Tarihin yaprakları arasında hem tıp dehası hem de dert ortaklığıyla iz bırakan Marko Paşa, 1814 yılında Syros Adası'nda dünyaya gözlerini açtı. Asıl adı Marko Apostolidis olan bu kıymetli hekim, sabırlı mizacıyla Osmanlı tıbbına ve halk kültürüne yön veren isimlerden biri oldu. Tarih sahnesinde Rum kökenli bir Osmanlı tebaası olarak doğup büyüyen Marko Apostolidis, hem kendi cemaatinin hem de sadakatle bağlı olduğu koca bir imparatorluğun en kritik dönemlerinde hekimlik ve devlet adamlığı yaptı. Gençlik yıllarında ailesiyle birlikte payitaht İstanbul'a göç eden Apostolidis, eğitim hayatını burada tamamlayarak cerrahi alanında adeta devrim yaptı. O, sadece bir saray hekimi değil, halkın diline pelesenk olan efsanevi bir deyimin de esin kaynağıydı.
Tıbbiye Sıralarından Saray Hekimliğine
İlk ve orta öğrenimini Ege'nin meyve bahçeleriyle meşhur Syros Adası'nda tamamlayan genç Marko, yükseköğrenim için İstanbul'un yolunu tuttu. Burada Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane'ye girerek askeri tıp eğitimi aldı ve parlak bir dereceyle mezun oldu. Başarısı sayesinde mezuniyetinin hemen ardından cerrahi kliniği şefliğine getirildi. Kısa sürede tıp camiasında adını duyurdu. Hekimlikteki başarısı onu zirveye taşıdı. Mesleki dehası ona, Osmanlı İmparatorluğu tarihinde tuğgeneral rütbesine yani mirlivalık makamına yükselen ilk hekim olma şerefini kazandırdı. 1861 yılında gelindiğinde, tahta yeni çıkan Sultan Abdülaziz tarafından sarayın hekimbaşılığı görevine atandı. Bu atama onun kariyerinde dönüm noktasıydı. Bundan on yıl sonra ise mezun olduğu okulun, yani Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane'nin nazırlık koltuğuna oturdu.
Hilâl-i Ahmer'in Doğuşu ve Siyasi Duruşu
Marko Paşa sadece reçete yazan bir doktor değil, toplumsal dayanışmanın da öncüsüydü. O, Kırımlı Aziz Bey ile omuz omuza vererek günümüz Kızılay'ı olan Hilâl-i Ahmer Cemiyeti'nin kurulmasında başrolü üstlendi. Bu insani yardım örgütü, ilerleyen yıllarda sırasıyla şu isimleri aldı:
- 1935 yılında Türkiye Kızılay Cemiyeti
- 1947 yılında ise nihai olarak Türkiye Kızılay Derneği
Bu kıymetli cemiyet, zamanla büyüyerek savaşta ve barışta mazlumların sığınağı haline geldi. Siyasi alanda da aktif bir profil çizen hekimbaşı, Sultan Abdülaziz'in tek adam yönetimine muhalif olan meşrutiyetçi Jön Türk Hareketi ile yakın ilişkiler kurdu. 1878 yılında ise II. Abdülhamit döneminde meclisin en üst kademesi olan Meclis-i Ayan üyeliğine layık görüldü.
"Derdini Marko Paşa'ya Anlat" Deyiminin Kökeni
Onu tarihin unutulmaz simaları arasına yerleştiren asıl unsur, hastalarına karşı sergilediği eşsiz sabır ve hoşgörüydü. Halkın dertlerini, öğrencilerinin ve meslektaşlarının şikayetlerini saatlerce dinler, onlara hem tıbbi hem de manevi bir huzur aşılardı. Ancak bu dert dinleme seansları her zaman kesin bir çözüme kavuşmazdı. Osmanlı'nın hantal bürokratik yapısı nedeniyle şikayetler çoğunlukla havada kalır, Paşa da kibarca konuyu değiştirerek muhatabını uğurlardı. Kendisine iş için başvuran öğrencilerinin ve hekimlerin dertlerini sabırla dinler veya dinler görünür, bir sonuca bağlamaksızın lafı değiştirirdi. Ayan Meclisi'nde görevli iken halkın şikayetlerini bizzat o dinlerdi. Onun bu tatlı dilli ama sonuca bağlamayan tavrı, halk arasında efsanevi bir deyimin doğmasına sebebiyet verdi. Zorlu bürokratik engellerin ve çözülemeyen toplumsal dertlerin gölgesinde kalsa da, hastalarına gösterdiği o muazzam sabır ve samimiyet, kendisini yüzyıllar sonrasına taşıyacak ve ismini Türkçenin en meşhur deyimlerinden birine nakşedecekti. Çözümsüz sorunlarla boğuşan insanların birbirine söylediği "Derdini Marko Paşa'ya anlat" sözü, günümüzde dahi canlılığını korumaktadır. Bu efsanevi hekim, 5 Aralık 1888 tarihinde Burgaz Adası'nda 74 yaşında hayata gözlerini yumdu. Cenazesi adadan alınarak büyük bir saygıyla Kuzguncuk'a getirilmiş ve oraya defnedilerek ebedi istirahatgahına çekilmiştir.
