Amerikan sinemasının efsanevi yıldızı ve Monako'nun unutulmaz prensesi Grace Kelly, 12 Kasım 1929 tarihinde Philadelphia'da dünyaya gelmiştir. Genç yaşta adım attığı Amerikan sinema endüstrisinde zarafeti ve güzelliğiyle kısa sürede parlayan büyük aktris, kariyerinin en parlak dönemindeyken Monako Prensi Rainier ile yaşamını birleştirerek beyazperdedeki parlak kariyerine tamamen veda etmiştir. Saray yaşamı boyunca ülkenin kaderini değiştiren başarılı aktris, 14 Eylül 1982'de geçirdiği trajik bir trafik kazası neticesinde 52 yaşındayken hayatını kaybetmiştir. Bütün dünyada derin bir üzüntü yaratan bu ölüm, onu kültür ve moda tarihindeki en büyük fenomenlerden biri hâline getirmiştir.
Sanatla İç İçe Bir Çocukluk
Dört çocuklu prestijli bir ailenin üçüncü üyesi olan Kelly, sanatçı yönü güçlü bir çevrede büyüdü. İrlanda kökenli babası John Kelly, olimpiyatlarda kürek alanında madalyalar kazanmış başarılı bir iş insanıydı. Amcası George Kelly ise edebiyat dünyasında Pulitzer ödülüne layık görülmüş bir yazardı. Bu kültürel iklim sayesinde sinemaya ısınması hiç de zor olmadı. On iki yaşında ilk kez bir tiyatro oyununda sahneye çıkarak yeteneğini gösterdi.
Lise döneminde güzel sanatlara, tiyatroya ve dansa olan ilgisiyle tüm dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. Okul yıllığına arkadaşları tarafından ileride çok büyük bir yıldız olacağı notu düşülmüştü. Eğitimine ünlü oyuncular yetiştiren American Academy of Dramatic Arts bünyesinde devam etti. Ailesi başlangıçta bu kararına karşı çıkınca, o da harçlığını çıkarmak için fotomodellik yapmaya yöneldi. Muazzam zarafeti ve doğal güzelliğiyle kısa sürede tüm prodüktörlerin dikkatini çekti.
Hollywood'un Zirvesine Giden Yol
Beyazperdedeki ilk deneyimini yirmi iki yaşındayken rol aldığı 1951 yapımı Fourteen Hours filmi ile yaşadı. Bu başlangıcın hemen ardından, ona ün kazandıracak olan efsanevi High Noon yapımı geldi. Gary Cooper ile başrolü paylaştığı bu film sırasında ikili hakkında çeşitli aşk dedikoduları üretilmeye başlandı. Kariyerinin üçüncü yılında Clark Gable ve Ava Gardner gibi dev isimlerle birlikte Mogambo projesinde yer aldı. Buradaki başarılı performansı, genç aktrise ilk Oscar adaylığını getirdi. Tabloid basını o dönemde Clark Gable ile aralarında yaşanan yakınlaşmayı manşetlerden düşürmedi. Kelly ise yıllar sonra bu iddiaları doğrulayacaktı.
Güzel yıldızın hızlı yükselişi, gerilim türünün dahi yönetmeni Alfred Hitchcock'un dikkatini çekti. Soğuk sarışın karakterlere ilgi duyan Hitchcock'un aktrise başrol verdiği önemli yapımlar arasında şunlar yer almaktadır:
- Dial M for Murder
- Rear Window
- To Catch a Thief
Bu dönemde efsane yönetmenle çalışan Kelly, oyunculuk yeteneğini dünyaya kanıtladı. Nihayet 1955 yılında, Bing Crosby ile başrollerini paylaştığı The Country Girl filmindeki performansıyla En İyi Kadın Oyuncu Oscar'ını kazandı.
Monako Sarayı'na Uzanan Asalet
Hayatının dönüm noktası, bir prensesi canlandırdığı The Swan filmiyle katıldığı Cannes Film Festivali oldu. Festivalin seçkin konukları arasında yer alan Monako Prensi Rainier, güzel yıldıza ilk görüşte vuruldu. İkili arasında başlayan samimi mektuplaşmalar, prensin Amerika seyahatiyle ciddi bir boyuta taşındı. Kelly'nin ailesiyle tanışan Rainier, kısa süre sonra evlilik teklifini sundu. Son projesi High Society filminin çekimleri bittikten sonra Kelly, sinema dünyasına veda etmeye karar verdi.
Tüm hazırlıkların tamamlanmasıyla birlikte, 18 Nisan 1956 günü lüks bir transatlantikle Monako'ya ulaştı. Sokaklarda kendisini bekleyen yirmi bin kişilik hayran kitlesi coşkuyla karşıladı. Televizyon kanallarından canlı olarak yayınlanan tören, adeta yüzyılın evliliğine dönüştü. Aktrisin Helen Rose imzalı gelinliği büyük beğeni topladı. Muhteşem düğünün ardından çift, prensin lüks yatında yedi hafta sürecek göz kamaştırıcı bir balayına çıktı.
Evliliğin ardından prenseslik makamını üç çocukla taçlandıran Grace Kelly'nin dünyaya getirdiği çocuklar şunlardır:
- 1957 yılında doğan Prenses Caroline
- 1958 yılında doğan Prens II. Albert
- 1965 yılında doğan Prenses Stéphanie
Onun gelişiyle birlikte Monako, tarihte hiç olmadığı kadar büyük bir popülerlik kazandı. Ülke, zengin turistlerin uğrak noktası hâline gelerek ekonomik bir yükselişe geçti. Monako halkının ve saray çevresinin vereceği muhtemel olumsuz tepkilerden çekindiği için, yönetmen Alfred Hitchcock'un 1962 senesinde kendisine büyük bir ısrarla ilettiği Marnie filmi başrol teklifini istemeyerek de olsa geri çevirmek durumunda kalmıştı.
Hüzünlü Bir Son ve Bırakılan Miras
Monako Prensesi, 1982 senesinde kızı Stéphanie ile birlikte yolculuk yaparken korkunç bir trafik kazası geçirdi. Kızının hafif sıyrıklarla atlattığı bu kazadan ne yazık ki kendisi sağ kurtulamadı. Yaşanan bu trajedi hakkında yayılan ve tüm dünyada yankı bulan iddialara göre feci kaza, ünlü oyuncunun başrolünü üstlendiği Hitchcock filmi To Catch a Thief'teki o hızlı araba kullanma sahnesini kızına canlandırmaya çalıştığı esnada gerçekleşmişti. Bu ani kayıp, başta ailesi ve Monako halkı olmak üzere bütün dünyayı yasa boğdu. Cenazesine on binlerce insan akın etti.
Eşi Prens Rainier, onun anısına sadık kalarak bir daha asla evlenmedi ve 2005'teki ölümünün ardından onun yanına defnedildi. Elde ettiği büyük şöhretin yanı sıra Monako Prensesi unvanıyla da göz kamaştıran Grace Kelly, yalnızca beyazperdede canlandırdığı karakterlerle değil, tüm hayatı boyunca sergilediği asil duruşu ve zamansız tarza sahip gardırobuyla devasa bir stil ikonuna dönüşmüştür. Tarzı, Sharon Stone ve Madonna gibi birçok dünya yıldızını derinden etkiledi. Annette Bening ile Jennifer Love Hewitt gibi isimler de onun izinden giderek bu benzersiz stili benimsedi.
.jpg?width=640)