Türk resim sanatının özgün simalarından biri olan Emel Say, 1927 yılında dünyaya gözlerini açtı ve 17 Şubat 2011 tarihindeki vefatına dek uzanan hayat yolculuğunda tuvale aktardığı renklerle kendine has bir iz bıraktı. Ünlü ressam Zehra Say'ın kızı ve piyanist Fazıl Say'ın babası Ahmet Say'ın kuzeni olan sanatçı, müzikle başlayan kariyer düşlerini ilerleyen yaşlarında resimle taçlandırdı. Cumhuriyet tarihinin önemli aile bağlarına sahip olan Say'ın dedesi, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nden ayrılıp dans salonu işleten bir politikacıydı. Annesi ise modern Türkiye'nin resmi nikahla evlenen ilk kadını olarak tarihe geçti.
Sanattan Uzaklaşan Yıllar ve Aile Hayatı
Sanatçının aklı her zaman müzikteydi. Henüz on beş yaşındayken Ankara Konservatuvarı'nın kurucusu Profesör Carl Ebert'ten şan eğitimleri aldı. İlk başlarda opera sanatçısı olma hayali kuran genç yetenek, Hatay'da aşık olduğu bir toprak parçası nedeniyle hayatının rotasını tamamen değiştirdi. Fuat Say ile hayatını birleştiren sanatçı, bu evlilikle birlikte müzikal çalışmalarını rafa kaldırmak zorunda kaldı. Eşinin sergilediği tutum ve o dönem Hatay'daki imkansızlıklar yüzünden eğitim hayatına devam edemedi. Boşanana dek zamanını yalnızca üç oğlunu büyütmeye adadı.
Sekreterlikten Amerika Yıllarına Mücadele
Evliliğin sona ermesinin ardından müzik alanındaki girişimlerinden istediği sonucu alamadı. Annesinin rahatsızlanması üzerine geçimini sağlamak için hemen iş hayatına atıldı. İş insanı Fuat Bezmen'in sekreteri olarak profesyonel yaşama adım atan sanatçı, bu pozisyonda yaklaşık on yıl boyunca emek verdi. Yaşam mücadelesini daha sonra sınır ötesine taşıyarak Amerika Birleşik Devletleri'nde de yaklaşık beş yıl boyunca çalıştı.
Çarşamba Grubu ve Tuvaldeki Renkler
Türkiye'ye döndükten sonra resim sanatına yönelen sanatçı, değerli ressam Osman Özal'ın atölyesinde eğitim almaya başladı. Atölyedeki diğer sanat öğrencileriyle birlikte her çarşamba günü İzmir Resim ve Heykel Müzesi'ndeki stüdyoda çalışmalarını sürdürdü. Bu stüdyo birlikteliği sayesinde sanat çevresinde 'Çarşamba Grubu' olarak tanınan ressamlar, ilerleyen süreçte ortak sergiler düzenlediler. Eserlerinde akrilik ile guaj boyayı aynı yüzeyde harmanladığı özel bir tekniği sıklıkla tercih eden ressam, çok sayıda minyatür üretti.