Türk resim sanatının öncü kadın temsilcilerinden biri olan Hale Asaf, 1905 yılında İstanbul'un Kadıköy ilçesinde, dedesi Doktor Rasim Paşa'nın konağında hayata gözlerini açtı. İlk Türk kadın ressamlar arasında yer alan bu değerli isim, günümüze kadar ulaşmayı başaran derinlikli portreleri ve doğa manzaralarıyla sanat dünyasında yer edindi. Teyzesi ressam Mihri Müşfik Hanım da ona büyük destek oldu. Sanatçı böylece genç yaşta fırçayla tanıştı. Yaşamı boyunca ciddi sağlık sorunlarıyla mücadele eden Asaf, 31 Mayıs 1938'de Paris'in sanat merkezi olan Montparnasse semtinde hayata veda etti.
Soy ağacı imparatorluğun önde gelen şahsiyetleriyle bezeli olan Hale Salih, hem anne hem baba tarafından köklü ve asil ailelere mensuptu. Babasının babası Asaf Paşa, Sultan Abdülhamit'in yaverliğini yürütmüştü. Anne tarafından dedesi Çerkez Ahmet Rasim Paşa ise Askeri Tıbbiye Okulu bünyesinde dersler veren seçkin bir anatomi uzmanıydı. Sanatçının Gürcü ve Çerkes kökenlerine uzanan kökleri, baba tarafında ise Gürcü asıllı Sadrazam Halil Hamid Paşa'ya kadar dayanıyordu. Babası II. Abdülhamid devri temyiz reislerinden Salih Bey, annesi Enise Hanım olan Hale Salih, her iki koldan da imparatorluğun köklü aile yapısı ve seçkin bürokratik çevreleri içerisinde büyüdü. Henüz çocukluk yıllarında köpeklerden geçen tehlikeli bir hastalık sebebiyle 1910 yılında akciğerlerinden çok ağır bir ameliyat geçirmek zorunda kaldı. Bu hastalıkla ömür boyu mücadele etmesi gerekti.
Kadıköy'den Avrupa'ya Uzanan Sanat Yolculuğu
Hale Salih, ilköğrenimini evinde özel hocalar eşliğinde aldıktan sonra orta öğrenimini tamamlamak üzere Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'ne gönderildi. Burada aldığı disiplinli eğitimin yanı sıra dillere karşı büyük bir yatkınlık gösterdi. Dil öğrenmek onun için çok kolaydı. Kısa süre içerisinde İngilizce, Fransızca ve Rumca dillerini akıcı şekilde konuşabilecek seviyeye ulaştı. Tarihler 1919 yılını gösterdiğinde, anne ve babasıyla beraber teyzesi Mihri Müşfik Hanım'ın yaşadığı İtalya'nın başkenti Roma'ya seyahat etti. Roma günlerinde teyzesinden ilk ciddi resim derslerini alırken, aynı zamanda İtalyanca dilini de dağarcığına ekledi. Sanat tutkusu iyice alevlenen Asaf, 1920 yılında Fransa'nın başkenti Paris'e geçerek Montparnasse bölgesinde ünlü ressam Namık İsmail'in atölyesinde çalışmalarına devam etti.
Genç yaşta kazandığı üstün dil yeteneği sayesinde şu dilleri yetkinlikle konuşabiliyordu:- İngilizce
- Fransızca
- Rumca
- İtalyanca
Berlin Akademisi ve Sanatsal Varoluş Mücadelesi
Sanat eğitimini daha profesyonel bir seviyeye taşımak isteyen ailesi, onu 1921 yılında Almanya'nın başkenti Berlin'e gönderdi. Bu karar hayatını tamamen değiştirdi. Berlin'e ayak bastığı o zorlu dönemde sağlık durumu tekrar bozuldu. Hastalığı nüksedince genç yaşta bir göğsü ameliyatla alındı. Bu ağır travmaya rağmen sınavlarını kazandığı Berlin Güzel Sanatlar Akademisi'nde Prof. Von Arthur Kampf'ın sınıfında derslere başladı. Akademide eğitim gördüğü 1923 yılında, Türk resminin bir diğer önemli ismi Fikret Mualla ile sınıf arkadaşı olma şansını yakaladı. Aynı yıl, kısa bir süreliğine Berlin'e gelen Ali Avni Çelebi ile görüşme fırsatı buldu. Bu önemli görüşme Berlin'de gerçekleşti. Özgün tarzını yansıtan portreleri 1924 senesinde Almanya'daki saygın sanat dergilerinde yayımlanınca, ismi sanat camiasında ilk kez duyulmaya başlandı.
Yurda Dönüş ve İnas Sanayi-i Nefise Yılları
Akademideki son yılında babasının, Türk Kurtuluş Savaşı sonrasında siyasi nedenlerle amcası Cemal Bey ile Mısır'a kaçması, genç yaştaki Hale Salih'i derin bir geçim sıkıntısıyla karşı karşıya bıraktı. Maddi imkansızlıklar nedeniyle eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalan Hale Salih, 1924 yılının Nisan ayında İstanbul'a geri döndü. İstanbul'da sanat çalışmalarına devam eden ressam, 1924-1925 yılları arasında İnas Sanayi-i Nefise Mektebi'ne kaydolarak eğitimini sürdürdü. Burada Türk resim sanatının iki usta ismi Feyhaman Duran ve İbrahim Çallı'nın öğrencisi olarak atölye çalışmalarına katıldı.
