Hacı Arif Bey, 1831 yılında İstanbul'un tarihi semti Eyüp'te dünyaya gözlerini açtı. Gerçek ismi Mehmed Ârif'tir. Henüz küçük yaşta sergilediği üstün ses yeteneği, onun müzik dehasının ilk habercisi oldu. Bu yeteneği fark eden saray çevresi, onu 1854 yılında Muzika-yı Hümayun kadrosuna dâhil etti. Yaşamı boyunca saray entrikaları, ani sürgünler, yoksulluklar ve peş peşe gelen derin gönül yaralarıyla boğuşan bu koca çınar, Türk musikisinde adeta yepyeni bir devir başlattı. Klasik müziğin katı kalıplarını kırarak "şarkı" formuna adeta yepyeni bir ruh üfledi. Hem Kürdîlihicazkâr makamını hem de sekiz zamanlı Müsemmen usulünü geliştirerek musiki tarihine altın harflerle yazıldı.
Saraydan Sürgüne Uzanan Fırtınalı Aşklar ve Ayrılıklar
Babası Ebûbekir Efendi, Eyüp Mahkemesi kâtiplerindendi. Genç Arif, ilköğrenimi sırasında büyüleyici sesiyle dikkat çekmeyi başardı. Bu dönemde Zekâi Dede Efendi ile besteci Eyyubî Mehmed Bey'den kıymetli dersler aldı. Üstün yeteneğiyle efsanevi Dede Efendi'nin de büyük takdirini kazanmayı başaran genç sanatçı, Muzika-yı Hümayun çatısı altında saray bestecisi Haşim Bey'den müzik öğrenmeye kararlılıkla devam etti. Ondan yüzlerce eser öğrendi ve onun okuyuş üslubunu benimsedi. En karmaşık besteleri bile tek bir dinleyişte hatasız şekilde hafızasına kaydedebiliyordu. Kibarlığı ve terbiyesi sayesinde yirmili yaşlarında padişahın mabeyincisi ve harem müzik öğretmeni oldu.
Ancak bu pırıltılı saray yaşantısı, fırtınalı bir aşk hikâyesiyle sarsıldı. Haremdeki 15 yaşındaki Çerkez cariye Çeşm-i Dilber'e duyduğu aşk sarayda büyük dedikodulara yol açtı. Dedikoduların önünü alamayan padişah, Arif Bey'i 60 altın emekli aylığı bağlayarak saraydan uzaklaştırdı. Ardından da bu iki aşığı evlendirdi. Çiftin bu zoraki evlilikten Cemil ve Nebiye isimli iki çocukları dünyaya geldi. Lakin bu yuva uzun ömürlü olmadı ve Çeşm-i Dilber çocuklarını bırakıp bir tüccarla kaçtı. Ansızın terk edilmenin ruhunda açtığı o tarifsiz yara ve derin hüzün, dahi besteciye Türk sanat müziğinin en hisli örneklerinden olan "Niçin terk eyleyip gittin a zalim" şarkısını besteleme gücü verdi. Birkaç yıl sonra padişah tarafından affedilen Hacı Arif Bey, saraya dönerek eski görevlerine yeniden başladı. Bu kez başka bir cariyeye, Zülf-i Nigâr Hanım'a âşık oldu. I. Abdülmecit onları da evlendirdi fakat genç kadının kısa süre sonra veremden ölmesi besteciyi yıktı. Bu büyük kaybın matemiyle "Olmaz ilaç sine-i sad pareme" gibi eşsiz şarkılar ortaya çıktı.
Müzikal Zirve ve Değişen Saray Dengeleri
Tahta geçen yeni padişah Sultan Abdülaziz, Hacı Arif Bey'i Saray Fasıl Topluluğu'na "serhanende" olarak atadı. Şöhretinin zirvesine ulaşan sanatçı, İstanbul'un en seçkin meşkhanelerinde ve konaklarında aranan bir isim haline geldi. Sarayda üçüncü kez aşka kapılarak Pertevniyal Valide Sultan'ın nedimelerinden Nigârnik Hanım ile evlendi. Fakat 1871 yılında dört bin kuruş emekli maaşı verilerek saraydan yeniden uzaklaştırıldı. Taşlık'taki konağını satıp Zincirlikuyu'daki çiftliğine yerleşti. Bu dönemde Devlet Şurası ve Beykoz Aşar Müdürlüğü bünyesinde beş yıl devlet memurluğu yaptı.
Sarayla Çatışma, Zindan Günleri ve Ölümsüz Miras
Padişah Abdülaziz'in ölümünün ardından gelen siyasi kargaşada kadrolar tasfiye edilince tamamen işsiz kaldı. 93 Harbi yıllarını çiftliğinde büyük bir yoksulluk ve geçim derdi içinde geçirmek zorunda kaldı. Nihayet durumunu öğrenen Sultan II. Abdülhamit, besteciyi tekrar saray kadrosuna dâhil ettirdi. Ancak sarayın eski neşeli havası kaybolmuş, siyasi ortam oldukça gerginleşmişti. Padişahın kendisine doğrudan ilettiği şarkı okuma emrini, sanat alanında hiçbir saray iradesinin geçerli olamayacağını cesurca savunarak reddeden asi bestekâr, elli gün boyunca saray zindanında hapsedildi. Zindandayken bestelediği nihavent makamındaki "Ahteri düşkün garibim" şarkısıyla padişahın beğenisini kazanıp özgürlüğüne kavuştu.
Nota bilmeyen ve hiçbir saz çalmayan Hacı Arif Bey, tamamen sözlü gelenekle yetişmiş mucizevi bir dehadır. Türk musikisinde şarkı formuna yepyeni bir kimlik kazandıran bu büyük usta, arkasında 337 notalı eser bıraktı. Değerli sanatçı, 28 Haziran 1885 tarihinde geçirdiği kalp kriziyle 54 yaşında hayata gözlerini yumdu. Naaşı Yahya Efendi Dergâhı mezarlığı'na defnedildi.
Hacı Arif Bey'in günümüze ulaşan en popüler ölümsüz eserlerinden bazıları şunlardır:
- Olmaz ilâç sine-i sad pâreme
- Bakmıyor çeşm-i siyah feryâde
- Vücud ikliminin sultanı sensin
- Meyhanemi bu, bezm-i tarahhane-i cem mi
- Çekme elem-i derdini bu dehr-i fenanin
