Refik Fazıl Epikman, 1902 yılında İstanbul'da dünyaya gelmiş ve 17 Mayıs 1974'te Ankara'da hayata gözlerini yummuştur. Yaşamı boyunca resim sanatına, eğitimine ve kurumsallaşmasına adanmış bir ömür süren Epikman, Cumhuriyet dönemi Türk sanatının en dinamik isimlerinden biri olarak tanınır. Henüz genç bir sanatçı adayıyken başladığı yolculuğunu Paris'te modern akımlarla harmanlayan usta isim, yurda döndüğünde Türkiye'nin sanat çehresini değiştirecek adımlar atmıştır. O, hem tuvaliyle hem de kalemiyle çağdaş Türk resminin kuramsal ve pratik temellerini atan çok yönlü bir kültür insanıdır.
Sanat Eğitiminden Paris Yıllarına Uzanan Yol
Ressamın sanat eğitimiyle tanışması, Davutpaşa İdadisi'ndeki eğitimini tamamlamasının ardından gerçekleşir. Takvimler 1918 yılını gösterdiğinde, dönemin en saygın sanat okulu olan Sanayi-i Nefise Mektebi'ne adım atar. Burada Türk resminin efsane ismi İbrahim Çallı'nın atölyesinde yetişerek izlenimci (ümrününücü) üslubun inceliklerini öğrenir. Ancak genç sanatçının vizyonu, yerel sınırların çok daha ötesine uzanmaktadır. Nitekim 1924 yılında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından düzenlenen ve Avrupa'ya öğrenci göndermeyi hedefleyen sınavı büyük bir başarıyla kazanır. Bu başarı, onun sanat hayatında yepyeni bir sayfa açarak modern sanatın kalbi Paris'e gitmesini sağlar.
Fransa'daki eğitim hayatı boyunca ünlü Julian Akademisi bünyesinde çalışmalarını sürdüren Epikman, burada Paul-Albert Laurents atölyesinde kendisini geliştirme fırsatı bulur. Paris'in avangart atmosferi, onun akademik izlenimlikten tamamen sıyrılarak yepyeni bir estetik dil keşetmesine zemin hazırlar. Orada geçirdiği dört verimli yılın ardından, 1928'de öğrenimini tamamlayarak büyük bir birikimle Türkiye'ye geri döner. Ülkesine döndüğünde, mezun olduğu okula, yani şimdiki adıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi olan İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'ne öğretmen olarak atanarak genç kuşaklara ışık tutmaya başlar.
Müstakiller Hareketi ve Akademiden Kopuş
Refik Epikman, yalnızca eser üreten bir ressam değil, aynı zamanda sanatçıların örgütlenmesi gerektiğine inanan bir vizyonerdir. Bu inancın en somut meyvesi, 15 Nisan 1929 tarihinde kurulan Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti'nin sanat alanında kurumsallaşmasının en önemli kanıtı olan bu birliğin kurucu üyeleri arasında şu değerli isimler yer almaktadır:
- Cevat Dereli
- Şeref Akdik
- Mahmut Cüda
- Nurullah Berk
- Hale Asaf
- Ali Avni Çelebi
- Zeki Kocamemi
- Muhittin Sebati
- Ratip Aşir Acudoğlu
Müstakiller adıyla anılan bu hareket, Avrupa'da hızla gelişen modern sanat akımlarını ülkeye taşıma ve Türk sanatında grup kavramını yerleştirme noktasında tarihi bir role sahiptir.
Fakat bu yenilikçi hareket, dönemin gelenekçi yapılarıyla çatışmaları da beraberinde getirir. Epikman, 1931 yılında vatan görevini yerine getirmek amacıyla akademideki öğretmenlik görevinden geçici olarak ayrılır. Askere gittiği bu süreçte, akademi yönetiminde ağırlığı bulunan ve eski nesli temsil eden Osmanlı Ressamlar Cemiyeti üyeleri onun kadrosunu engellemek için girişimlerde bulunur. Bu engellemeler neticesinde, sanatçı 1933 yılında terhis olup akademiye dönmek istediğinde kapıların kendisine kapatıldığını görür. Yaşadığı bu haksızlığa rağmen sanattan ve eğitimden kopmayan Epikman, rotasını başkente çevirerek Ankara Atatürk Lisesi bünyesinde resim öğretmenliği yapmaya başlar. 1939 yılına gelindiğinde ise uzun yıllar hizmet edeceği Ankara Gazi Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü Resim-İş bölümüne atölye hocası olarak atanır.
Ankara Yılları, Sanatsal Dönüşümü ve Eserleri
Ankara'daki atölye hocalığı görevini 1966 yılındaki emekliliğine kadar kesintisiz ve büyük bir özveriyle sürdüren Refik Epikman, emeklilik günlerinde de üretmeye devam eder. Emekliliğinin hemen ardından Halkevleri Güzel Sanatlar Kolu Başkanlığı görevine getirilen usta, bu platformda da sanatın halkla buluşması için çalışır. Epikman, sanatın sadece pratik yönüyle değil, teorik boyutuyla da yakından ilgilenmiştir. Türkiye'de sanat yayıncılığının henüz başlangıç aşamasında olduğu zorlu bir dönemde, çeşitli dergi ve gazetelerde kaleme aldığı makaleler ve yayımladığı kitaplar sayesinde toplumun sanat bilincini yükseltmek için muazzam katkılar sunmuştur.
Kariyeri boyunca kişisel hiçbir sergi açmayan, sadece karma sergilerde boy gösteren sanatçının en önemli anıtsal işlerinden biri, ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi binasına aittir. Meclisin toplantı salonuna açılan odaları için Cumhuriyet'in ilan edilme anını tasvir eden büyük boyutlu tarihi tablolar hazırlamıştır. Epikman'ın sanat tarzı incelendiğinde, eserlerini iki temel grupta incelemek mümkündür:
- Dışavurumcu konstrüktif-kübist etkili çalışmalar
- Geometrik ve estetik sınırları zorlayan soyut eğilimler
Her iki grupta da son derece zengin bir konu çeşitliliği göze çarpar. Paris öncesinde izlenimci renklerle boyanan fırışası, Fransa sonrasında yerini yapısal (konstrüktif) temellere ve kübist formlara bırakmıştır. Işık ve rengi tamamen modern bir potada erittiği bu yeni dönemin en meşhur ve simgesel eseri, 1928 tarihli ünlü "Bar" isimli tablosudur.
Yaşamının son demlerinde de takdir edilmeye devam eden usta ressam, 1944 yılında gerçekleştirilen 6. Devlet Resim ve Heykel Sergisi'nde üçüncülük ödülünü kazanmıştır. 1974 yılında düzenlenen 35. Devlet Resim ve Heykel Sergisi'nde ise kendisine Türk resmine katkılarından ötürü prestijli Şeref Ödülü takdim edilmiştir. Bu anlamlı ödülü aldıktan sadece bir gün sonra, 17 Mayıs 1974 tarihinde Ankara'da vefat eden Refik Epikman, ardında modern Türk resminin yapı taşlarını ve silinmez bir sanatsal mirası bırakmıştır.
