Cumhuriyet döneminin en etkili mimari kimliklerinden birini inşa eden Arif Hikmet Koyunoğlu, 1888 yılında Osmanlı İmparatorluğu'nun başkenti İstanbul'da dünyaya gözlerini açtı. Yaşamı boyunca geleneksel çizgiyi modern formlarla harmanlayarak genç cumhuriyetin anıtsal simgelerini yaratan sanatçı, 27 Temmuz 1982'de ardında silinmez izler bırakarak 94 yaşında yaşama veda etti. Türk mimarlık tarihinin köşe taşlarından biri sayılan Koyunoğlu, estetik dehasını sadece taşlara değil, fotoğraf karelerine ve cephe hatıralarına da nakşetti. Bu serüven adeta bir ulusun küllerinden doğuşunun somut tanıklığıdır.
Zorluklarla Şekillenen Erken Dönem ve Mimarlık Aşkı
Koyunoğlu'nun soy ağacı, Kanuni Sultan Süleyman devrinde Belgrad seferine katılan büyük dedesi Koyunoğlu İbrahim Paşa'ya kadar uzanmaktadır. Gebze Kadısı olan babası İsmet Bey ile annesi Fatma Virditer Hanım'ın oğlu olan Arif Hikmet, ilk eğitimini babasının görev yaptığı Gebze'deki Hafız Receb'in mahalle mektebinde aldı. Ailenin İstanbul'a dönüşüyle Aksaray'daki özel Mekteb-i Osmaniye ve ardından Vefa Lisesi yıllarında eğitimini sürdürdü. Hoca Ali Rıza'dan resim ve Almanca dersleri aldı. Ancak henüz 14 yaşındayken babasının ani kaybı, ailenin omuzlarına büyük bir maddi yük bindirdi. Eğitimini yarıda bırakmayan azimli genç, gündüzleri lise sıralarında dirsek çürütürken, geceleri tülbentlere baskı yaparak evinin geçimini üstlendi.
Hocası Ali Rıza Bey'in yönlendirmesiyle 1908 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi sınavlarına giren Arif Hikmet, kırk kişilik sınıftaki tek Türk öğrenci olarak birincilikle kabul edildi. Okul yıllarında Giulio Mongeri, Salvatore Valeri ve Alexandre Vallaury gibi dönemin efsanevi hocalarından dersler aldı. Maddi zorlukları aşmak için Unkapanı'nda mezar taşı yazıları yazar, çeşmelerin rölövelerini çıkarır ve minare alemlerini boyardı. Osman Hamdi Bey ile Halil Ethem Bey kendisine maddi destek sağladı. Böylece eski Türk eserlerini yakından inceleme şansı buldu. Mongeri ile Saint Antoine Kilisesi inşaatında çalışan Koyunoğlu, hocasının teşvikiyle Atina'ya giderek antik Yunan mimarisi üzerine araştırmalar yapma fırsatı buldu.
Sarıkamış'tan Ankara Bozkırına: Savaş ve Yeniden İnşa Yılları
Genç mimar, 1914 yılında mezuniyetinin ardından Salıpazarı'nda bir büro açarak mesleğe adım attı. Ancak Birinci Dünya Savaşı patlak verince askere alındı. Erzurum'da yedek subay olarak görev yaparken, Enver Paşa'nın emriyle kurulan kayak taburunda Avusturyalı uzmanların yanında kayak eğitimi aldı. Sonrasında taburun baş eğitmeni oldu. Kışı iliklerine kadar hisseden bu coğrafyada, tarihin en acı sayfalarından biri olan Sarıkamış Harekatı'na katıldı. Otuz bin askerden sağ kurtulmayı başaran mucizevi 216 kahramandan biri de kendisiydi. Savaş yıllarında dahi mesleğinden kopmayan sanatçı, Erzurum'da İttihat ve Terakki Kulübü binasını tasarladı.
Mütareke döneminde işgal altındaki İstanbul'a dönen Koyunoğlu, mimarlık yapma imkanı bulamayınca lise yıllarında merak saldığı fotoğrafçılığa yöneldi. Babıali Caddesi'nde 'Yer Altı Fotoğrafhanesi' adında bir mekan açtı. İleri Gazetesi'nde foto muhabirliği yaptı. İstanbul'daki baskıların artması üzerine 1921 yılında Ankara Valisi Nevzat Tandoğan'ın desteğiyle milli mücadelenin kalbine, Ankara'ya kaçtı. Bozkırın zorlu şartlarında Şeriye ve Evkaf Vekaleti'nde çalıştıktan sonra kendi bürosunu kurdu. Yapı malzemesi bulmanın imkansız olduğu o yıllarda Akköprü'de briket ve karo-mozaik imalathanesi açarak üretime katkı sağladı.
Cumhuriyetin Görsel Kimliğini İnşa Eden Anıtsal Eserleri
Ankara'da Celal Bayar, Falih Rıfkı Atay ve Ruşen Eşref Ünaydın gibi dönemin mühim şahsiyetleri için konutlar inşa eden Koyunoğlu, asıl ününü anıtsal devlet yapılarıyla kazandı. Mustafa Kemal Atatürk'ün doğrudan talimatıyla 1925 yılında temeli atılan ve ilk devlet müzesi olan Ankara Etnografya Müzesi'nin inşasını üstlendi. Bu tarihi yapının ilk harcını Koyunoğlu hazırlamış, ilk taşı ise İsmet İnönü koymuştur. Atatürk'ün vefatının ardından naaşı, Anıtkabir tamamlanana kadar 15 yıl boyunca bu müzede muhafaza edilmiştir. Koyunoğlu'nun bir diğer şaheseri ise 1927-1930 yılları arasında inşa edilen ve günümüzde Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi olarak hizmet veren görkemli Türk Ocağı Binası'dır.
Milli mimari akımının en seçkin temsilcileri arasında yer alan Koyunoğlu, Dumlupınar'da yükselen Şehit Asker Anıtı'nı da tasarlamıştır. Sanatçı, Bursa'da açılan uluslararası yarışmada birinci olarak Tayyare Cemiyeti Tiyatro ve Sineması'nı inşa etti. 1935 yılında tekrar döndüğü İstanbul'da mimari çalışmalarını 77 yaşına kadar kesintisiz sürdürdü. Hayatının son dönemlerinde Türk Yurdu ve Mimarlık Dergisi gibi yayınlarda değerli anılarını ve mesleki yazılarını kaleme aldı. 1980 yılında 'Devlet Sanatçısı' unvanına layık görülen Koyunoğlu, Türk mimarlığının modernleşme sürecine adını altın harflerle yazdırmıştır.
Seçkin Eserlerinden Bazıları
Arif Hikmet Koyunoğlu'nun farklı şehirlerde hayat verdiği anıtsal yapılar ve konutlar şunlardır:
- Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi (Türk Ocağı Binası)
- Ankara Etnografya Müzesi
- Bursa Tayyare Sineması ve İşhanı
- Dumlupınar Şehit Asker Anıtı
- Erzurum İttihat ve Terakki Kulübü Binası
