İçeriğe Atla
Direktör Ali Bey fotoğrafı
Anasayfa Varlık

Direktör Ali Bey Kimdir?

Tanzimat döneminin öncü oyun yazarı Direktör Ali Bey, İstanbul doğumlu olup tiyatroya ve mizaha katkılarıyla tanınmış, Ayyar Hamza eseriyle iz bırakmıştır.

Diğer adlar: Direktör Ali Bey, Mehmed Âlî, Direktör Âlî Bey

Bu Konuda Neler Var?

💡 Başlıklara tıklayarak sayfa içinde hızlı gezinebilirsiniz.

Direktör Ali Bey Hakkında

Tanzimat döneminin en üretken şahsiyetlerinden biri olan oyun yazarı ve devlet adamı Direktör Ali Bey, on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında İstanbul'da başladığı yaşam yolculuğunda Türk tiyatrosunun kurumsallaşması adına devrim niteliğinde adımlar atmıştır.

Asıl adı Mehmed Âlî olan sanatçı, Osmanlı bürokrasisinde üstlendiği önemli idari görevlerdeki üstün hizmetlerinin yanı sıra sahne sanatlarımıza ve mizah basınımıza kazandırdığı son derece özgün eserlerle kültür tarihimizde silinmez izler bırakmıştır.

Tiyatro topluluklarına rehberlik ederek, oyunculara Türkçe diksiyon dersleri vermiş ve batı tarzı tiyatronun halkla buluşmasını sağlamıştır.

Babası Kapu Kethüdası Yusuf Cemil Efendi'nin devlet görevleri sebebiyle çocukluğundan itibaren son derece elit ve aydın bir çevrede büyüme şansı bulan Mehmed Âlî, ilk eğitimini de yine evinde hususi muallimlerden aldığı özel derslerle tamamlamıştır.

Fransızca öğrenen genç, 1859'da rüşdiyeyi bitirdi.

Ardından astronomi, felsefe, kimya, hukuk ve matematik gibi geniş bir yelpazede kendini geliştirerek Doğu ve Batı dillerine hakimiyet kazanmıştır.

Bu çok yönlü birikim, onun genç yaşta Babıali Tercüme Odası bünyesinde memuriyete adım atmasına kapı aralamıştır.

Burada on yıl boyunca başarıyla görev yapmıştır.

Osmanlı Bürokrasisinde Sıradışı Bir Kariyer

Memuriyet hayatı boyunca İmparatorluğun pek çok farklı bölgesinde kritik sorumluluklar üstlenen Ali Bey, 1873 yılında Karantina Başkâtibi olarak görev yapmıştır.

93 Harbi öncesinde Varna mutasarrıflığına atandı.

Savaş başlayınca hemen İstanbul'a döndü.

Berlin Antlaşması sürecinde Batum'da diplomatik vazifeler üstlenen bürokrat, Dimetoka ve Balkan coğrafyasında da tahkikat memurluğu yapmıştır.

Sırbistan komiserliği sonrası Düyûn-ı Umûmiyye'ye girdi.

Burada mali denetim uzmanı oldu.

Anadolu ve Irak vilayetlerini kapsayan geniş müfettişlik seyahatleri gerçekleştirmiş, hatta Bağdat'tan Hindistan'a uzanan uzun bir yolculuğa çıkmıştır.

1890-1893 yılları arasında yürüttüğü Trabzon valiliği ise onun hayatında hem mesleki hem de kişisel açıdan büyük bir dönüm noktası teşkil eder.

Karadeniz'in bu hareketli kentinde idari işleri yürütürken, Samsunlu Rum bir aileye mensup olan Herakli adındaki genç kıza aşık olmuş ve onunla evlenmiştir.

Trabzon valiliği esnasında tiyatroya olan büyük tutkusunu sürdürerek kendi kaleme aldığı Hazret-i Yûsuf isimli oyunu şehir halkı için sahneletmiş, fakat bu edebi faaliyet idari makamlar tarafından hoş karşılanmayarak azline giden yolu açmıştır.

İstanbul'a dönüşünün ardından yeniden Düyûn-ı Umûmiyye dairesine girmiş ve 1895'te bu kurumun genel direktörlüğüne getirilmiştir.

