Hikmet Tanyu, Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında Ankara'da gözlerini dünyaya açmış, ömrünü bilimsel araştırmalara adayarak Türkiye'de dinler tarihinin kurucu öncüsü haline gelmiş seçkin bir akademisyendir. Resmi kayıtlara göre 9 Ocak 1918'de doğan Tanyu'nun gerçek doğum tarihi aslında 1921 yılına uzanmaktadır. Yazar, küçük yaşta vefat eden abisi Arif Hikmet'in nüfus cüzdanını devralarak onun kimliğiyle büyüdüğünü bizzat açıklamış ve ilerleyen yıllarda adındaki Arif ibaresini resmi bir kararla sildirmiştir. Babası Kayseri kökenli bir subay olan Mehmet Nuri Bey, annesi ise Kafkasya göçmeni bir subayın torunu olan Düzceli Fahriye Hanım'dır. İlk ve orta öğrenimini Ankara Gazi İlkokulu ve Gazi Lisesi'nde başarıyla tamamlayan Tanyu, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü'nde yükseköğrenimine başlamış-tır. Ancak babasının vefatı üzerine eğitimini yarıda bırakıp memuriyet hayatına adım atmıştır.
Kimlik Bilmecesiyle Başlayan Bir Yaşam Öyküsü
İkinci Dünya Savaşı'nın zorlu gölgesinde, 1940 ile 1943 yılları arasında vatan borcunu yedek subay rütbesiyle yerine getirdi. Askerlik görevinin bitiminde İçişleri Bakanlığı sınavını başarıyla kazanarak Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü bünyesindeki Köycülük Bürosu'nda mesaisine başladı. Fakat dönemin fırtınalı siyasi iklimi onu da etkileyecekti. Cumhuriyet tarihinin en sarsıcı dönemlerinden biri olan 1944 yılındaki Türkçülük davası kapsamında tutuklanan Tanyu, Türkçü hareketlere katıldığı iddiasıyla apar topar İstanbul'a nakledilerek burada çetin bir hukuki mücadele vermek zorunda kalmıştır. Kamuoyunda büyük yankı uyandıran meşhur Irkçılık-Turancılık Davası kapsamında yargılanan genç idealist, suçsuzluğunun kanıtlanması üzerine aklanarak beraat etti. Yaşadığı bu çetin dönemeç, onun hayata ve araştırmalarına olan bağlılığını asla eksiltmedi.
Akademide Çığır Açan İlk Dinler Tarihi Doktoru
Yarım kalan eğitimini tamamlamak için DTCF Felsefe Bölümü'ne geri dönen Tanyu, 1948 yılında mezuniyet cübbesini giydi. Mezuniyetin ardından Anadolu'nun çeşitli köşelerinde öğretmenlik yaptı. Pınarbaşı ve Kayseri'de ilkokul öğretmenliği, Osmaniye'de ortaokul öğretmenliği ve Arifiye İlköğretmen Okulu'nda meslek dersleri eğitmenliği gibi kutsal görevleri üstlendi. Bu pratik tecrübeler, onun gelecekteki akademik vizyonunu şekillendiren temel taşlar oldu. Nihayet 1955 yılında, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi bünyesinde açılan Dinler Tarihi asistanlığı kadrosuna girmeyi başardı. Akademik basamakları hızla tırmanan Tanyu, 1959 yılında kaleme aldığı "Ankara ve Çevresinde Adak ve Adak Yerleri" teziyle Türkiye'nin dinler tarihi alanındaki ilk doktor unvanlı akademisyeni oldu. Bu çalışma, alanında bir milattır.
Bilgi dağarcığını genişletmek amacıyla 1960'ta Almanya'ya, 1962-1963 döneminde ise İsrail'e giderek önemli araştırmalarda bulundu. Uluslararası alandaki bu gözlemleri, onun yerel inanışları evrensel metotlarla analiz etmesini kolaylaştırdı. 1966 yılında doçentlik unvanını kazanan değerli araştırmacı, 1971-1972 yılları arasında ise Almanya, İngiltere ve Fransa'da bilimsel çalışmalarını sürdürdü. Ühstün başarıları neticesinde 1973 yılında profesörlük payesine yükseltildi. 1972 yılınden itibaren üstlendiği Dinler Tarihi Kürsüsü başkanlığı vazifesini emekliliğine kadar büyük bir dirayetle devam ettirdi. Ayrıca 1977 ile 1980 yılları arasında İlahiyat Fakültesi dekanlığı görevinde bulunarak idari sahada da kalıcı izler bıraktı.
Edebi Miras ve Heybeliada'da Son Fasıl
Hikmet Tanyu, sadece kuru bir akademisyen değil, aynı zamanda ruhunu şairlik ve yazarlıkla besleyen çok yönlü bir aydındı. Kitaplarının yanı sıra farklı mecralarda yayımlanmış 300'den fazla makalesi ile zengin bir literatür oluşturdu. Yazdığı eserler, bugün dahi araştırmacılara rehberlik etmektedir. Tanyu'nun makale ve araştırmalarında yoğunlaştığı başlıca konular şunlardır:
- Dinler Tarihi ve Din Fenomenolojisi
- Etnoloji ve Türk Dini ile Kültürü
- Türk Halk İnanışları (Dinî Folklör) ve Türk Dünyası
Kaleme aldığı "Türkçülük Davası ve Türkiye'de İşkenceler" (1952) adlı eseri, yakın tarihin en tartışmalı dönemlerine ışık tutan önemli bir vesikadır.
1980 yılında başlayan emeklilik günlerini Heybeliada'nın huzurlu atmosferinde geçiren Tanyu, bilime katkı sunmaktan hiçbir zaman vazgeçmedi. Hayatının bu son döneminde de yorulmaksızın çalışarak yeni kitaplar yazdı, eski eserlerinin güncellenmiş baskılarını titizlikle hazırladı. Tarihler 11 Şubat 1992'yi gösterdiğinde, arkasında devasa bir kütüphane ve binlerce öğrenci bırakarak İstan-bul'da hayata gözlerini yumdu. Naaşı, çok sevdiği Heybeliada Mezarlığı'na defnedilerek ebedi istirahatgahına tevdi edildi.