Max Ernst, gerçeküstücülük akımının filizlenip boy atmasında üstlendiği öncü rol ve sanatta usdışını savunan cesur yaklaşımıyla tanınan Alman asıllı Fransız ressamdır. 1891 yılının 2 Nisan gününde Almanya'nın Brühl kentinde, sağır ve dilsizlerin eğitimiyle uğraşan bir ilkokul öğretmeninin son çocuğu olarak dünyaya gözlerini açtı. Sanatçı, zihnin karanlık dehlizlerini ve bilinçdışının sınırlarını felsefe eğitimi, kolaj çalışmaları ve geliştirdiği frottaj tekniğiyle tuvale aktararak modern sanat tarihinde derin bir iz bıraktı. Ömrünün büyük bölümünü Paris ve New York gibi sanat merkezlerinde üreterek geçiren bu aykırı yaratıcı, 85 yıllık yaşam serüvenini 1 Nisan 1976'da tamamladı.
Dadaizmden Sürrealizme Sanatsal Arayışlar
Sanatçı, 1909 yılında Bonn Üniversitesi'nde felsefe öğrenimi görmek üzere ilk adımı attı. Ancak derslerden ziyade insan zihninin sınırlarıyla ilgileniyordu. Eğitimi sırasında akıl hastalarının yaptığı resimleri inceledi. Bu sıra dışı resimlerden etkilenerek sanata yöneldi. Bu dönemde Picasso, Chirico ve August Macke gibi ustaların yapıtlarını inceleyerek Ekspresyonist akımlara karşı güçlü bir yakınlık geliştirdi. Ancak patlak veren Birinci Dünya Savaşı, genç sanatçının felsefi ve estetik arayışlarını yarıda keserek onu Alman ordusunda görev almaya zorladı. Savaşın ardından Köln şehrine geri döndü. Köln kentinde Jean Arp ve Johannes Theodor Baargeld ile bir araya gelerek Dada hareketinin yerel ayağı olan "Dadamax" topluluğunu kurdu.
1920'li yıllarla birlikte geleneksel tekniklerin dışına çıkararak ilk kolaj ve fotomontaj denemelerine imza attı. Bu deneysel sürecin ilk meyvelerinden biri, adını sanat çevrelerinde duyuracak olan "Her şey Hala Yüzüyor" (Fatagaga) isimli kolaj dizisi oldu. Dönemin ünlü yazar ve şairlerinden Andre Breton, Paris'te Picabia'yı ziyarete gittiğinde Ernst'in bu sarsıcı kolajlarını görerek adeta büyülendi. Bu karşılaşmanın rüzgarıyla 1920 yılının mayıs ayında Paris'te sanatçının eserlerinden oluşan özel bir sergi düzenlendi. Sergi başarısının ardından, 1922'de temelli olarak Paris'e yerleşen Ernst, Fransız sanat ortamının tam merkezine konumlandı. Paris'e yerleştikten sonra Andre Breton, Paul Eluard, Louis Aragon, Philippe Soupault, Robert Desnos ve Benjamin Peret gibi yazar ve şairlerin yer aldığı öncü gerçeküstücü gruba dahil oldu. Fransız başkentindeki ilk büyük gövde gösterisini ise 1925 yılında açılan ilk gerçeküstücþler sergisinde gerçekleştirdi. Yine aynı yıl, nesnelerin yüzey dokularını kağıda aktarmayı sağlayan ünlü frottaj tekniğini yaratarak sanat dünyasında büyük bir şöhrete kavuştu. Ertesi sene Diaghilev'in davetiyle Joan Miro ile iş birliği yaptı ve Rus Baleleri topluluğunun Romeo ve Juliet gösterisi için sahne dekorları hazırladı.
New York Yılları ve Heykelde Doğaçlama
Sanatçının ünü kısa sürede okyanusun ötesine ulaştı ve 1931 yılında New York'taki Julien Levy Galerisi'nde ilk kişisel sergisini açtı. New York'ta katıldığı Fantastik Sanat, Dada ve Sürrealizm temalı etkinliklerde toplamda kırk sekiz adet tablosunu sanatseverlerin beğenisine sundu. Heykel çalışmalarına 1934 yılından sonra ağırlık verdi. Sanatçı, resim çalışmalarında olduğu gibi heykel yaparken de tamamen doğaçlama teknikleri kullanıyordu. Fakat İkinci Dünya Savaşı'nın karanlık gölgesi, Paris'i işgal eden Naziler aracılığıyla sanatçının hayatını yeniden altüst etti. İşgalcilerin baskısıyla Fransa'yı terk etmek zorunda kalan Ernst, 1941 yılında Amerika Birleşik Devletleri'ne sığındı. Burada, kendisi gibi ressam olan oğlu Simmy Ernst ile üçüncü eşi olan ünlü koleksiyoncu ve galeri sahibi Peggy Guggenheim'ın yanına yerleşti. Amerika'daki mültecilik yıllarında üretmeye devam etti. Aynı zamanda New York kentinde geçirdiği 1941 ile 1944 yılları arasında, ünlü kuramcı Andre Breton ve Marcel Duchamp ile bir araya gelerek sanat dünyasında derin yankı uyandıran VVV dergisinin genel yayın yönetmenliğini üstlendi.
Paris'e Dönüş ve Ölümsüz Sanat Mirası
Savaşın izlerinin silinmeye başlamasıyla birlikte usta sanatçı 1953 yılında Paris'e döndü. Fransız sanat çevreleri onu büyük coşkuyla karşıladı. Avrupa'ya dönüşünden bir yıl sonra, prestijli Venedik Bienali'nde büyük ödüle layık görülerük başarısını taçlandırdı. 1958 yılında resmi olarak Fransız uyruğuna geçen Ernst, bir sonraki sene de Fransız Ulusal Sanat Ödülü'nün sahibi oldu. Ömrünün son dönemini verimli çalışmalarla taçlandıran usta, Koç burcunun taşıdığı öncü ve cesur ruhu tüm eserlerinde yaşattı. Sanat tarihinin gidişatını değiştiren Max Ernst'in geride bıraktığı en önemli başyapıtlardan bazıları şunlardır:
- Celebes Fili
- Dostların Buluşması
- Erkekler Bunu Bilmeyecek
- Bülbül Tarafından Tehdit Edilen İki Çocuk
- Bütün Kent
- Uçak Yutan Bahçe
- Yağmurun Ardından Avrupa
- Evli Kadının Tuvaleti
- Gece Dönüş
- Bir Karmelit
- Olmak İsteyen Küçük Kızın Rüyası
- Papa Düşmanı
- Bir Mutluluk Haftası yada Yedi Kapital Element
- Canavarlar Okulu İçin
- Rüzgarın Gelenekteki Karısı
- Aile Meleği
