XVIII. yüzyılın son çeyreğinde, yaklaşık 1785 yılında Kayseri’nin Tomarza ilçesinde dünyaya gözlerini açtığı rivayet edilen halk ozanı Dadaloğlu, asıl adıyla Veli, Osmanlı İmparatorluğu’nun yürütlüğe koyduğu zorunlu iskân politikalarına karşı Toroslar’da yükselen Türkmen direnişinin en gür ve efsanevi sesidir. Ozanın asıl adı Veli'dir. Yaşamı döneminde Güney ve Orta Anadolu’nun uçsuz bucaksız bozkırlarını adımlayan bu ünlü şair, babasından devraldığı sazıyla göçebe aşireetlerin özgür yaşamını savunmuş ve halkının haklı sesini millî vezinle haykırmıştır.
Zorunlu İskân ve Avşarların Özgürlük Mücadelesi
Osmanlı Devleti, göçebe yaşam sürdüren yörük ve Türkmen aşireetlerini belirli yörelere yerleştirerek düzenli bir toplumsal yapı kurmak amacıyla idari bir teşebbüs gerçekleştirdi. Bu düzenleme kapsamında yerleşik hayata geçirilmesi planlanan göçebe topluluklar şunlardı:
- Avşar
- Karsantı
- Sırkıntı
- Bozdoğan
- Kırıntı
- Berber
- Menemenci
Kozanoğulları himayesinde bulunan ve yüyıllardır Toroslar’ı mesken tutan Avşarlar için toprağa bağlı bir yaşam sürmek büyük bir kısıtlama anlamına geliyordu. Dağlarda özgürce yaşamaya alışmış bu yiğit aşireetleri düzlüğe indirmek ve yerleştirmek devlet için hiç de kolay olmadı. İdari zorlamalar, zamanla bölgesel isyanlara ve sert silahlı çatışmalara kapı araladı. Dadaloğlu, halkının sergilediği bu varoluş kavgamızın baş kahramanı ve sözlü tarihi olurken, şiirleri ise yerleşik hayata geçmek istemeyen aşiretlerin sesi olmuştur. Direniş kolay olmadı. Aşiretlerin geri adım atmaya niyeti yoktu.
Ferman Padişahın Dağlar Bizimdir: Sazın ve Sözün Gücü
Dadaloğlu’nun sanatsal üslubunu en değerli kılan özellik, aşireet halkının günlük yaşamda konuştuğu arı ve duru Türkçe ile millî şiir şekillerini başarıyla kullanmasıdır. Ozanın babası Âşık Mûsâ da tanınan bir saz şairiydi ve Veli'nin bu köklü ozanlık geleneğiyle yetişmesine doğrudan katkı sağladı. Epik bir coşku ile lirik duyarlılığı mükemmel şekilde harmanlayan ozan, özellikle 'Avşar Elleri' ve 'Ölürüz De Kömür Gözlüm Ölürüz' isimli efsanevi şiirleriyle halk belleğine adını yazdırdı. Padişahın iskân kararnamesine karşı yönelttiği 'Ferman padişahın, dağlar bizimdir' dizesi, sadece dönemin idari yapısına karşı bir başkaldırı değil, aynı zamanda tabiatla bütünleşen hür bir yaşam biçiminin güçlü savunmasıdır. Sazı omuzunda göç yollarını adımlayan şair, bu özgür ruhu ezgileriyle canlandırmıştır.
Sürgün Yılları, Mirası ve Günümüze Ulaşan Eserleri
Osmanlı Devleti’nin askeri müdahalesiyle bastırılan Türkmen ayaklanmaları sonrasında askeri güç üstün gelince, Dadaloğlu’nun bağlı bulunduğu Avşar aşireti Sivas’ın köylerinden birine yerleştirildi. Bu zorunlu yerleşim planıyla birlikte yeni bir hayata başlayan ozan, ömrünün geri kalan dönemini Sivas topraklarında sürdürdü ve 1868 yılında, 83 yıllık mücadele dolu yaşamını tamamlayarak hayata veda etti. Onun kesin doğum ve ölüm yerleri hakkında kesin bir bilgi günümüze ulaşmamıştır. Şairin zengin edebi mirası, Cumhuriyet’in ilanından sonra ilk kez 1923 yılından itibaren Anadolu genelinde çeşitli dergilerde ve mecmualarda yayımlanmaya başladı. Sözlü halk geleneğe dayalı derlemeler vasıtasıyla günümüze ulaştığı için, şiirlerinin büyük kısmı zaman içinde ciddi değişimlere uğramış ve bazılarının ona ait olup olmadığı tartışma konusu haline gelmiştir. Buna karşın, Kayseri’de düzenlenen geleneksel Dadaloğlu (Avşar) Şenlikleri ile ozanın anısı ve asil direnişi tüm yörede coşkuyla yaşatılmaktadır. Onun mücadelesi bugün de yaşıyor.
