Hüseyin Zekai Paşa, 1860 yılında İstanbul'un Üsküdar semtinde dünyaya geldi. Osmanlı ordusunda subaylık görevini sanat tutkusuyla harmanlayan ressam, Türkiye'de Batı resim anlayışını benimseyen kuşağın öncü isimlerinden biri olarak tarihe geçti. Askerlik mesleğinden hiç kopmadan sürdürdüğü sanat pratiği, onu dönemin en özgün figürlerinden biri kıldı.
Askeri Eğitim ve Sanatla Tanışma
İlköğreniminin ardından Kuleli Askeri İdadisi'ne kaydolan Zekai Paşa, burada resme olan ilgisini erken yaşta ortaya koydu. Birkaç arkadaşıyla birlikte okul yönetimine resim atölyesi kurulması için başvurdu; bu girişim kabul gördü ve atölye açıldı. Söz konusu atölyede Osman Nuri Paşa ve Süleyman Seyyid'in öğrencisi olarak resim tekniklerini pekiştirdi.
İdadiden mezun olunca Mekteb-i Harbiye'ye geçti. 1881'de öğrencilik yıllarında tamamladığı bir tablo, Boğaziçi'ndeki donanma gecelerini konu alıyordu. Bu yapıtı Sultan II. Abdülhamit'in beğenisini kazandı. 1883'te mezuniyetiyle birlikte teğmen rütbesiyle Şeker Ahmet Paşa'nın yanında hünkâr yaverliğine atandı. Aynı dönemde Askeri İnşaat Komisyonu başkanlığını üstlendi.
Saray Ressamlığı ve Uluslararası Bağlantılar
19. yüzyılın son çeyreğinde Osmanlı İmparatorluğu, askeri okulların müfredatlarına resim derslerini ekleyerek köklü bir dönüşüm yaşıyordu. Bu değişim, asker ressamlar olarak anılan bir kuşağın yetişmesine zemin hazırladı. Zekai Paşa da Ahmet Ziya Akbulut ile birlikte bu kuşağın simge isimlerinden biri oldu.
1898'de Alman İmparatoru Kaiser Wilhelm II'nin Suriye ziyaretine eski yapıtlar uzmanı sıfatıyla eşlik etti. 1905'te İstanbul'a gelen Fransız Neo-Post Empresyonist ressam Paul Signac'ı Doğancılar'daki evinde ağırladı. Signac, bu konaklaması süresince şehrin farklı noktalarında çalışmalar yaptı ve pek çok ressam ile öğrenciyle bir araya geldi.
Şeker Ahmet Paşa'nın 1907'deki ölümünün ardından saray ressamlığına ve yabancı konuklar teşrifatçılığına getirildi. Mahmud Şevket Paşa'nın gözetiminde bugünkü Askeri Müze'nin kuruluş çalışmalarına katkıda bulundu; Yıldız Sarayı Porselen Fabrikası'nda dekor uygulamalarında görev aldı.
Üslubu ve Eserleri
1908'de 1. Tugay Komutanlığı'ndan emekliye ayrılan Zekai Paşa, yaşamının sonuna dek Sanayi-i Nefise Mektebi Encümeni üyeliğini sürdürdü. Avrupa'da resim eğitimi almamış olmasına karşın, orada yetişmiş sanatçıların yapıtlarını dikkatle inceleyerek Batılı bir anlayış geliştirdi.
Erken dönem resimleri, fotoğrafçı bir gerçekçiliği çağrıştırıyordu. Yıldız Sarayı Bahçesinden Peyzaj bu dönemin ince boya hamuru ve duru renk paletini yansıtan örneklerinden biridir. 1910'dan itibaren Galatasaray sergileri aracılığıyla Osmanlı Ressamlar Cemiyeti ile ilişki kurdu; fotoğrafik anlatımın yerini kalın fırça vuruşlarına bırakan izlenimci bir yönelim belirdi.
Bugün Mimar Sinan Üniversitesi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi'nde yer alan Cami ve Ayasofya Camisi Hünkâr Mahfili, hem gerçekçi hem de empresyonist etkiyi bir arada taşıyan en olgun yapıtları arasında sayılır. 1905-1906 tarihli Ayasofya Camii Hünkâr Mahfili ise Türk resminde Batılı anlamda gerçekleştirilen erken iç mekân sahnelerinden biri olarak ayrı bir yere sahiptir.
Manzara türünün yanı sıra portre ve figür çalışmaları da üretimine katan sanatçının eserleri; İstanbul, İzmir ve Ankara Devlet Resim ve Heykel müzeleri ile Dolmabahçe ve Topkapı Sarayı koleksiyonlarında sergilenmektedir. Ressamlık ve koleksiyonerliğinin yanı sıra kaleme aldığı sanat tarihi kitapları da onun entelektüel boyutunu ortaya koyar:
- Mübeccel Hazineler (1914)
- Bedayi-i Asar-ı Osmaniye (1919)
Hüseyin Zekai Paşa, 1919 yılında doğduğu şehir İstanbul'un Üsküdar ilçesinde, 59 yaşında hayatını kaybetti.
