Türkiye'nin yakın tarihine damga vuran sosyolog ve yazar İsmail Beşikçi, 7 Ocak 1939 tarihinde Çorum'un İskilip ilçesinde dünyaya gelmiştir. Fikirleri nedeniyle yaşamının 17 yılını demir parmaklıklar ardında geçiren yazar, özellikle Kürt aşiret yapıları, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu ve tek partili yönetim dönemine yönelik eleştirel ve derinlemesine akademik çalışmalarıyla geniş kitlelerce tanınmıştır. Kendisi Türk sosyoloji tarihinin en özgün isimlerindendir.
İlk öğrenimini doğduğu yer olan İskilip'te tamamlayan araştırmacı, ortaöğrenim hayatını ise Çorum Lisesi bünyesinde sürdürerek buradan mezun olmuştur. Yükseköğrenim hedefleri doğrultusunda Ankara'ya yönelen Beşikçi, 1962 senesinde Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezuniyetiyle diplomasını almıştır. Bu eğitim onun ufkunu açmıştır.
Akademik Yıllar ve Karşılaşılan Engeller
Mezuniyetinin ardından akademik kariyer yapmayı amaçlayan genç sosyolog, 1965 yılında Erzurum'da bulunan Atatürk Üniversitesi bünyesinde asistan olarak göreve başlamıştır. Bu eğitim kurumunun Fen-Edebiyat Fakültesi bünyesinde görev yapan akademisyen, burada doktora çalışmasını yürütmüştür. Söz konusu doktora tezi, Alikan Aşireti üzerine odaklanan son derece kıymetli ve bilimsel bir alan araştırması niteliği taşımaktadır.
Ancak üniversitedeki bu verimli dönem uzun sürmemiştir. Sosyoloji bölümünde doçent unvanıyla görev yapan Orhan Türkdoğan tarafından Marksist propaganda yaptığı ve bölgecilik faaliyetleri yürüttüğü gerekçesiyle resmi makamlara ihbar edilmiştir. Bu haksız suçlamalarının akabinde, 12 Mart 1971 askeri muhtıra döneminin getirdiği olağanüstü koşullar altında sıkıyönetim mahkemelerinde yargılanan Beşikçi'nin üniversitedeki akademik göreviyle ilişiği tamamen kesilmiştir.
Cezaevi Yılları ve Fikir Mücadelesi
Yaşadığı ilk mahkûmiyetin ardından 1974 yılındaki genel af yasası sayesinde özgürlüğüne kavuşan yazar, araştırmalarını sürdürmüştür. Kürt meselesini ele alan cesur düşüncelerinden ve akademik yazılarından ötürü sürekli hukuki takibata uğrayan Beşikçi, yaşamı boyunca tam sekiz kez cezaevine girip çıkmıştır. Hayatının 17 yılı cezaevinde geçmiştir.
12 Eylül 1980 askeri darbesinden hemen önce, 1979 yılında tekrar cezaevine giren sosyolog, 1987 yılına kadar demir parmaklıklar ardında kalmış ve bu sürede de davalar peşini bırakmamıştır. Hakkında açılan davalardan aldığı çeşitli hükümler nedeniyle 1999 yılına dek aralıksız bir şekilde tutuklu kalmaya devam etmiştir. Mücadelesi her zaman kararlılıkla devam etti.
Entelektüel sosyoloğun mahkûmiyet dönemi, 1999 senesinde çıkarılan sınırlı yasal düzenleme neticesinde tahliye edilmesiyle son bulmuştur. Özgürlüğüne kavuştuğu o dönemde hakkında toplamda 100 yıl hapis ve 10 milyar lira nakdi para cezası verilmiş bulunmaktaydı. Bu cezalar onun düşüncelerini susturmaya yetmemiştir.
Yasaklanan Eserler ve Entelektüel Miras
Üretken yazarlık hayatı boyunca kaleme aldığı toplam 36 adet eserinden 32 tanesi Türkiye'de resmi makamlarca yasaklanmış ve toplatılmıştır. Buna rağmen, asistanlık döneminde hazırladığı meşhur saha çalışması, ülkemizde sosyoloji alanında yapılmış en değerli bilimsel araştırmalar arasında kabul görmektedir. Kendisi, akademik camiada ve sevenleri arasında Sarı Hoca lakabıyla da yaygın biçimde anılmaktadır.
Bilimsel duruşu ve ilkeli yaşamı nedeniyle 2013 yılında Boğaziçi Üniversitesi senatosu tarafından kendisine fahri doktora unvanı takdim edilmiştir. 2014 yılında ise Batı Ermenileri Kongresi ve Erivan Devlet Üniversitesi tarafından, Ermeni Kırımı konusundaki nitelikli çalışmaları vesilesiyle prestijli Kevork Surenyants Nişanı ile ödüllendirilmiştir. Bu anlamlı ödüller onun bilimsel tarafsızlığının kanıtıdır.
Yazarın Türkiye'deki sosyolojik saha çalışmalarına yön veren ve Türkçe olarak yayımlanan bazı önemli eserleri şunlardır:
- Doğu Anadolu'daki Göçebe Kürt Aşiretlerinde Toplumsal Değişme (Geçiş Halindeki Toplumlar) (1968)
- Doğu'da Değişim ve Yapısal Sorunlar (1969)
- Doğu Anadolu'nun Düzeni, Sosyo-Ekonomik ve Etnik Temeller (1969)
- Alikan Aşireti Üzerine Sosyolojik Bir İnceleme (Doktora tezi)
