M.Ö. 484 yılında Anadolu'nun Ege kıyılarında, bugünkü Bodrum sınırlarında yer alan Halikarnas kentinde dünyaya gözlerini açan Herodot, antik dünyanın en büyük kültür insanlarından biri olarak insanlık tarihini ilk kez sistemli biçimde kaleme almıştır. Gençlik yıllarında karşılaştığı siyasi çalkantılar ve zorunlu sürgün hayatı, onu sınırları aşan uzun seyahatlere sürükleyerek tarihin seyrini değiştirecek çok önemli gözlemler yapmasına fırsat tanıdı. Romalı yazar Cicero tarafından 'tarihin babası' olarak taçlandırılan bu büyük antik düşünür, araştırmalarını akıcı bir üslubla yazıya dökmüştür. Böylece geçmişe ışık tuttu.
Halikarnas'tan Sürgün yıllarına Uzanan Siyasi Mücadele
Herodot, çocukluk ve ilk gençlik döneminde savaşçı kraliçe Artemisia'nın yönetimindeki kozmopolit Halikarnas şehrinde büyüdü. Yıllar sonra kentteki iktidar el değiştirdi. Artemisia'nın torunu Lygdamis, Pers Kralı Artaxerxes'e bağlı çalışan zalim bir diktatör olarak tahta oturduğunda halkın huzuru kaçtı. Bu baskıcı yönetime boyun eğmek istemeyen vatansever devrimciler, kentin yeniden özgür bir Yunan şehri haline getirilmesi amacıyla Perslere karşı büyük bir gizli direniş hareketi örgütlediler. Genç Herodot da bu devrimci hareketin en aktif destekçileri arasında yerini aldı. Mücadelenin öncülüğünü ise ünlü bir epik şair olan öz amcası Panyasis üstlenmişti. Diktatör Lygdamis, bu tehlikeli muhalefeti bastırmak için amca Panyasis'i yakalatıp acımasızca idam ettirdi. Bu büyük trajedi sonrasında can güvenliği kalmayan Herodot, çareyi hemen Samos Adası'na kaçmakta buldu. Samos'ta tam sekiz yıl kaldı. Tarihçi, bu uzun sürgün yıllarında ileride eserlerini kaleme alırken kullanacağı İon lehçesini en ince ayrıntılarına kadar öğrendi. Diktatör yenilip tahttan indirildiğinde ise vatanına döndü. Ancak yeni yöneticiler de kendisine karşı en az Lygdamis kadar düşmanca ve soğuk bir tavır sergiledi. Bu vefasızlık üzerine memleketini temelli terk etti.
Bilinen Dünyanın Sınırlarında Bir Gezgin
Doğup büyüdüğü topraklardan ayrılan Herodot, tüm hayatını derinden etkileyecek gezgin bir yaşam tarzını benimsedi. O dönemde antik dünyanın kültür kalbi sayılan Atina, tarihçinin adeta ikinci anavatanı haline geldi. Kendi yurdunda bulamadığı o büyük saygı ve takdiri bu hoşgörülü kentte bulmayı başardı. Yazdığı tarih taslaklarını çok beğenen Atina halkı, ona düzenli bir maaş bağlayarak çalışmalarını destekledi. Hatta bu özgün metinler Olimpiyat Oyunları'nda büyük kitlelere okundu. Sunumlar dinleyicilerden yoğun alkış aldı. Buna rağmen tüm ömrünü tek bir şehirde tüketmek istemedi. Antik dönemin tüm ulaşım zorluklarına ve tehlikelerine meydan okuyarak bilinen dünyanın sınırlarını keşfe çıktı. Nil Nehri'nin kuzeyinden başlayarak Mısır'ın yukarı bölgelerine kadar uzanan geniş bir coğrafyayı adımladı. Babil sınırlarını aşarak antik çağın önemli merkezlerinden Sus kentine ve ardından yeni kurulmuş bir Hamadan şehri olan Ecbatana'ya kadar uzanan tüm Asya topraklarını seyahat etti. Karadeniz kıyılarından Akdeniz ve Ege sahillerine kadar uzanan geniş kıyı şeritlerini yakından inceledi. Yunanistan sınırları içindeki şu önemli bölgeleri karşş karşş dolaştı:
- Epirus
- Teselya
- Atika
- Peloponez
Thurii Günleri ve Tarih Biliminin Doğuşu
Atinalılar M.Ö. 444 yılında, dillere destan zenginliğiyle bilinen antik Sybaris kentinin kalıntıları üzerinde Thurii adlı yeni bir şehir kurdular. Kozmopolit bir yapıya sahip olan bu kente farklı coğrafyalardan çok sayıda insan yerleşti. Bu göçmenlerin arasında ünlü hatip Lysias ile Syracusan gibi şahsiyetlerin yanında Herodot da yer alıyordu. Tarihçinin Thurii şehrinde tam olarak ne kadar süre kaldığı bilinmemektedir. Araştırmacılar onun M.Ö. 426 ile 415 yılları arasında bir dönemde hayata gözlerini yumduğunu tahmin etmektedir.
Edebi Üsulbu ve Tarih Metodu
Herodot, araştırmalarında her ne kadar bilimsel ve nesnel bir yöntem benimsemeye çalışsa da ilgi çekici öykülere duyduğu merakı gizleyememiştir. Bu sebeple, doğruluğu kesin olmayan efsaneleri ve rivayetleri de eserine eklemekten çekinmemiştir. Bu alışkanlığı yüzünden zaman zaman gerçeğe sadık kalmamakla ya da aşırı saflıkla suçlandığı olmuştur. Ancak onun bu akıcı anlatım tarzı, dinleyicilerin ve okurların ilgisini canlı tutmak için kurgulanmış bilinçli bir seçimdir. Bilgileri hem detaylı hem de sürükleyici bir üslubla aktarmayı hedeflemiştir. Kaleme aldığı büyük yapıt, tarih disiplininin ilk örneği olmasının yanı sıra düz yazının da öncüsü kabul edilir. Herodot Tarihi, anlatımındaki akıcılık ve estetik güzellik sayesinde günümüzde de değerini korumaktadır.
.jpg?width=640)