Osmanlı İmparatorluğu'nun son yüzyılında yaşanan en çalkantılı sınavların merkezinde yer alan Mütercim Mehmed Rüşdi Paşa, askeri dehası ve yüksek tercüme yeteneğiyle yükselmiş önemli bir sadrazamdır. 1811 yılında Sinop'un şirin ilçesi Ayancık'ta dünyaya gelen devlet adamı, yetmiş bir yıllık ömründe beş defa sadrazamlık ve beş kez de seraskerlik makamına getirilmiştir. Üç padişahın saltanat dönemine tanıklık eden Paşa, devlet idaresinde derin izler bırakarak 1882 senesinde Manisa'da hayata gözlerini yummuştur.
Askerlikten Tercümanlığa Uzanan Sıra Dışı Yükseliş
Mehmed Rüşdi Paşa, Sinop'ta mütevazı bir kayıkçılık yapan Hasan Ağa'nın evladı olarak doğdu. Henüz üç yaşındayken ailesiyle birlikte payitaht İstanbul'a taşındı. Gençlik yıllarında, 1825 yılında Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasıyla kurulan yeni orduya er olarak dahil oldu. Hayatının dönüm noktası niteliğindeki bu gelişmenin hemen ardından teğmenlik rütbesine yükselmeyi başarmıştır. Askerlik görevini sürdürürken özel öğretmenlerden Arapça, Farsça ve Fransça dersleri almaya başladı. Öğrendiği yabancı diller, askeri ve idari kademelerde çok daha hızlı bir şekilde yükselmesine zemin hazırlamıştır.
Tarabya Karakolu bünyesinde memurluk yaparken Sadrazam Hüsrev Paşa tarafından fark edilerek Padişah II. Mahmut'a takdim edildi. Sultan ile gerçekleşen bu kritik tanışmanın ardından genç subay, Namık Paşa ile birlikte Fransızcadan askeri nizamnameleri tercüme etmek üzere görevlendirilmiştir. Üstün başarı gösterdiği bu tercüme faaliyetleri, kendisine ömür boyu taşıyacağı "Mütercim" unvanını kazandırdı. Daha sonra kolağası rütbesiyle Rumeli, Anadolu ve Suriye topraklarında dokuz yıl boyunca üstün hizmetlerde bulundu. Görev süresinin bitiminde seraskerlik dairesine yine mütercim sıfatıyla geri döndü.
Bürokraside Zirve: Beş Kez Sadrazamlık Dönemi
1839 yılında miralay rütbesine ulaşan başarılı asker, 1843 senesinde Rumeli Ordusu bünyesinde mirliva rütbesiyle generalliğe terfi etti. Bu başarılarının ardından Dâr-ı Şûra üyeliğine seçilmiş ve iki yıl sonra ferik rütbesine yükseltilerek redif kuvvetlerinin teşkilatlandırılması görevini üstlenmiştir. Kariyer basamaklarını hızla tırmanan Paşa, sırasıyla şu önemli görevlerde yer almıştır:
- 1847 yılında Hassa Ordusu Müşirliği
- 1848 yılının Haziran ayında Dâr-ı Şûrâ-yı Askerî Reisliği
- 1851 senesinin Mayıs ayında ilk kez üstlendiği Seraskerlik makamı
Sultan I. Abdülmecit döneminde, 24 Aralık 1859 tarihinde ilk kez sadrazamlık makamına getirilen devlet adamı, yaklaşık altı ay sonra azledildi. Görevden alınmasının ardından Meclis Hazain Reisliği ile seraskerliğe atanmış, bu sırada göz tedavisi için Berlin'e giderek Paris ve bazı Avrupa kentlerini gezmiştir. Avrupa seyahatinden döndükten sonra Sultan Abdülaziz'in ilk saltanat yılında Mecalis-i Aliye Reisliği yapmış, 5 Haziran 1866'da ise ikinci kez sadrazamlığa getirilmiştir. Sırbistan sorunları ve Girit isyanı gibi karmaşık diplomatik süreçlerin baskısından uzaklaşmak için istifa etti. Üçüncü sadrazamlığı ise 19 Ekim 1872'de başladı ancak yalnızca dört ay sürdü.
Ülke yönetiminde İngiliz yanlısı politikaların öne çıktığı bir dönemde, 12 Mayıs 1876'da dördüncü kez sadrazamlık vazifesini devraldı. Bu zorlu süreçte Sultan Abdülaziz'in tahttan indirilmesi gibi son derece sarsıcı ve tarihi bir hadise gerçekleşti. Paşa, Hüseyin Avni Paşa'nın baskısı ve tehdidi yüzünden bu darbeye engel olamadığını dile getirmiştir. Sultan V. Murat'ın tahta çıkış tarihi olan 28 Mayıs 1878'de yeniden sadrazamlığa getirilen Paşa, II. Abdülhamit'in tahta çıkışının ardından da görevinde bırakılmış ancak aynı yılın Haziran ayında istifasını sunmuştur. Son olarak Ali Suavi vakası sonrasında kısa süreliğine tekrar bu göreve getirilse de bir hafta sonra azledildi.
Muhafazakâr Duruşu, Sürgün Yılları ve Manisa'da Son Günleri
Tanzimat dönemi yöneticilerinin halk tarafından aşırı alafranga olarak görülmesini bir fırsat bilen Rüşdi Paşa, muhafazakâr çevrelere şirin görünmek amacıyla yapmacık da olsa gelenekçi bir tavır takınmıştır. Günümüzde Vefa Lisesi olarak hizmet veren tarihi konağından akşamları yatsı namazına gitmek amacıyla gösterişli fener alayları düzenler ve seccadesini taşıyan adamlarıyla Şehzade Camii'ne adeta gövde gösterisi yaparak giderdi. Ufak bir rahatsızlık geçirdiğinde kurşun döktürür, çevresindekilere bunun kendisine çok iyi geldiğini anlatarak geleneksel bağlarını sergilerdi.
Sultan II. Abdülhamit tarafından başkentten uzaklaştırılmak istenince Manisa'daki çiftliğine yerleşti. Sultan Abdülaziz'in ölümüyle ilgili olarak kurulan Yıldız Mahkemesi'nde yargılanmak üzere tutuklanmasına karar verilmişse de, o esnada mücadele ettiği ağır hastalık nedeniyle İstanbul'a sevk edilmesi sakıncalı bulunmuştur. İzmir'e götürülerek burada üç gün süreyle sorgulandıktan sonra tekrar Manisa'ya getirilen Paşa, mahkeme neticesinde herhangi bir ceza almamıştır. Nisan 1882 tarihinde yetmiş bir yaşındayken Manisa'da vefat etti. Cenazesi Hatuniye Camii bahçesinde toprağa verildi.
