu. Bu konsept albüm, önceki işleri The Wall ve babasına ithaf ettiği The Final Cut albümlerinin doğal bir devamı niteliğindeydi ve gitarda ünlü müzisyen Eric Clapton eşlik ediyordu. Sanatçı, 1985 yılında hayranı olduğu efsanevi müzisyen John Lennon anısına, bas gitarist Andy Fairweather-Low ile ortaklaşa dev bir konser organize etti.
Aynı yıl Pink Floyd ile yollarını ayıran Waters, parlak lirik zekasıyla grupta silinmez izler bıraktı. Müzikseverler tarafından yaratıcı fikirleriyle tanınan sanatçının gruptan ayrılması büyük yankı uyandırdı. Müzikseverlerin zihninde Pink Floyd ismi, Waters'ın yaratıcı lirikleri ve David Gilmour'un büyüleyici gitar tonları ile bütünleşti. 1987 yılında, The Tide is Turning adlı parça dışında çok büyük ses getiremeyen Radio K.A.O.S solo albümünü çıkardı. Kulaklarındaki rahatsızlık nedeniyle sahnede işitme cihazı kullanan sanatçı, bas gitarının akordunu klavyeci Rick Wright’a yaptırıyordu.
Tarih Yazılan Yıllar ve Türkiye Konserleri
Tarihin akışını değiştiren Berlin Duvarı’nın yıkılışından kısa bir süre sonra, 21 Temmuz 1990 tarihinde unutulmaz bir The Wall konseri gerçekleştirdi. 1992 yılının eylül ayında ise Jeff Beck, John Patitucci, Andy Fairweather-Low ve Michael Kamen gibi dev isimlerin eşlik ettiği üçüncü solo albümü Amused to Death’i yayınladı. Bu başyapıt, eleştirmenler tarafından sanatçının kariyerindeki en iyi solo albüm olarak kabul gördü. Eleştirmenler bu albümü fazlasıyla beğendi. Waters, albüm turnesi yapmak yerine 1993 yılında bir insani yardım konseri vermeyi tercih etti.
Doksanlı yılların büyük bölümünü Fransız Devrimi'ni konu alan ve 2005 yılında tamamlanan Ca Ira operası üzerinde çalışarak geçirdi. Siyasi duruşunu her zaman koruyan sanatçı, 2003 yılında internet üzerinden paylaştığı To Kill The Child ve Leaving Beirut şarkılarıyla George Bush ile Tony Blair’in savaş politikalarını sert şekilde eleştirdi. 2005 yılında ise dünya müzik tarihinin en büyük buluşmalarından biri gerçekleşti. Bu buluşma heyecan vericiydi. Waters, Nick Mason, Richard Wright ve David Gilmour, Londra’daki Live 8 yardım konserinde yıllar sonra Pink Floyd çatısı altında yeniden bir araya geldiler.
Türkiye'deki hayranlarıyla ilk kez 20 Haziran 2006 tarihinde İstanbul Kuruçeşme Arena'da buluşan sanatçı, unutulmaz konserde Dark Side of the Moon albümünün tamamını canlı olarak çaldı. Bu muhteşem buluşmanın ardından 4 Ağustos 2013'te İTÜ Stadyumu'nda sahne alan Waters, bu kez efsanevi The Wall albümünü baştan sona canlı performansla sergiledi. Yaşamını 1990 yılından bu yana Los Angeles, ABD'de sürdüren büyük sanatçı, muhalif kimliği ve benzersiz müzik mirasıyla üretemeye devam ediyor. Sanatçı, aynı zamanda vokalleriyle de bilinen bir müzisyendir.
Sanatçının Solo Albümleri
- 1984 - The Pros and Cons of Hitch Hiking
- 1987 - Radio K.A.O.S.
- 1992 - Amused to Death
- 2005 - Ça Ira
- 2017 - Is This the Life We Really Want?
