Diyarbakır'ın yoksul mahallelerinden çıkıp Osmanlı'nın kaderini değiştirecek bir cemiyetin mimarı olmak kolay değildi. İshak Sükûti, zorlu koşullara rağmen eğitim hayatında hızla yükseldi. Kuleli Askerî Tıbbiye İdadisini başarıyla tamamlayan genç İshak, 1887 senesinde Sarayburnu'ndaki Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane'ye adım attı. Tıp eğitimi aldığı bu okul, onun hayatının en büyük dönüm noktalarından birine ev sahipliği yapacaktı. Zira burada tanıştığı en yakın dostu İbrahim Temo ile beraber, ileride imparatorluğun kaderini belirleyecek olan İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin ilk illegal hücresini kurdular. Siyasi idealleri ile tıp eğitimini büyük bir özveriyle bir arada yürüten genç adam, okulunu tabip yüzbaşı rütbesiyle bitirdi.
Tıbbiyeden Sürgüne Muhalif Bir Ömür
Haydarpaşa Tatbikat Hastanesi'nde göreve başlayan İshak Sükûti, mesleğini icra ederken bir yandan da siyasi faaliyetlerini sürdüyordu. Dönemin padişahı II. Abdülhamid'in yönetim şekline karşı açık bir cephe alan genç hekim, sarayın radarına girdi. Muhalif adımları fark edilince Rodos Kalesi'ne sürgün edildi. Ancak Rodos zindanları onu durdurmaya yetmeyecekti. Bir yolunu bularak kaleden kaçmayı başaran Sükûti, özgürlüğünü kazandıktan sonra hemen Fransa'nın başkenti Paris'e sığındı. Siyasi mücadelesini Avrupa topraklarında sürdürmeye kararlı olan muhalif hekim, Paris'in ardından İsviçre'ye geçiş yaptı.
Cenevre Şubesi ve Osmanlı Gazetesi
1897 yılı, İshak Sükûti'nin Avrupa'daki teşkilatlanma çalışmalarında zirveye ulaştığı dönem oldu. Cenevre'ye yerleşen Sükûti, dönemin en önemli muhalif aydınlarıyla bir araya gelmiştir:
- Abdullah Cevdet
- Tunalı Hilmi
- Ethem Ruhi
- Ahmed Nuri ve Mustafa Ragıp
Bu isimlerle beraber İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Cenevre Şubesi'ni kurdular. Cemiyetin fikirlerini yaymak ve muhalefetin sesini gürleştirmek amacıyla Osmanlı Gazetesi'ni yayımlamaya başladılar. Bu yayın organı, saray rejimine karşı Avrupa'dan yükselen en gür seslerden biri haline geldi. Teşkilatçı kimliğiyle dur durak bilmeyen Sükûti, aynı yıl içerisinde cemiyetin Mısır'daki gücünü artırmak amacıyla Kahire Şubesi'nin kurulmasına da öncülük etti.
Trablusgarp Şartı ve Roma Anlaşması
Cenevre ve Kahire'deki bu örgütlü faaliyetler, İstanbul'daki Osmanlı hükümetinde büyük bir tedirginlik yarattı. Saray, Avrupa'daki bu muhalif sesleri susturabilmek için İshak Sükûti ve arkadaşlarına bir teklif sundu. Kendilerine mesleklerine uygun devlet görevleri vaat edildi. İshak Sükûti ve yol arkadaşları, kişisel çıkarların ötesinde çok önemli bir şart öne sürdüler. Trablusgarp zindanlarında tutulan 78 siyasi mahkûmun tamamen serbest bırakılması karşılığında bu uzlaşı teklifini kabul edeceklerini bildirdiler. Sarayın bu ağır şartı çaresizce kabul etmesi üzerine anlaşma sağlandı ve tutuklular özgürlüğüne kavuştu. Anlaşma gereği İshak Sükûti'ye Roma Büyükelçiliği bünyesinde hekimlik görevi verildi.
Gurbette Gelen Ölüm ve İstanbul'a Naaş Nakli
Sürgün ve mücadele dolu geçen yıllar, İshak Sükûti'nin sağlığını derinden sarsmıştı. Roma'daki görevi esnasında, dönemin en amansız hastalığı olan vereme yakalanan hekim, 9 Şubat 1902 tarihinde İtalya'nın San Remo kentinde hayata gözlerini yumdu. Genç yaşta gelen bu ölüm, muhalif çevrelerde derin bir yas yarattı. Ancak onun hikayesi San Remo'da son bulmadı. Vefatından yedi yıl sonra, 1909 yılında Dr. Rıza Nur, İshak Sükûti'nin anısını yaşatmak için Avrupa'ya gitti. Mezarı açtırılarak naaşı büyük bir saygıyla İstanbul'a nakledildi. Osmanlı İmparatorluğu'nun kalbine getirilen naaş, Divanyolu'ndaki Sultan II. Mahmud Türbesi'nin bahçesindeki ebedi istirahatgahına defnedildi.
