Nobel ve Pulitzer ödüllü yazar William Faulkner, 25 Eylül 1897 tarihinde ABD'nin Mississippi eyaletine bağlı New Albany kentinde dünyaya gözlerini açtı. Geliştirdiği bilinç akışı tekniği ve çoklu anlatıcı yöntemiyle modern romanda devrim yapan yazar, eserlerinde güney toplumunun çöküşünü büyük bir ustalıkla işlemiştir. Dönemin popüler ve sade yazarı Ernest Hemingway'in aksine, oldukça uzun ve son derece karmaşık cümle yapılarıyla örülü bir anlatımı benimseyen Faulkner, toplumsal çöküşün üzerindeki soylu ailelerin çöküşünü sarsıcı bir üslubla aktarmayı başarmıştır. 6 Temmuz 1962 tarihinde Byhalia'da geçirdiği ani bir kalp kriziyle hayata veda eden bu efsanevi kalem, ardında edebiyat dünyasını derinden sarsan ölümsüz eserler bırakmıştır. O, edebiyatta sınırları zorlayan bir dehaydı.
Güneyli Bir Çocuðun Sıra Dışı Gençlik Yılları ve Arayışları
Demiryolu şirketi sahibi Murry Cuthbert Falkner ve Maud Butler çiftinin en büyük erkek evladı olan William Cuthbert Faulkner, üç erkek kardeşiyle birlikte Mississippi'de büyüdü. Amerikan İç Savaşı'nın ardından ekonomik sarsıntı geçiren aile, yazar henüz beş yaşına girmeden hemen önce Oxford kasabasına göç etti. Küçük yaşta eğitimi yarım bırakan yazar, okul hayatından hızla uzaklaştı. Büyükbabasının kurucusu olduğu First National Bank bünyesinde çalışmaya başlasa da bu işe hiçbir zaman ısınamadı. 1914 yılında, hayatının dönüm noktalarından biri olan avukat Phil Stone ile tanıştı. Genç yazarın içindeki büyük potansiyeli hemen sezen Stone, onu yazmaya devam etmesi için sürekli yüreklendirdi. Bu dostluk onun sanat yolculuğunun temel taşı oldu.
Gençlik yıllarında büyük bir aşkla bağlı olduğu Estelle Oldham ile evlenmek istese de bu hayali ailevi baskılar nedeniyle suya düştü. Estelle'in 1918 yılında avukat Cornell Franklin ile dünyaevine girmesinin ardından derin bir bunalıma sürüklenen genç William, teselliyi akıl hocası Phil Stone'un yanına giderek aradı. Burada Winchester silah fabrikasında çalışmaya başladı. Yaşamı boyunca kullanacağı soyadındaki meşhur 'u' harfi, bir memurun yazım hatası sonucu buradaki kayıtlarda ortaya çıkmıştı. Kısa boyu nedeniyle ABD Hava Kuvvetleri'ne kabul edilmeyen yazar, Kanada Hava Kuvvetleri'nden gelen teklifi tereddüt etmeden kabul etti. Kabul edilmek amacıyla kendisini İngiliz gibi göstererek aksan dahil pek çok yalan söyledi. Eğitim görürken Toronto'da aktif göreve çıkamadan savaş bitti. Oxford'a döndüğünde ise yakınlarına adeta cepheden cepheye koşmuş gibi abartılı savaş hikayeleri anlattı.
Savaş gazisi ünvanıyla Oxford'da bir süre rahat bir hayat sürdükten sonra, lise diploması olmamasına karşın gazilere sunulan özel kontenjandan yararlanarak Mississippi Üniversitesi'ne kaydolmayı başardı. 1919 yılının Ağustos ayında 'L'Apres-Midi d'un Faune' adlı ilk şiiri saygın The New Republic dergisinde okurla buluştu. Kampüs gazetesinde şiirleri yayımlanırken, okul yıllığı için de çeşitli çalışmalar yaptı. Üniversitede üç dönem okuduktan sonra eğitimini yarıda bırakıp New York'a yerleşti. Burada bir kitapçıda asistanlık yaptı. Aynı yılın sonunda memleketine dönerek üniversitede postane müdürü oldu. Hayatının bu döneminde marangozluktan boyacılığa, Rum lokantasında bulaşıkçılıktan ateşçiliğe kadar pek çok geçici işte çalıştı. Postanedeki görevini ihmal edip sürekli kitap okuduğu ve mektupları kaybettiği için bir müfettiş denetiminin ardından istifa etmek zorunda kaldı. Ardından izci oymakbaşılığı yaptı fakat aşırı alkol kullanımı nedeniyle bu görevinden de ayrılması istendi. 1924 yılında annesine ithaf ettiği ilk şiir kitabı The Marble Faun basıldı ancak beklenen yankıyı uyandırmadı. Faulkner daha sonraları şiir yazmayı bıraktığını ancak şiirsel ögeleri düzyazı eserlerinde yaşatmayı sürdürdüğünü dile getirmiştir.
