Oben Güney, Türk tiyatrosunun ve sinemasının gelişimine yön veren en üretken yönetmen, yazar ve oyuncularından biri olarak kabul edilir. 7 Aralık 1938 tarihinde İstanbul’da dünyaya gelen sanatçı, gençlik yıllarından itibaren sahne sanatlarına ve edebiyata büyük bir tutku besleyerek bu alanda çok yönlü bir kariyer inşa etti. Eserleri, çevirileri, sahneye koyduğu oyunlar ve kaleme aldığı yüzlerce şiirle kültür dünyasında derin izler bırakan Güney, ömrünü tiyatroyu halkla buluşturmaya adamıştır. Birçok farklı ülkede tiyatro araştırmaları yürüterek edindiği evrensel birikimi Türkiye'nin sahne kültürüne aktaran usta isim, 28 Ağustos 1993 yılında yine doğduğu şehirde hayata gözlerini yummuştur.
Sanat Hayatının Başlangıcı ve Eğitimi
Güney’in edebiyat serüveni, 1953 yılında henüz genç bir çocukken kaleme aldığı ilk şiirlerle filizlenmeye başladı. Edebi arayışları doğrultusunda ertesi yıl ünlü şairler Attilâ İlhan ve Behçet Kemal Çağlar ile mektuplaşarak fikir alışverişinde bulundu. Bu edebi mektuplaşmalar, onun sanat dünyasındaki vizyonunu şekillendiren ilk önemli adımlardı. Eş zamanlı olarak tiyatroya da ilgi duymaya başlayan genç yetenek, 1955 senesinde ilk şiirlerini Varlık ve Başkent dergilerinde yayımlama şansı buldu.
Amatör olarak sahneye ilk kez 1956 yılında adım atan usta oyuncu, tiyatro eğitimi konusundaki kararlılığını sürdürdü. Bir yıl sonra ünlü Dormen Tiyatrosu bünyesinde açılan eğitim kurslarını başarıyla tamamladı. 1958 yılına gelindiğinde ise profesyonel sahne kariyerine ilk adımını attı. Bu dönemde Aydemir Akbaş ve Nisa Serezli gibi usta isimlerle aynı sahneyi paylaşarak oyunculuğunu pekiştirdi. Vatani görevini tamamladıktan sonra bir taraftan şiir yazmayı sürdürürken, diğer taraftan sahne faaliyetlerine hız kesmeden devam etti.
Uluslararası alanda kendini geliştirmek isteyen sanatçı, 1960 yılında Almanya'ya seyahat etti. Burada bulunan Ulm Tiyatrosu bünyesinde tiyatro eğitimi alarak sahne bilgisini evrensel bir boyuta taşıdı. Türkiye'ye döndükten sonra, Ankara'nın o dönemdeki tek özel tiyatrosu unvanını taşıyan Meydan Sahnesi'nde çalışmaya başladı. Bu sahne çatısı altında Türk tiyatro ve edebiyatının önemli simalarıyla bir araya geldi:
- Adalet Ağaoğlu
- Kartal Tibet
- Çetin Köroğlu
- Başar Sabuncu
- Selçuk Uluergüven
Gibi değerli isimlerle ortak projelere imza attı. Güney, buradaki verimli çalışmalarının ardından 1963 yılında Ankara Sanat Tiyatrosu (AST) ekibine dahil oldu.
Avrupa Deneyimleri ve Tiyatro Toplulukları
Sanatçı, 1968 senesinde yönünü Fransa’ya çevirerek buradaki tiyatro otoriteleriyle yakın ilişkiler kurdu ve onlardan yeni sahne teknikleri öğrendi. Yurda döndüğünde ise değerli akademisyen ve yönetmenler Özdemir Nutku ve Demircan Türkdoğan ile birlikte Yenişehir Tiyatrosu’nun kurucuları arasında yer aldı. Bu tiyatro topluluğunun ömrü uzun sürmedi ve dağıldı. Bunun üzerine Güney, tiyatro sanatını Anadolu'ya taşımak amacıyla Markopaşa Oyuncuları isimli yeni bir oluşum başlattı.
Grup bünyesinde düzenlenen geniş kapsamlı Anadolu turneleri, sanatçının halkla doğrudan temas kurmasını sağladı. Bu seyahatler esnasında ekip oldukça tezat ve çarpıcı tepkilerle karşılaştı:
- Kimi yerlerde halk tarafından taşlanma ve linç edilme tehlikesi atlattılar.
