Timothy Simon Smith, sinema dünyasında bilinen adıyla Tim Roth, 14 Mayıs 1961 tarihinde İngiltere’nin Londra kentinde dünyaya gözlerini açtı. Ressam bir anne ile gazeteci bir babanın oğlu olan sanatçı, heykeltıraşlık hayalleriyle çıktığı yolda yönünü oyunculuğa çevirerek beyaz perdenin en özgün aktörlerinden biri oldu. Genç yaşta adım attığı bu büyülü dünyada, sıra dışı karakterlere hayat vererek küresel sinema sektöründe adını altın harflerle yazdırmayı başardı. Boğa burcunun güçlü özelliklerini taşıyan 65 yaşındaki deneyimli aktör, hem oyunculuk hem de yönetmenlik alanındaki çalışmalarıyla adından sıkça söz ettiriyor.
Sanattan Sahneye Uzanan Yolculuk
Gençlik yıllarında heykeltıraş olma arzusuyla yanıp tutuşan Roth, eğitim hayatına Londra’daki Camberwell Sanat Okulu’nda başladı. Sanat okulundaki günlerinin ardından oyunculuk kariyerine adım atmaya karar verdi. Henüz 18 yaşındayken rol aldığı “Made in Britain” adlı televizyon filmindeki ırkçı dazlak karakteriyle ilk ciddi oyunculuk deneyimini elde etti. Televizyondaki bu ilk deneyiminin sonrasında, sahip olduğu ismi ve kendine has fiziksel görünümü sebebiyle sinema dünyasında uzun süre Yahudi rollerine uygun görülen bir aktör oldu. İngiliz aktör, 1984 yılında Stephen Frears’ın yönettiği “The Hit” filmindeki acemi katil rolüyle sinema dünyasında tüm dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. Roth, seksenli yıllarda birçok yapımda rol aldı. Doksanlı yılların başında Robert Altman imzalı “Vincent and Theo” filminde Vincent Van Gogh karakteriyle izleyici karşısına çıktı. Tom Stoppard’ın “Rosencrantz & Guildenstern Are Dead” filmindeki etkileyici performansı ise ona uluslararası alanda büyük bir şöhret kapısı araladı.
Tarantino ile Yükseliş ve Hollywood Dönemi
Başarılı aktör, ünlü yönetmen Quentin Tarantino’yu derin bir etki altında bırakarak 1992 yapımı “Reservoir Dogs” filminde Mr. Orange rolünü kapmayı başardı. Bu efsanevi film, oyuncunun Hollywood kapılarını ardına kadar açmasını sağlayan en önemli dönüm noktası oldu. Ortaklıklarını sürdüren ikili, 1994 yılında sinema tarihine geçen “Pulp Fiction” filminde ve ardından 1995 yılında “Four Rooms” projesinde yeniden bir araya geldi. Sanatçıya kariyerinin en büyük başarısını getiren yapım ise tarihi drama türündeki “Rob Roy” oldu. Bu filmdeki benzersiz performansıyla En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında Oscar, Altın Küre ve BAFTA adaylıkları elde etti. Çok yönlü sanatçı, 1996 yılında Woody Allen’ın “Everyone Says I Love You” adlı müzikal komedisinde Drew Barrymore ile sahneyi paylaştı. Komik tavırlarıyla izleyicileri eğlendirmeyi başardı. Farklı türlerdeki yapımlarda yeteneğini sergileyen aktör, “The Legend of 1900” filminde Danny T. D. Lemons 1900 karakteriyle izleyicinin hafızasına kazındı.
Öne Çıkan Filmleri
- Reservoir Dogs (1992)
- Pulp Fiction (1994)
- Four Rooms (1995)
- Everyone Says I Love You (1996)
- Million Dollar Hotel (2000)
- Planet of Apes (2001)
Yönetmenlik Deneyimi ve Yeni Projeler
Aktörlükle yetinmeyen Roth, 1999 yılında Alexander Stuart’ın romanından sinemaya uyarlanan “The War Zone” filminde yönetmenlik koltuğuna oturdu. İlk yönetmenlik denemesinde olumlu eleştiriler topladı. 2001 yılına gelindiğinde Tim Burton imzalı “Planet of Apes” filmindeki General Thade rolüyle kariyerinde devasa bir adım daha attı. Deneyimli İngiliz aktör, tüm dünyada geniş kitlelere ulaşan Harry Potter serisinde yer alan Severus Snape rolünü oynaması amacıyla kendisine sunulan teklifi reddetti. Günümüzde çok sayıda sinema projesi üzerinde aktif olarak çalışmaktadır. Ünlü yönetmen Quentin Tarantino’nun 2008 yılında vizyona girmesi heyecanla beklenen “Inglorious Bastards” filminde Roth’un da rol alacağına dair güçlü dedikodular kulislerde konuşuluyor.