Ölümüne dek sürdürdüğü bu mevkii nedeniyle ömrünün sonuna kadar Direktör lakabıyla anılmıştır.

Bürokratik görevleri sırasında yolsuzlukların üzerine gitmesi, eşkıya takibindeki kararlılığı ve bayındırlık faaliyetleri padişahın takdirini kazanmasını sağlamıştır.

Türk Tiyatrosunun İnşasında Harcanan Emekler

Tanzimat tiyatrosunun en üretken ismidir.

Gedikpaşa Tiyatrosu'nda yoğun çalışmalar yaptı.

Ermeni sanatçıların sahnedeki Türkçe telaffuz sorunlarını gidermek için onlara fonetik ve diksiyon dersleri vermiş, adeta bir öğretmen gibi çalışmıştır.

Ünlü tiyatro adamı Güllü Agop ile iş birliği yaparak oyunların sahnelenme süreçlerinde aktif rol oynamıştır.

Yazarı olduğu yapıtları sade ve anlaşılır bir halk diliyle kaleme alarak tiyatroyu elit bir uğraş olmaktan çıkarıp toplumun geneline yaymayı hedeflemiştir.

Sanatçının tiyatro tarihimizdeki en büyük başarısı, Moliere'in ünlü eserinden uyarladığı Ayyar Hamza komedisidir.

Moliere'in ünlü yapıtını Türk aile yapısına ve milli kültürün sıcak motiflerine ustalıkla adapte eden sanatçı, batının modern sahne tekniğiyle geleneksel halk tiyatromuzun Pişekâr ve Kavuklu gibi unutulmaz tiplerini aynı potada eritmiştir.

Yazar, bu kıymetli eserinin önsözünde döneminde önemsenmeyen noktalama işaretlerinin ehemmiyetine değinerek dil bilincine dair kıymetli uyarılarda bulunmuştur.

1871 yılında sahnelenen oyun, Türk sahne edebiyatına halk lisanını kazandıran en önemli kilometre taşlarından biri kabul edilir.

Mizah, Günlük ve Edebi Mirası

Edebi faaliyetlerini tiyatro sahnesiyle sınırlamayan yazar, dönemin ünlü mizah yayını Diyojen gazetesinde de aktif roller üstlenmiştir.

Teodor Kasap ve Namık Kemal gibi devrin öncü isimleriyle omuz omuza çalışarak mizah basınının ilk örneklerini hazırlamıştır, resmi görevlerinden dolayı yazılarında çoğunlukla ya takma isim kullanmış ya da sadece Ali imzasıyla yetinmiştir.

Gazete kapağındaki meşhur karikatürün altında yer alan "Gölge etme, başka ihsan istemem" dizesini dilimize kazandıran da kendisidir.

Diyojen'in kapatılmasının akabinde Çıngıraklı Tatar ve Hayal mecmualarında hiciv içerikli yazılarına ara vermeden devam etmiştir.

Mizah alanındaki bu yetkinliğini 1897 yılında yayımladığı ve Türk edebiyatının ilk mizahi sözlüğü sayılan Lehçetü'l-Hakayık ile taçlandırmıştır.

Direktör Ali Bey, Türk edebiyatına günlük türünü kazandıran isim olarak da tarihe geçmiştir.

Onun İstanbul'dan Hindistan'a kadar gerçekleştirdiği seyahatin notlarını içeren Seyahat Jurnali isimli yapıtı, bu türün ilk örneğidir.

Zengin edebi mirasına hikaye ve çeviri roman türünde de eserler ekleyen çok yönlü yazar, ömrünün son yıllarında verimli bir dönem geçirmiştir.

Farklı türlerde kaleme aldığı başlıca eserleri şunlardır:

  • Kokona Yatıyor / Madam Uykuda (1870)
  • Tosun Ağa (1870)
  • Misafir-i İstiskal (1872)
  • Seyyareler (1897)
  • Letafet (1897)

Hayatı boyunca hem devlet hizmetinde hem de sanat dünyasında derin izler bırakan bu değerli aydın, 3 Şubat 1899 tarihinde 53 yaşında hayata gözlerini yummuştur.

Naaşı, babasının yattığı Göksu Mezarlığı'na defnedilmiştir.