Yiğit Okur, 1934 senesinde Erzincan'da dünyaya gözlerini açmış, ömrünü kelimelere ve adalete adayarak 1 Ocak 2016 tarihinde İstanbul'da aramızdan ayrılmıştır. Galatasaray Lisesi'nden Cenevre'ye uzanan eğitim hayatının ardından avukatlık yapan Okur, uzun yıllar ara verdiği yazın hayatına ödüllü eserlerle muhteşem bir dönüş yapmıştır. Kendisi hem adliye koridorlarında hem de kitap sayfalarında derin izler bırakan çok yönlü bir aydındır. Onun bu zengin yaşam öyküsü, azim ve sanat aşkıyla yoğrulmuştur.
Edebiyatla Filizlenen Gençlik Yılları ve Hukuk Eğitimi
Yiğit Okur'un entelektüel serüveni, 1954 yılında köklü eğitim kurumu Galatasaray Lisesi'nden mezun olmasıyla ivme kazandı. Lise yıllarında edindiği kültürel birikim, onun gelecekteki edebi kimliğinin en sağlam temel taşını oluşturdu. Henüz 1950'li yıllarda içindeki edebiyat aşkını dergilerle buluşturan genç yazar, dönemin popüler yayınları olan Varlık, Yenilik ve Mavi dergilerinde şiirlerini okurla paylaştı. Bu saygın dergilerde yayımlanan dizeleriyle dönemin edebiyat çevrelerinde adından söz ettirmeyi başardı. Yalnızca şiirle sınırlı kalmayan sanatçı, tiyatro oyunları ve roman çevirileri de yaparak dil yeteneğini geliştirdi. Yabancı yazarların eserlerini Türkçeye kazandırarak çeviri alanında da rüştünü ispat etti.
Yükseköğrenimine İstanbul Üniversitesi bünyesinde adım attı. Hukuk eğitimine bu okulda başladı. Ancak eğitimi İsviçre'de sürdürmeye karar verdi. Cenevre Üniversitesi'ne 1958 yılında gitti. İsviçre'de geçirdiği yıllar, onun hem mesleki vizyonunu hem de dünya görüşünü zenginleştiren harika bir deneyim oldu. Cenevre Üniversitesi'nde sürdürdüğü akademik çalışmalarını başarıyla tamamlayan Okur, 1965 yılında yurda dönerek profesyonel avukatlık kariyerine başladı.
Kırk Yıllık Sessizliğin Ardından Gelen Edebi Zirve
Hukuk dünyasındaki yoğun mesaisi nedeniyle edebiyata uzun süre ara veren Yiğit Okur, tam kırk yıl boyunca sessizliğini korudu. Bu uzun hasretin ardından, kaleme aldığı "Hulki Bey ve Arkadaşları" isimli romanıyla yazın dünyasına görkemli bir geri dönüş yaparken, edebiyatseverlerin gönlünde taht kurmayı da başarmıştır. Kırk yıllık bir aradan sonra gelen bu eser, onun yazma tutkusunun hiçbir zaman sönmediğini açıkça kanıtlıyordu. Onun kalemi, gazete ve dergi üslobunun akıcılığını barındıran, okuyucuyu yormayan bir yapıya sahip olmasıyla öne çıkıyordu. Hukukçu kimliğinin getirdiği gözlem gücü, eserlerindeki karakter analizlerinde kendini hemen hissettiriyordu. Toplumsal dinamikleri ve insan ilişkilerini büyük bir ustalıkla irdeleyen yazar, edebiyat dünyasında kendine has bir kulvar açtı. Hem Cenevre'de edindiği engin evrensel hukuk vizyonunu hem de Türkiye'nin yerel kültürel kodlarını eserlerinde harmanlayan yazar, her iki alanı da büyük bir maharetle beslemeyi bilmiştir.
Ödüllü Eserleri ve Edebi Mirası
Yazarlık kariyerine büyük bir tutkuyla devam eden Yiğit Okur, ardı ardına yayımladığı eserlerle edebiyat otoritelerinden tam not aldı. Yazarın edebiyat dünyasında yankı uyandıran eserleri ve kazandığı saygın ödüller şu şekildedir:
- O Zaman Kim Söyleyecek Şarkıları: Sanatçının büyük beğeni toplayan bu romanı, 2003 yılında prestijli Haldun Taner Öykü Ödülü'nü kazanmıştır.
- Deniz Taşları: Edebiyatseverlerin kütüphanesinde özel bir yer edinen bu başarılı romanı ise 2006 yılında Yunus Nadi Roman Ödülü'ne layık görülmüştür.
Yazarın bu kıymetli eseri, edebi çevrelerde büyük bir takdirle karşılanmış ve onun kalemi hakkında övgü dolu yazılar yazılmıştır. Bu iki büyük ödül, onun çağdaş Türk edebiyatının en seçkin romancıları arasındaki yerini sağlamlaştırmıştır. Yiğit Okur, eserlerinde her zaman Türkçeyi en yalın ve en estetik biçimiyle kullanmaya gayret göstermiştir. Sanatçı arkasında silinmez izler bıraktı. Eserleri günümüzde de ilgiyle okunmaktadır. Onun edebiyat dünyamıza sunduğu zenginlikler, genç nesil yazarlar için de ufuk açıcı birer rehber niteliğindedir. Avukatlık mesleğindeki saygın duruşunu edebiyattaki üretkenliğiyle taçlandıran Okur, entelektüel birikimini cömertçe paylaşan nadide şahsiyetlerden biri olmuştur. Erzincan'da başlayan ve İstanbul'da nihayete eren bu yaşam, geride çok kıymetli edebi hazineler bırakmıştır. Onun eserlerini okumak, insana ve topluma dair derinlikli pencereler aralamak anlamına gelmektedir. Yiğit Okur'un anısı Türk kültür hayatında daima yaşayacaktır. Edebiyat ile hukukun o ince kesişim kümesinde durarak hayatı ve insanı anlamlandırmaya çalışan Yiğit Okur, her iki alandaki üretkenliğiyle de gelecek nesillere ilham kaynağı olmaya devam edecektir. Onun romanlarında yarattığı karakterler, toplumun farklı kesimlerinden gelen ve adeta içimizden biri olan canlı figürlerdir. Türk sanat ve hukuk tarihi, bu değerli ismin katkılarını hiçbir zaman unutmayacak ve daima saygıyla anacaktır.