- Bazı şehirlerde ise büyük bir coşkuyla karşılanıp ayakta alkışlandılar.
- Pek çok Anadolu hanesinde en seçkin şekilde misafir edilerek konuk edildiler.
Turne maceralarından sonra, 1970 yılında yeniden Ankara Sanat Tiyatrosu’na dönüş yapan Güney, aynı sene içinde tiyatro çalışmalarını derinleştirmek amacıyla Polonya'ya gitti. Varşova Devlet Tiyatrosu bünyesinde yürütülen çalışmaları yakından takip etti. Ardından uzun bir müddet Kraków Üniversitesi tarafından konuk sanatçı olarak ağırlandı. Bu dönemde Varşova'da sahne faaliyetlerine devam etti, şiirlerini yayımladı ve konferanslar verdi. Ancak 1972 yılında sağlık durumu bozuldu ve iki kez ameliyat oldu, Krakow'da sol böbreği alınmak zorunda kalındı. 1971 senesinde ise hava değişimi amacıyla Yugoslavya'ya seyahat etti. Bu ülkedeki basın organlarında çeşitli söyleşi, röportaj ve köşe yazıları yayımlandı. Kendini geliştirmeyi hiç bırakmayan usta tiyatrocu, Avrupa'nın pek çok ülkesinde araştırmalar yürüttü. Norveç, İsveç, İspanya, Yunanistan, Çekoslovakya, Macaristan ve İtalya gibi ülkelerde tiyatro incelemeleri yaptı, hatta bazı ülkelerde oyuncu olarak sahneye çıktı. Yabancı bir ülkede tanıştığı Maria Jala ile 1977 yılında hayatını birleştiren usta sanatçı, eşinin hamile kalması üzerine memleketine geri dönmüş ve bu evlilikten dünyaya gelen iki çocuğuyla mutlu bir aile kurmuştur.
Şehir Tiyatroları Dönemi ve Son Yılları
Türkiye’ye dönüş yaptıktan sonra usta sanatçı, 1978 yılında İstanbul Şehir Tiyatroları bünyesine katıldı. İstanbul Şehir Tiyatroları bünyesinde yönetmenlik ve oyunculuğun yanı sıra Yönetim Kurulu Üyeliği gibi idari sorumluluklar da üstlenen Güney, 1982 yılındaki 12 Eylül Darbesi yönetimi tarafından görevinden uzaklaştırıldı. Bu dönemde uzun süren işsizlik ve ekonomik zorluklarla boğuşurken, sağlık sorunları da giderek ağırlaştı. Yaşadığı tüm güçlüklere rağmen pes etmeyen sanatçı, 1986'da Şehir Tiyatroları’ndaki görevine iade edildi.
Bu geri dönüşün ardından hem özel tiyatrolarda hem de ödenekli kurumlarda sahne almayı sürdürdü. Fakat 1991 senesine gelindiğinde, kronik böbrek yetmezliği ve kalp hastalıkları sanat hayatından tamamen uzaklaşmasını zorunlu kıldı. Yaşamının son demlerinde de üretmeye devam eden usta yazar, arkasında devasa bir edebi miras bıraktı. Kariyeri boyunca elde ettiği olağanüstü edebi ve sanatsal kazanımlardan bazıları şunlardır:
- Radyolar için hazırladığı 217 skeç ve çok sayıda özgün radyo oyunu,
- Yönetmen koltuğunda oturduğu 60 radyo programı,
- Çoğunluğu yayımlanmış olan yaklaşık 600 şiir,
- Fransızca ve Lehçe dillerinden yaptığı 30 düzyazı çevirisi,
- Gazete ve dergilerde yayımlanan 50'yi aşkın araştırma ve inceleme yazısı,
- Tiyatro kuramına katkı sağladığı İnsanda Tiyatro - Tiyatroda İnsan adlı eserinin ilk cildi.
Usta sanatçı, ömrünün son demlerinde kendi yaşam öyküsünü kağıda döktü. Hazırladığı bu otobiyografinin tamamlanmasından yalnızca bir ay sonra, tedavi amacıyla uygun bir böbrek nakli beklerken hayata veda etti. Geride bıraktığı zengin tiyatro kütüphanesi ve yazılı eserleri, günümüzde de Türk sanat dünyasına ışık tutmaya devam etmektedir.