Edebiyatta Devrim: Ses ve Öfke'den Hollywood Senaristliğine
1926 yılında Avrupa seyahatine çıkarak Fransa ve İngiltere'yi gezen yazar, aynı yıl ilk romanı olan Soldiers' Day'i yayımladı. Ertesi yıl yayımlanan ikinci romanı Mosquitoes ise yazarın en zayıf çalışması olarak değerlendirildi. 1929 yılına gelindiğinde Faulkner, köklerine dönerek büyük büyükbabasının İç Savaş anılarını temel alan ve doğup büyüdüğü toprakları anlatan üçüncü romanını yazdı. Aynı yıl, yazarın edebiyat dünyasında kalıcı bir iz bırakmasını sağlayan ilk büyük başyapıtı Ses ve Öfke okurla buluştu. Deneysel anlatım tarzı, yoğun şiddet ve cinsellik ögeleri barındıran bu eser, soylu Compson ailesinin çöküşü üzerinden toplumsal bozulmayı gözler önüne seriyordu. Bilinç akışı tekniğiyle yazılan bu dev eser, psikolojik derinliği olan dört farklı karakterin gözünden aktarılmıştı. Roman büyük bir üne kavuşmasını sağlasa da yazarın kronikleşen maddi sıkıntılarını tamamen çözmeye yetmedi.
Paraya olan gereksinimi nedeniyle Hollywood'da senaryo yazarlığı yapmaya karar verdi. Beyaz perde için kaleme aldığı ilk çalışma, kendi 'Turn About' adlı öyküsünden uyarlanan 1933 yapımı Today We Live filmi oldu. Özel hayatında ise 1929 yılında çocukluk aşkı Estelle Oldham ile nihayet dünyaevine girdi. Bu evlilikten Jill adında bir kız çocukları dünyaya geldi. Yazım projelerinin nihayete ermesine yakın zamanlarda alkol sınırlarını sıklıkla fazlasıyla aşan yazar, klinik olarak bir alkolik olmamasına karşın sağlık sorunları sebebiyle sıklıkla hastanelik oluyordu. Bu kontrolsüz içki nöbetlerinden biri yüzünden Ocak 1936'da ilk defa sanatoryuma yatırılmak zorunda kaldı.
Zirvedeki Yıllar, Ödüller ve Beklenmedik Veda
1949 yılında kazandığı görkemli Nobel Edebiyat Ödülü ile uluslararası bir saygınlığa ulaştı. Ayrıca 1955 ve 1962 yıllarında iki kez prestijli Pulitzer Ödülü'ne layık görüldü. Yazarlık kariyerinin yanı sıra 1954 ve 1961 yılları arasında ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesinde görev alarak çeşitli ülkelerde konferanslar verdi. Hayatının son dönemine damga vuran talihsiz kaza ise 17 Haziran 1962'de yaşandı. Atıyla gezinirken geçirdiği şiddetli düşüş vücudunda tromboza neden oldu. Bu rahatsızlık, 6 Temmuz 1962 tarihinde Byhalia'da 65 yaşındayken ölümcül bir kalp krizi geçirmesine yol açtı.
Faulkner'ın edebiyat tarihine bıraktığı en önemli eserler kronolojik olarak şöyledir:
- The Marble Faun (Mermer Pan) (1924) - Şiir kitabı
- Soldiers' Day (Askerin Ücreti) (1926)
- Mosquitoes (Sivrisinekler) (1927)
- The Sound and The Fury (Ses Ve Öfke) (1929)
- Sartoris (1929)
- As I Lay Dying (Döşeğimde Ölürken) (1930)
- Sanctuary (Kutsal Sığınak) (1931)
- Kırmızı Yapraklar (1931)
- Doktor Martino (1931)
- That Evening Sun (1931)
- Light in August (1932)
- Abşalom, Abşalom! (1936)
- The Wild Palms (If I Forget Thee, Jerusalem / Çılgın Palmiyeler) (1939)
- The Hamlet (1940)
- The Bear (Ayı) (1942)
- Go Down, Moses (Kurtar Halkımı Musa) (1942)
- Knight's Gambit (1949)
.jpg?width=640)