Türk tiyatrosunun öncü isimlerinden Refik Ahmet Nuri Sekizinci, 1874 yılında İstanbul'un tarihi semtlerinden Üsküdar'da dünyaya gözlerini açtı. Yaşamını sahne sanatlarının gelişimine adayan sanatçı, komedi türündeki eserleriyle halkı güldürürken eğitmeyi amaçlayan çok yönlü bir kültür insanıdır. Çocuk yaşta babasını kaybetmesinden sonra onun vasiyeti üzerine ismini yaşatan yazar, tiyatroya olan tutkusunu Galatasaray Lisesi yıllarında somutlaştırmaya başladı. Galatasaray Lisesi'nde eğitim gördüğü dönemde arkadaşlarıyla birlikte halka açık temsiller düzenleyerek sahne tozu yutan Sekizinci, Fransız edebiyatından yaptığı başarılı uyarlamalarla tiyatromuzun gelişiminde köşe taşı oldu. Hem yönetici hem de aktör olarak sahnelerde rol üstlenen yazar, 6 Mart 1935'te Ankara Halkevi bünyesinde rejisörlük yaparken hayata veda etti.
Üsküdar'dan Sahnelere: İlk Heyecanlar
Refik Ahmet Nuri, Üsküdar Mahkemesi savcısı ve Fes Nazırı olan babası Mehmet Refik Bey'i henüz dört yaşındayken kaybetti. Babasının vefatının ardından onun anısına sadık kalmak amacıyla mührüne 'İbnürrefik' ibaresini kazıtan yazar, ömrü boyunca bu ismi gururla taşıdı. İlk ve orta öğrenimini İstanbul'da tamamladı. Buradaki öğrencilik yıllarında, Güllü Agop'un yönetimindeki Osmanlı Tiyatrosu'nu düzenli olarak ziyaret etmesi sahne sevgisini alevlendirdi. Okul arkadaşlarıyla bir araya gelerek geniş bir bahçede mahalle sakinlerine Namık Kemal'in ünlü 'Zavallı Çocuk' dramını sahnelemeye başladı. Genç yazar, tiyatro alanındaki ilk komedi denemesi olan 'Çoban Kızı' isimli oyununu da yine bu dönemde kaleme aldı. Mahalle halkının bu güldürüye gösterdiği yoğun ilgi, yazarın gelecekte komedi ve vodvil türüne yönelmesindeki temel etken oldu. Mezuniyetinin ardından Hariciye Nezareti bünyesinde çalışmaya başladı. Karantina İdaresi Muhasebe Kalemi'ne atanan sanatçı, bu kurumda muhasebe müdürlüğü görevine kadar yükselerek buradan emekli oldu.
Darülbedayi Yılları ve Sahne Çalışmaları
II. Meşrutiyet'in ilanının ardından yakın arkadaşı Reşat Rıdvan ile birlikte amatör bir ruhla Millî Osmanlı Tiyatrosu'nu kurdu. Grup, tiyatro oyunları sahnelemek amacıyla Selanik'e kadar giderek burada Namık Kemal'in 'Vatan Yahut Silistre' piyesini seyirciyle buluşturdu. İttihat ve Terakki Cemiyeti yararına sahnelenen ve Harbiye Nezareti bahçesinde gerçekleştirilen bu tarihi temsilde gerçek askerlerin yanı sıra gerçek toplar da dekor olarak kullanıldı. Bu görkemli gösteri Selanik halkı üzerinde derin bir etki bıraktı. Sanatçı, Kuleli ve Darüşşafaka okullarında da bu piyesi Raşit Rıza, Nurettin Şefkati, Şadi, Muvahhit ve Rıza Fazıl gibi isimlerle birlikte sahneledi. Daha sonra Osmanlı Donanma Cemiyeti bünyesindeki Heyeti Edebiye'ye katılarak oyun yazarlığı çalışmalarına hız kazandırdı. Darülbedayi'nin 1915 yılındaki ikinci kuruluş sürecinde yönetim kuruluna seçilen yazar, burada yaklaşık on yıl boyunca görev yaptı. 1919-1922 döneminde kendi kaleme aldığı oyunları sergiledi. Buradan ayrıldıktan sonra kurduğu gezgin tiyatro topluluğuyla Anadolu turnelerine çıktı. 1932 yılında Ankara Halkevi Sahnesi'nde göreve başladı. Bu rejisörlük, ömrünü tiyatroya adayan sanatçının son göreviydi.
Fenerbahçe Başkanlığı ve Sanat Mirası
Refik Ahmet Nuri Sekizinci, sanatsal faaliyetlerinin yanı sıra spor alanında da aktif bir yönetici olarak öne çıktı. Buradaki başkanlığı 1918 ile 1919 yılları arasındaydı. Başkanlık yaptığı süreçte, 3 Mayıs 1918 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk'ü kulübün Kuşdili'ndeki lokalinde ağırlama şerefine erişti. Mustafa Kemal Atatürk'ün gerçekleştirdiği bu tarihi ziyaret, sonraki süreçte sarı-lacivertli kulübün resmi kuruluş tarihi olarak 3 Mayıs 1907 tarihinin kabul edilmesinde en önemli dayanak noktası oldu. Edebi alanda ise en meşhur çalışması, Alfred Savoir imzalı eserden 1922 yılında uyarladığı Sekizinci adlı tiyatro oyunudur. Cumhuriyet döneminde yürürlüğe giren Soyadı Kanunu ile birlikte çok sevdiği bu eserin adını kendine soyadı olarak seçti. 1923 yılında Mahmut Yesari ve Reşat Nuri Güntekin ile birlikte haftalık mizah dergisi Kelebek'i çıkararak yayıncılık dünyasına adım attı. Eserlerinde daima güldürme amacını ön planda tutan sanatçı, döneminin toplumsal meselelerini mizahi bir dille ele aldı. En popüler uyarlaması olan Hisse-i Şayia, Daniel Riche'in bir eserinden dilimize kazandırılmış olup boşanmış bir çiftin kızları üzerinden devam eden ilişkisini anlatır. Elliye yakın telif ve adapte esere imza atan yazar, 'Alemdar' oyununda başrolde sahneye çıkarak oyunculuk yeteneğini de kanıtlamıştır. Eserlerinin çoğunu Fransız komedilerinden uyarlayan yazar, bu türün gelişimine eşsiz katkılar sağladı. Onun tiyatroya duyduğu bu sonsuz aşk, Ali Süha Delibaşı'nın 1936'da kaleme aldığı biyografi kitabıyla ölümsüzleşti.
Sanatçının kitaplaştırılan önemli tiyatro eserlerinden bazıları şunlardır:
- Ceza Kanunu (1930)
- Nakış (1931)
- Şeriye Mahkemesinde (1933)
- Belkıs (1934)
- Himmetin Oğlu (1934)
- Son Altes (1934)
- İpekçi Merhum (1947)
