Klasik Osmanlı mizah kültürünün en özgün simalarından biri olan Mustafa Çavuş, namıdiğer İncili Çavuş, I. Ahmet döneminde yaşamış kıvrak zekalı bir devlet adamıdır. Kayseri'nin Tomarza ilçesine bağlı Travşın köyünde doğduğu söylenen bu tarihi şahsiyet, kıvrak zekasıyla sarayda önemli bir diplomat konumuna yükselmiştir. Arapça ve Farsçaya son derece hakim olan iyi eğitimli elçi, hazırcevaplığıyla padişahların takdirini kazanmıştır. Onun bu zekası, halkın da sesi olmasını sağladı.
Diplomatik Dehası ve Saraydaki İzleri
Osmanlı İmparatorluğu'nun dış ilişkilerinde kritik dönemlerde görev alan İncili Çavuş, Safevi Devleti ile yaşanan gergin süreçlerde önemli diplomatik misyonlar üstlenmiştir. 1612 yılında imzalanan Osmanlı-Safevi barışı kapsamında Safevilerin her yıl vermeyi taahhüt ettiği 200 yük ipek haracının takibini yapmak ve teslim almak üzere elçi Kadı Han refakatinde İran'a doğru yola çıkan temsilcimiz İncili Çavuş olmuştur. Burada sebepsiz yere iki yıldan fazla alıkonulan diplomat, iki devlet arasında neredeyse yeni bir savaşa neden oluyordu. I. Ahmet, haracın ödenmemesi ve elçisinin tutulması üzerine büyük bir ordu hazırlığına girişince Şah geri adım atmak zorunda kaldı. Bu hamle sonuç verdi. Safevi hükümdarı, ipek haracıyla birlikte yeni elçisi Kasım Bey'i ve İncili Çavuş'u 1615 yılında İstanbul'a geri gönderdi.
Yıllar sonra, IV. Murat döneminde de bu zeki elçinin diplomatik yeteneklerine başvuruldu. Ünlü tarihçi Naima'nın aktardığı kayıtlara göre, Bağdat'ın işgaliyle gerilen Türk-İran ilişkilerini yumuşatmak için 1626 yılında tekrar İran'a gönderilen temsilci İncili Çavuş idi. Tarihçi Naima tarafından aktarılan kayıtlara göre müzakereler esnasında Şah I. Abbas ile karşı karşıya gelen bu eşsiz diplomat, sergilediği üstün zeka ve kıvrak nüktedanlık sayesinde hükümdarı ikna edip Osmanlı İmparatorluğu lehine son derece avantajlı bir barış ortamı hazırlamıştır. Ancak Osmanlı askerlerinin yorgunluk ve gıdasızlık bahanesiyle kuşatmanın kaldırılması yönünde baskı yapması nedeniyle bu diplomatik zafer kalıcı bir barışla taçlandırılamadı. Barış girişimi yarıda kalmıştı.
Onun elçilik vazifesi sadece Doğu ile sınırlı kalmamış, Batı'ya da uzanmıştır. Fransa Sarayı'na gönderildiğinde zayıf ve kara kuru görünümüyle alaycı bir üslupla 'Bana senden başka adam bulamadılar mı?' diyen Fransa Kralı'na verdiği efsanevi cevap tarihi bir vesikadır. Kralın küçümseyen tavrına karşılık, 'Osmanlılar adama göre adam gönderirler,' diyerek diplomatik zekasını sergilemiştir. Sözü gediğine koymuştu.
İncili Lakabının Gizemi ve Meddah Geleneğindeki Yeri
Mustafa Çavuş'un tarihe İncili Çavuş olarak geçmesini sağlayan lakabı hakkında bilinen çeşitli rivayetler bulunmaktadır. Araştırmacı Abdülbaki Gölpınarlı, 1933-1934 yıllarında Kayseri'de eline geçen iki risaleden yola çıkarak ilginç bir iddia ortaya atmıştır. Şeyhülislama yazılmış Arapça ve Türkçe risalelerde, Hz. Muhammed'in adının İncil'de geçtiğinin savunulması nedeniyle yazara bu lakabın verilmiş olabileceğini savunur. Diğer bir halk efsanesi ise düzenlenen bir okçuluk yarışmasındaki üstün başarısı üzerinedir. Padişahın kendisini taltif ederek çavuşluk rütbesi vermesi ve kavuğuna kıymetli bir inci takması lakabının kaynağı olarak gösterilir. Bazı kaynaklar ise askeri eğitimlere bıyıklarına inciler takarak çıkmasını bu lakapla bağdaştırır. Rivayetler çeşitlidir.
Kıvrak zekasının ürünü olan fıkraları, onu diğer saray musahiplerinden ayıran en önemli husustur. Ayrıca onun bürokrat kimliği fıkralarına belirleyici bir şekil de renk vermektedir. Saray çevresindeki renkli karakterleri ve toplumsal aksaklıkları konu alan bu fıkralar, derin sosyal ve insani değerler taşır. Halk, saray elitlerini eleştirmek ve onların gülünç yönlerini sergilemek için onu adeta bir sözcü olarak benimsemiştir. Padişahın en yakınındaki isimlerden biri olarak sarayda yer almasına rağmen, çevresinde şahit olduğu her türlü aksaklığı ve adaletsizliği hicvederek alaya almaktan çekinmemiş, hatta zaman zaman hükümdarın kendisi bile bu iğneleyici nüktelerden payını almıştır. Bürokrat kimliği fıkralarına yansıdığı için meddahlar tarafından 19. yüzyılda en çok anlatılan hikayeler arasında onun maceraları yer almıştır. Bu durum, bazı araştırmacıların onu doğrudan bir meddah olarak nitelendirmesine yol açmıştır. Halk onu çok sevdi.
Nüktedanlığın Beyaz Perdeye ve Festivallere Yansıması
Devlet adamının 1632 yılındaki vefatının ardından Edirnekapı Mezarlığı'na defnedilmesiyle dünyadaki yolculuğu son bulsa da bıraktığı miras asırlar boyu yaşamaya devam etmiştir. Onun mirası hala canlıdır. Doğduğu topraklar olan Tomarza'da ona duyulan sevgi o kadar derindir ki hemşehrileri doğduğu Travşın köyünün adını İncili olarak değiştirmiştir. Bu köklü mirası yaşatmak ve tüm dünyaya tanıtmak amacıyla 1993 yılından beri her yıl İncili Çavuş Kültür ve Sanat Festivali düzenlenmektedir.
Aynı zamanda onun bu renkli kişiliği Türk sinemasının da ilgisini çekmiş ve beyaz perdede kendine önemli bir yer bulmuştur. Sinema tarihimizde onun fıkralarını ve hayatını konu edinen eserler yapılmıştır:
- 1951 yapımı Semih Evin yönetmenliğindeki müzikal komedide ünlü aktör İsmail Dümbüllü tarafından canlandırılmıştır.
- 1968 yılında Nişan Hançer'in yönettiği sinema filminde ise karaktere Sadettin Erbil hayat vermiştir.
Sarayın ihtişamlı ama bir o kadar da yorucu mangal hikayelerinden, zalim vezirlere verilen derslere kadar uzanan fıkra mirası, Türk mizahının en değerli hazinelerinden biridir.
