Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatına epik tiyatro ve kabare türlerini kazandırarak adını altın harflerle yazdıran usta yazar, gazeteci ve akademisyen Haldun Taner, 16 Mart 1915 tarihinde İstanbul'un tarihi semti Çemberlitaş'ta dünyaya gözlerini açtı. Yaşamı boyunca tiyatro sahnelerinden gazete sütunlarına uzanan geniş bir alanda üretkenliğini sürdüren usta kalem, 7 Mayıs 1986'da yine doğduğu şehir olan İstanbul'da 71 yaşında hayata gözlerini yumdu. Toplumsal aksaklıkları, büyük şehrin çelişkili yapısını mizahi ve eleştirel bir dille ele alan yazar, Türk edebiyatında derin izler bıraktı.
Konak Hayatından Heidelberg Üniversitesine Uzanan Yıllar
Haldun Taner'in çocukluğu, köklü bir aile ortamında ve dönemin entelektüel ikliminde şekillendi. Babası Ahmed Selahattin, son Osmanlı meclisinde İstanbul milletvekilliği yapmış, aynı zamanda İstanbul Darülfünunu Hukuk Fakültesi'nde profesör olarak görev almış saygın bir hukukçuydu. Henüz beş yaşındayken babasını kaybetmesiyle hayatında büyük bir dönüm noktası yaşayan yazar, annesiyle birlikte Moda Mühürdar'da bulunan büyükbabasının konağına taşınarak burada uzun bir süre yaşamaya başladı. Çocukluk ve gençlik yıllarını bu konakta geçiren yazar, eğitim hayatına da İstanbul'un en saygın kurumlarından birinde devam etti. Ortaöğrenimini 1935 yılında Galatasaray Lisesi'nde tamamlayan yazar, yükseköğrenim görmek üzere devlet bursuyla Almanya'ya gitmiştir.
Heidelberg Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi'nde eğitimine başlayan yazar, dönemin amansız hastalığu olan ağır tüberküloza yakalandı. Bu sağlık sorunu sebebiyle Almanya'daki eğitimini yarıda bırakarak 1938 yılında İstanbul'a dönmek zorunda kaldı. Genç yaşta yakalandığı bu rahatsızlıkla uzun süre mücadele eden yazar, 1938 ile 1942 yılları arasında Erenköy Sanatoryumu'nda tedavi gördü. Sağlığına kavuştuktan sonra eğitim hayatına yeniden döndü. Nihayetinde 1950 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Filolojisi Bölümü'nü başarıyla bitirdi.
Tiyatro Biliminin Peşinde Viyana Yolları ve İlk Öyküler
Mezuniyetinin hemen ardından asistanlık yaptı. 1950-1954 yılları arasında Sanat Tarihi Kürsüsü'ndeki bu görevinin yanı sıra üniversitede, Gazetecilik Enstitüsü'nde ve LCC Tiyatro Okulu'nda dersler vererek binlerce öğrenci yetiştirdi. Gençlik yıllarında yazdığı skeçlerde Haldun Yağcıoğlu takma adını kullandı. Edebiyat dünyasındaki ilk öyküsü olan Töhmet, 1946 yılında Yedigün dergisinde okuyucularla buluştu. Yazarın edebiyat alanındaki ilk önemli ödülü ise New York Herald Tribune Gazetesi'nin 1953 yılında düzenlediği öykü yarışmasında geldi. Bu yarışmada Şişhaneye Yağmur Yağıyordu adlı eseriyle birinciliği kucakladı.
Elde ettiği bu başarının ardından akademik kariyerinde yeni bir yön çizmek isteyen yazar, 1954 yılında asistanlık görevini bıraktı. Tiyatro bilimi eğitimi almak amacıyla Avusturya'nın başkenti Viyana'ya gitti. Burada 1955-1957 yılları arasında Max Reinhardt Tiyatro Akademisi'nde öğrenim görürken, bazı tiyatrolarda da reji asistanı olarak görev aldı. 1957 senesinde tekrar Türkiye'ye dönerek Gazetecilik Enstitüsü'ndeki derslerine kaldığı yerden devam etti.
Kabare Tiyatrosunun Öncülüğü ve Edebi Miras
Türkiye'ye dönüşünün ardından yazın hayatına büyük bir hızla devam etti. Yazar, 1955-1960 yılları arasında Tercüman gazetesinde sanat ve kültür yazıları ile fıkralar kaleme aldı. Bir ara bu gazetenin baş yazarı da olan yazar, fıkralarının bir kısmını Devekuşuna Mektuplar başlığı altında kitaplaştırdı. Gazetecilik kariyerini uzun yıllar sürdüren yazar, Mart 1974'ten vefat ettiği Mayıs 1986 tarihine kadar Milliyet gazetesinde Pazar sohbetleri köşesini yazmayđ sürdürdü. Eserlerinde toplumsal gözlemi, ince mizahı ve yergi ögelerini harmanlayan yazar, Türk ortaoyunu ve tuluat tiyatrosu geleneklerinden yararlandı. Toplumsal olayları alaylı bir dille eleştirdiği tiyatro oyunlarıyla büyük başarılar elde etti.
Ekim 1967'ye gelindiğinde Zeki Alasya, Metin Akpınar ve Ahmet Gülhan ile birlikte ülkemizin ilk kabare tiyatrosu olan Devekuşu Kabare Tiyatrosu'nu kurdu. Bu topluluktan 1978 yılının nisan ayında Ahmet Gülhan ile birlikte ayrılarak Tef Kabare tiyatrosunun kuruluşuna öncülük etti. Tiyatro alanındaki teşebbüslerine ara vermeyen yazar, 1969 yılında usta oyuncu Münir Özkul ile birlikte Bizim Tiyatro'yu faaliyete geçirdi. Yayıncılık alanında da adım atarak Küçük Dergi adında bir süreli yayın çıkardı. Eserlerini Yedigün, Ülkü, Yücel, Varlık, Küçük Dergi ve Yeni İnsan gibi dergilerde yayımladı. Ayrıca Yeni Sabah, Milliyet ve Tercüman gazetelerinde de yazıları yayımlandı. Tiyatro yazarlığı alanında büyük bir çığır açtı.
Yazarın ülke sınırlarını aşarak dünya genelinde tanınmasını sağlayan en önemli eseri, Atıf Yılmaz tarafından 1964 yılında beyaz perdeye de taşınan Keşanlı Ali Destanı isimli epik oyunudur. Hayatını eczacı Demet Taner ile birleştiren değerli sanatçı, ardında büyük bir kültür mirası bıraktı. Anısını yaşatmak adına 1987 yılından beri düzenli olarak Haldun Taner Hikaye Yarışması düzenlenmektedir. Bununla birlikte, 1988 yılında Kadıköy Şehir Tiyatrosu bünyesindeki bir sahneye Haldun Taner Sahnesi adı verilerek ismi ölümsüzleştirilmiştir.
Öne Çıkan Ödüllürı
- 1953 - New York Herald Tribune Uluslararası Öykü Yarışması Türkiye Birinciliği (Şişhaneye Yağmur Yağıyordu)
- 1955 - Sait Faik Hikaye Armağanı (Onikiye Bir Var)
- 1956 - Varlık Dergisi, Türkiye’nin En İyi Öykü Yazarı
- 1972 - Türk Dil Kurumu Tiyatro Ödülü (Sersem Kocanın Kurnaz Karısı)
- 1983 - Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü
- Bordighera Müzik Festivali Hikaye Ödülü (Sancho’nun Sabah Yürüyeşü)
