Hasan Ferit Cansever, hem askeri tabip hem de sivil kimliğiyle Türk tıp tarihine ve milli uyanışa yön vermiş kıymetli bir şahsiyettir. 1891 yılında İstanbul'da dünyaya gözlerini açan Cansever, tıp eğitiminin ardından Osmanlı'nın en zorlu cephelerinde ve Cumhuriyet'in kuruluş döneminde Anadolu'da mühim vazifeler üstlendi. Özellikle ülkeyi sarsan sıtma salgınına karşı yürüttüğü bilimsel mücadeleyle tanınan hekim, Türk Ocakları'nın kurucu kadrosunda da yer alarak milli fikir dünyamızda silinmez izler bıraktı.
Tıbbiye Yılları ve Cephe Görevleri
Kasımpaşa'daki Türabi Baba Tekkesi'nin son postnişini Mehmed Ali Bey ile Lütfiye Hanım'ın evladı olan Hasan Ferit, eğitim hayatına Kasımpaşa Hadikai Marifet'te başladı. Mercan İdadisi'ni 1908 yılında bitirdi. Babasının memuriyet ısrarlarına rağmen tıp fakültesine kaydoldu. Okul sıralarında, kendi geleceğini ve fikirlerini şekillendirecek milliyetçi düşüncelerle tanıştı. Tıbbiye'den 1914'te mezun olan Cansever, hekimlik hayatına adım atar atmaz kendini Birinci Dünya Savaşı'nın zorlu koşullarında buldu.
Sina Cephesi'nde kurulan Hilâl-i Ahmer Hastahanesi'ne başhekim olarak tayin edilen genç doktor, savaşın seyriyle birlikte Kudüs'e geçti. Kudüs günleri, onun hayatında hem mesleki hem de kişisel açıdan büyük bir dönüm noktası oldu. Dârülmuallimât'ın ilk mezunlarından olan idealist öğretmen Hatice Saime Hanım ile burada yolları kesişti. Edebiyatımızın güçlü kalemi Halide Edip Hanım'ın vesile olduğu bu tanışma evlilikle taçlandı. Çiftin bu mutlu birlikteliğinden beş çocuk dünyaya geldi.
Köycülük İdeali ve Anadolu'da Sağlık Seferberliği
Filistin coğrafyasındaki askeri hekimlik yıllarında yaptığı detaylı gözlemler ve topladığı veriler, ilerleyen dönemde yayımlayacağı Tevrat'a göre Yakın Şark'ta yamyamlık isimli eserine zemin hazırladı. Kudüs'ün 1919'da Osmanlı idaresinden çıkmasıyla başkente dönen Cansever, Haydarpaşa'da Dârü'l-Eytâm Merkez Hastahanesi'nin kuruluşunu üstlendi. İstanbul'da aydınların köye yönelmesi fikrini savunan Köycüler Cemiyeti bünyesinde aktif sorumluluklar aldı. Anadolu insanına bilfiil hizmet etmek gayesiyle Dr. Reşid Galib, Dr. Fâzıl Bey ve Giritli Dr. Mustafa ile birlikte Kütahya'ya hareket etti. Ancak bölgeyi sarsan Yunan taarruzu, bu örnek köy girişiminin yarıda kalmasına sebep oldu.
Milli Mücadele'nin başlamasıyla beraber vatan hizmetini sürdürmek üzere Anadolu'nun farklı köşelerinde görev aldı. İlk olarak Antalya İl Sağlık Müdürü olarak görevlendirilen Cansever, ardından Kayseri Zincidere Darüleytam Müdürlüğü'ne atandı. Sonrasında ise Adana'da hem hükûmet tabipliği hem de hastane başhekimliği vazifelerini üstlendi. Bu süreçte hem Antalya hem de Adana dolaylarında bölge halkını kırıp geçiren sıtma hastalığıyla amansız bir mücadeleye girişti. Toplumu bu ölümcül illet hakkında bilinçlendirmek amacıyla Sarı Tehlike adında çarpıcı bir eser kaleme aldı. Eşsiz başarıları neticesinde 1926 yılında Türk Ocakları Merkez İdare Heyeti'ne seçilen Cansever, Adana'dan ayrılarak Ankara'da Sağlık Bakanlığı'nın sıtma ile mücadele teşkilatını kurup bu savaşı sürdürdü.
Dr. Hasan Ferit Cansever'in mesleki yaşamı boyunca yöneticilik ve kuruculuk üstlendiği başlıca kurumlar şunlardır:
- Sina Cephesi Hilâl-i Ahmer Hastahanesi
- Haydarpaşa Dârü'l-Eytâm Merkez Hastahanesi
- Kayseri Zincidere Darüleytamı
- Adana Hükûmet Hastanesi
- Sağlık Bakanlığı Sıtma ile Mücadele Teşkilatı
- İstanbul Elektrik Tramvay İdaresi
İstifa Süreci, Fikri Mücadeleleri ve Vefatı
Türk Ocakları'ndaki görevinden 1928'de ayrılan Cansever, Bursa'ya yerleşerek bir süre burada serbest hekimlik yaptı. Sağlık Bakanı olan yakın dostu Adnan Adıvar ile yaşadığı bazı fikir ayrılıkları nedeniyle resmi hizmetlerden çekilme kararı aldı. Mesleğini bir süre Bursa'da, ardından İstanbul Beyazıt'taki muayenehanesinde sivil olarak icra etti. Daha sonra Çengelköy'deki meşhur İbrahim Efendi Köşkü'ne yerleşti. 1944 yılında Elektrik Tramvay İdaresi bünyesinde yeniden devlet hizmetine dönen Cansever, iki yıl sonra kurumun başhekimliğine getirilirken, aynı süreçte İstanbul Sular İdaresi hekimliğini de üstlendi.
Ömrünün son dönemlerine kadar gıda araştırmaları yürüten ve serbest tabiplik yapan hekim, 1944'teki meşhur Türkçülük Davası'nda da yargılandı. Bu çetin mahkeme sürecinin ardından beraat etti. Ülkesine askeri hekim, sivil bürokrat ve bir aydın olarak hizmet eden Cansever, 20 Haziran 1969 tarihinde İstanbul'da hayata gözlerini yumdu. Geride tıp tarihine adanmış onurlu bir ömür bıraktı.
