Arthur Koestler, 20. yüzyılın en fırtınalı dönemlerine tanıklık eden ve bu tanıklığı derin edebi eserlerle ölümsüzleştiren Macar asıllı ünlü yazar ve gazetecidir. 5 Eylül 1905'te Budapeşte'de, sanayici bir babanın ve Rus Yahudisi bir annenin oğlu olarak hayata gözlerini açan Koestler, gençlik yıllarından itibaren gerçeğin peşinden koşmuştur. Viyana'da aldığı çok yönlü eğitimden Filistin çöllerindeki muhabirlik yıllarına, İspanya İç Savaşı'nın ölüm hücrelerinden Soğuk Savaş'ın fikir cephelerine uzanan bu sıra dışı serüven, onun totaliter rejimlerin amansız bir muhalifine dönüşmesini sağlamıştır. Yaşamının son anına kadar kalemini bir mücadele aracı olarak kullanan aydın, ardında edebiyat, bilim ve felsefe dünyasını sarsan eşsiz bir miras bırakmıştır.
Fırtınalı Gençlik Yılları ve İdeolojik Arayışlar
Kuzey Macaristan'a göç eden Rus Yahudisi bir aileden gelen sanayici Henrik Kösztler ile Adele Kösztler'in oğlu olan Arthur, 1919 yılında ailesiyle birlikte Viyana'ya yerleşti. Orada elektroteknik ve psikoloji okudu. Ancak içindeki ülküsel arayış ve serüven tutkusu onu rahat bırakmadı. Henüz yirmi bir yaşındayken, bir Yahudi devletinin kurulmasını öngören Filistin topraklarına doğru yola çıktı. Bölgede üstün bir gazetecilik başarısı göstererek Irak Kralı I. Faysal ile çarpıcı bir röportaj gerçekleştirdi ve bu başarısıyla geniş kitlelerce tanındı.
Fransa macerasının ardından, faşizmin ayak seslerinin duyulduğu ve sol hareketlerin canlandığı 1931 Almanyası'na geçti. Dönemin toplumsal dalgalanmalarının etkisiyle Alman Komünist Partisine katıldı. Aynı dönemde Zeplin ile gerçekleştirdiği kutup gezisi ve ardından Sovyetler Birliği'ne yaptığı seyahat, zihninde önemli soru işaretleri doğurdu. İdealler ile rejim gerçekliği arasındaki uçurum yazarı büyük bir düş kırıklığına uğrattı. Budapeşte'ye dönerek ünlü şair Attila József ve yazar Frigyes Karinthy ile dostluklar kurdu. 1934 sonrasında ise Londra'da ansiklopedi yayıncılığı yaparken gizlice anti-faşist faaliyetlerini sürdürdü.
İspanya Zindanlarından Ölümsüz Edebi Eserlere
İspanya'da patlak veren iç savaşta aktif görev alan Koestler, General Franco'nun karargâhına sızarak faşist rejimin İtalyan ve Alman güçlerince desteklendiğini kanıtlarıyla dünyaya duyurdu. Bu cesur hamlesi hücre cezası ve idam mahkûmiyetiyle sonuçlandı. Üç ay boyunca ölümü bekleyen yazar, yaşadığı bu dehşet dolu günleri daha sonra İspanya'da Ölüm Güncesi adıyla kitaplaştırdı. Küresel çaplı protestoların ardından serbest kalarak Birleşik Krallık'a geçti ve yedi yıl süreyle bağlı kaldığı komünist düşünce sisteminden tamamen koptu. Bu dönemde yayımlanan Gladyatörler adlı romanında, Spartaküs'ün isyanından hareketle devrimlerin insani sınırlarını sorguladı.
İkinci Dünya Savaşı'nda İngiliz saflarında çarpışan yazar, savaşın hemen ardından kendisini zirveye taşıyacak olan Gün Ortasında Karanlık eserini kaleme aldı. Sovyetler Birliği'ndeki Stalinizm döneminin baskıcı gerçekliğini Rubashov karakterinin trajedisi üzerinden yansıtan bu başyapıt, George Orwell'ın bin dokuz yüz seksen dört adlı eseriyle beraber totalitarizme karşı yazılmış en güçlü edebi yergilerden biri kabul edildi. 1948 yılında resmen İngiliz vatandaşlığına kabul edilen Koestler, antikomünist düşüncenin en önemli entelektüel temsilcilerinden biri hâline geldi.
Bilimsel Meraklar, Tarih Tezleri ve Hayata Veda
Zamanla Siyasetten uzaklaşan Koestler, insan zihninin ulaşamayacağı doğaüstü olaylara ve doğu felsefelerine yöneldi. Hindistan ve Japonya gibi ülkelere seyahat ederek mistik akımları inceledi. Edebi ve fikri üretkenliğinin yanı sıra döneminin en büyük ansiklopedilerinden biri olan Britannica için maddeler hazırladı. 1954 yılından sonra ölüm cezasının dünyadan kaldırılması için yürütülen küresel hareketin öncülüğünü üstlendi. 1956 yılındaki Macar ayaklanması sonrasında ülkesinden kaçan aydınlara yardım elini uzatarak dayanışma eylemlerini organize etti.
Yazarın en çok konuşulan çalışmalarından biri de 1967 yılında yayımladığı 13. Kabile isimli araştırma kitabıdır. Bu eserinde Aşkenaz Yahudilerinin kökeninin Hazar Türklerine dayandığı savını öne sürerek akademik dünyada hâlâ süren tartışmaları başlatmıştı. Çok dilli yapısıyla dikkat çeken düşünür; Macarca, İngilizce, Almanca, İbranice ve Fransızcayı edebi düzeyde kullanabiliyordu. Gladyatörler'i Macarca, Gün Ortasında Karanlık'ı Almanca ve Geliş ve Gidiş eserini İngilizce yazacak kadar dilsel yeteneğe sahipti. Üç evlilik gerçekleştiren ve 1968 yılında prestijli Sonning Ödülü'ne layık görülen yazar, ilerleyen yaşlarında Parkinson ve lösemi hastalıklarıyla boğuştu. En nihayetinde, 1 Mart 1983 günü İngiltere'nin başkenti Londra'da, üçüncü eşi Cynthia ile birlikte yaşamına intihar ederek son verdi.
Önemli Eserleri
- Gladyatörler (1939)
- Gün Ortasında Karanlık (1940)
- Ve Özgürlük (1943)
- Mağlup Olan İlah (1949)
- Uyurgezerler: İnsanın Değişen Evren Görünüşünün Bir Tarihi (1959)
- Mizah yaratma eylemi (1963)
- 13. Kabile (1967)
- Toprağın Tortusu (1968)
- İspanya'da Ölüm Güncesi (1970)
- Haçsız Haçlılar (1973)
- Sıfır ve Sonsuzluk (1973)
- Geliş ve Gidiş (2007)
- Militanlar (2001)
