Mevlana Celaleddin Rumi, 13. yüzyılda Horasan'ın tarihi Belh şehrinde dünyaya gelip ömrünün en olgun yıllarını Konya'da tamamlamış, evrensel hoşgörüsüyle insanlığı aydınlatan büyük İslam mutasavvıfı ve şairidir. İlahi aşkı şiir, müzik ve sema ile harmanlayan bu büyük deha, din felsefesine getirdiği benzersiz yorumlarla adeta bir İslam rönesansı gerçekleştirmiştir. Öğretileriyle asırlardır doğudan batıya milyonlarca insanın ruhuna dokunmaktadır. Dünyanın dört bir yanında barışın ve samimi sevginin sembolü olarak kabul gören bilge düşünür, insanı sadece insan olduğu için kucaklayan derin bir şefkatin temsilcisidir.
Belh'ten Anadolu'ya Uzanan Göç Yolu ve Gençlik Yılları
Gerçek ismi Celaleddin Mehmed olan bilge, 30 Eylül 1207 tarihinde, günümüzde Afganistan sınırlarında kalan Belh şehrinde asil bir ailede doğdu. Babası, "Sultan-ül Ulema" unvanıyla tanınan büyük din bilgini Bahaeddin Veled, annesi ise Belh Emiri'nin kızı Mümine Hatun'dur. Moğol istilasının yarattığı karmaşa veya dönemin saray çevresiyle yaşanan fikri ayrılıklar nedeniyle aile, 1212 civarında Belh'i terk etmek zorunda kaldı. Göç yolculuğunda Nişabur'a uğrayan kafilede genç Celaleddin, ayrıca ünlü mutasavvıf Feridüttin Attar ile karşılaştı. Attar, bu özel gençteki ışığı fark ederek ona meşhur eseri Esrarname'yi hediye etti. Bu değerli hediye, onun manevi dünyasında derin izler bıraktı.
Bağdat ve Hac seyahatinin ardından Anadolu topraklarına ulaşan kervan, Erzincan ve Karaman gibi çeşitli merkezlerde uzun süre konakladı. Mevlana, 18 yaşına geldiğinde babasının arzusu doğrusunda Semerkantlı Şerafeddin Lala'nın kızı Gevher Banu ile Karaman'da dünyavevine girdi. Burada oğulları Sultan Veled ve Alaeddin Çelebi dünyaya gözlerini açtı. Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubad'ın yoğun davetleri üzerine aile, 1228 yılında nihayet başkent Konya'ya kalıcı olarak yerleşti. Konya halkı ve saray erkanı, medresede dersler veren Bahaeddin Veled'e büyük hürmet gösterdi.
Manevi Arayış ve Şems-i Tebrizi ile Büyük Buluşma
Babasının 1231 yılındaki vefatının ardından Mevlana, onun vasiyetiyle dini ve hukuki makamını devraldı. Bir süre sonra Konya'ya gelen babasının halifesi Seyyid Burhaneddin Tirmizi'nin manevi rehberliğine girdi. Tirmizi'nin yönlendirmesiyle Halep ve Şam medreselerinde yedi yıl süren derin akademik çalışmalar gerçekleştirdi. Burada İslam ilimleri, fıkıh ve tefsir alanlarında tam anlamıyla yetkinleşerek Konya'ya döndü. Nefsini arındırmak için üç kez çile çıkaran bilge, hocasının Kayseri'ye gidişine kadar dokuz yıl boyunca ona sadakatle hizmet etti. Hocasının vefatının ardından onun öğretilerini derleyerek "Fihi-Ma Fih" adlı meşhur eserini kaleme aldı.
Onun manevi olgunlaşma sürecindeki en büyük kırılma noktası, 29 Kasım 1244'te Şems-i Tebrizi ile karşılaşması oldu. Fikir dünyasını kökten sarsan bu gizemli dervişle İplikçi Medresesi yakınlarında karşılaştığında Mevlana 38, Şems ise 60 yaşındaydı. İkilinin saatler süren derin sohbetleri, Mevlana'yı ders vermekten ve sosyal hayattan tamamen uzaklaştırdı. Bu durum yakın çevresinde huzursuzluğa yol açtı. Tepkiler nedeniyle Şems, aniden Konya'yı terk ederek Şam'a gitti. Bunun üzerine derin bir yalnızlığa bürünen Mevlana, oğlunu Şam'a göndererek dostunu geri getirtti. Ancak kısa süre sonra Şems, 1247 yılında bir daha dönmemek üzere tamamen ortadan kayboldu.
Ölümsüz Miras: Mesnevi ve Evrensel Aşk Felsefesi
Şems'in gidişiyle sarsılan Mevlana, teselliyi önce Selahattin Zerküb, ardından ise en sadık müridi Hüsamettin Çelebi'nin dostluğunda buldu. Çelebi'nin teşvikiyle, İslam dünyasının en kıymetli eserlerinden biri olan 25 bin 700 beyitlik devasa Mesnevi'yi yazmaya başladı. Uzun yıllar süren bu çalışma, insan ruhunun manevi yolculuğunu enfes hikayelerle anlatan altı ciltlik bir rehbere dönüştü. Eserlerinde aşkı dinin ve varoluğun özü olarak tanımlayan düşünür, aynı zamanda tüm insanlığı birliğe ve sevgiye çağrıdı. Hayatının son dönemlerinde yorgun düşen bilge şair, 17 Aralık 1273 tarihinde Konya'da fani dünyaya veda etti. Ölümünü Yaradan'a kavuşma anı olarak görerek bu geceyi Şeb-i Arus yani düğün gecesi olarak nitelendirdi.
Mevlana'nın insanlığa bıraktığı en önemli eserler şunlardır:
- Mesnevi
- Divan-ı Kebir
- Fih-i Ma Fih
- Mektubat
- Mecalis-i Seb'a
Mevlana ölümünden sonra bir tarikat kurmamış olsa da, fikirlerinden yola çıkılarak oğlu Sultan Veled tarafından Mevlevilik teşkilatı kuruldu. İlahi aşkın estetik bir göstergesi olan sema dansı, onun felsefesini simgeleyen ve günümüzde UNESCO insanlık mirası listesinde yer alan evrensel bir ritüeldir. Eserleri batı dillerine çevrildikçe dünya çapında büyük yankı uyandırmış, Hegel ve Goethe gibi dâhileri derinden etkilemiştir. Günümüzde de Amerika'dan Asya'ya kadar geniş bir coğrafyada en çok okunan şairler arasında yer almaktadır.
.jpg?width=640)